'Agresif olmaktan başka şansımız yok'

'Agresif olmaktan başka şansımız yok'
'Agresif olmaktan başka şansımız yok'
Heykeltıraş, mimar, tasarımcı ve akademisyen Yılmaz Zenger, 44A'da açtığı 'Agresif' başlıklı sergisinde her taraftan kuşatıldığımız umutsuzluğa meydan okuyor ve içindeki kirlenmeden heykelleriyle arınıyor.

Serginin, iddialı bir ismi var. İşler mi agresif, sanatçı mı?
Agresif çünkü öyle bir dünyada yaşıyoruz ki pek çok şey var; karşı durmak zorunda kaldığımız ve bütün bunların bir bölümünü dışarıya vuruyoruz; bir bölümünü içeri atıyoruz. İçimize attıklarımız bir mikrop gibi içimizde büyüyor. Bunu bir şekilde tekrar dışarıya yansıtıp bunlardan kurtulmak zorundayız. Gezi’de çocuklar, birliktelikleriyle müziğin, mizahın, yazının üzerinden arındılar; ben de heykellerim üzerinden...

Heykelleriniz çok yüzeyli. Bir açıdan bakınca öfkeli, baskın agresif çizgiler, diğer bir açıyla sakin ve yumuşak bir form sergileyebiliyor.
Benim heykellerimin özelliği bu. Bir kerede ya da bir açıdan algılanması mümkün değil. Bu benim dünyaya bakışımdaki çeşitlilikten de kaynaklanıyor. Duygu ve düşünceyi, aklımla bir karşılıklı çarpışma, atışma içinde forma dönüştürüyorum.

Nasıl evrelerden geçiyor bu üretim süreci?
Heykeller, kafamdaki hikâyeler. Nasıl bir yazar bir olay başlatır ve ipucundan yola çıkıp hikâye yazarsa, heykeller bir anlamda benim söz ustalığımı gösterdiğim alan. Bir roman, bir şiir ya da bilimsel bir makale de yazsam söyleyiş biçimim, üslubum kalır. Heykellerle şiir de yazıyorum, hikaye de roman da bilimsel makale de... Hepsini forma dökebilmek önemli. Burada en önemli sorun, soyutlama. Çok uzun bir zihinsel süreç var ardında. Kafamda oluşuyor; pişiyor artık öyle bir noktaya geliyor ki, hızla hayata geçirebiliyorum. Kafamda bir sürü hikâyeyle dolaşıyorum.

Bu süreçte ‘agresif’ olmanızın nedenleri neler?
Bilim adamlığı tarafımın, sanatçı tarafımın, vatandaş olmanın, politikaya bakan yüzümün getirdiği bir yığınak var. Bütün bu yığınaklar bir araya geliyor. Agresif olmaktan başka bir şansım kalmıyor.

“Benim heykellerim insanlar gibi...”

Sergide yer alan heykellerin malzemelerinden ve tekniklerinden söz edebilir misiniz?
Heykellerimde, matematik bir iskelet, temel taşıyıcısı. Binlerce geometrik form var; bir cebir satırına sığan. Mantık biliminin tanım ve terimleri bilgisayar ortamına taşındığında, akıl yürütmenin geometriye dönüşümü başlar. Bir NURBS geometrisi sadece iki çemberle bir elipsoidi tanımlar. Bir paraboloid, görmeden de varlığı bilinen odak noktası tanımlar. Mantığını, işlevini sonsuzdan gelen bütün çizgilerin birleştiği noktadır, deriz. Bu, matematiğin getirdiği bir arınmadır. Benim heykelde yaptığımın bilgisayar dünyasındaki karşılığıdır NURBS mantığı. Benim elim işe değiyor. Matematiksel yüzeyler makinede üretilip gelmiyor. Kendime ana formlar ürettim. Biçimlerden oluşan bir kelime haznem var. Kelimeleri seçip konuşurcasına, heykellerim için de o matematiksel formları bir araya getiririm.

Sergide, Arap harflerinin formlarından kaligrafik işler de var.
Çocukluğumda Osmanlıcayla, Arap harflerinin süzülmüş dinamizmiyle tanıştım. Latin alfebasinde sanatçılar daha çekici fontlar yapmaya gerek duyar çünkü harfler, çok kuru olduğu için cazip hale getirmeye çalışırlar. Oysa Arap harflerinde, bir anlamda Çin ve Japon alfabesinde de geçerli ama orada benim kafamdaki dinamizm yok. Bu, el hareketinden, yazma darbesinden doğuyor. Bir anlamda insanın bedensel enerjisinin de dökümü. Bu birçok heykelimin içinde saklıdır; bazen kolay algılanır bazen fark edilmez bile.
Mobius bantlarını da gizledim bir önceki sergimde. Bir özle iç içe yaşamaya başladığınızda, düzlükler, üçüncü boyut ve duygular biçim kazanır. Heykellerin en alt katmanını fark etmek için onlarla bir arada yaşamak gerekir. İnsanlar gibi benim heykellerim. Bir arada yaşamak lazım; zaman içinde söyleyeceklerini, içindeki katmanları açar ve farkınıza varmanızı sağlar.

Nasıl bir görme biçimi önerebilirsiniz izleyiciye?
Ben kelimelerden, ayrıntılardan başlayarak finale koşarım. İzleyicinin algısının başlama noktası ise finaldir.

İzleyicinin heykeli anlamak için entelektüel bir birikime gereksinimi var mı?
Anlamak diye bir şey yok. Bir şeyden tat almayı öğreniriz; bir şeyi fark etmeyi. Hissetmeyi. Anlaşılsın diye beklentim yok. Adlandırmak zorunda da değiliz. “Ben bunu anlamıyorum” çok anlamsız bir laf. Anlamak değil onunla bir ilişki kurmaya çalışırsınız. Bu, bir duygudur. Baktığınız anda oluşması gerekmez; zaman içinde sizi etkiler.

Yılmaz Zenger’in ‘Agresif’ başlıklı heykel sergisi 15 Mart’a kadar 44A Sanat Galerisi’nde. Tel: 0212 233 33 80