Ahmet Kaya bambaşka bir şeydir, başlı başına bir olaydır

Ahmet Kaya bambaşka bir şeydir, başlı başına bir olaydır
Ahmet Kaya bambaşka bir şeydir, başlı başına bir olaydır
Sevinç Eratalay, beş yıl aradan sonra 'Kalbin Nerde?' diye soruyor insanlığa. 80'lerde meydanlarda devrim şarkılarıyla hayat bulmuş Eratalay için değişen bir şey yok. Keza memlekette şarkı yazılacak mesele çok...
Haber: BERRİN KARAKAŞ - berrin.karakas@radikal.com.tr / Arşivi

Sevinç Eratalay’ın Ada Müzik’ten çıkan ‘Kalbin Nerde?’ albümünün konukları bol. Yavuz Bingöl, İlkay Akkaya, Bandista ve Metin Kahraman’ın katkılarıyla bazen hüzünlü, bazen coşkulu, bazen acılı, bazen umutla meydanlara çağıran bir müzik. Filistinli çocuk gerillalar da var, çiçek tozan bir bahar gününün umudu da, ‘Mahir Yoldaş’a da selam var, Ahmet Şık’ın karısı Yonca Şık’a da. Eratalay ile protest müzikten türküye, 12 Eylül’den bu günlere sohbetteyiz... 

Beş yıl aradan sonra ‘Kalbin Nerde?’ diye soruyorsunuz, en acil soru bu olsa gerek?
Sadece ülkemizde değil tüm dünyada insanlar kalbin nerde olduğunu unuttular. Vicdanlarını unuttular aslında. Kalbinin sesi vicdanında insanın. “Onu öne çıkar, insanız biz” diyorum. 

İlk şarkı ‘Kadınım’da Başbakan’ın meşhur sorusu “Kadın mı kız mı?”ya da dokunduruyorsunuz.
Hepsi sonuçta bu düzenin, sistemin bize yaşattığı acılar, tasalar, endişeler… Mutluluklar da tabii aynı zamanda. Sistemin getirdiği bu kaos ortamından kaynaklanan insanların birbirlerinden uzaklaşması, birbirlerine sert davranmaları çözülmeyecek sorunlar değil. Erkeklerin kadınlarla ilgili meseleleri de öyle. Sevgililerini, karılarını döverken kendilerini de bir kadının doğurduğunu nasıl unutabiliyorlar? Bunu hiç düşünmüyorlar mı? Bu yüzden de insanın herkese hatırlatılması gerekiyor. Bu yüzden sorulması gerekiyor: “Kalbin nerde?”
Bu ülkenin başbakanının ne olursa olsun “Kadın mı kız mı?” diye bir cümleyi kurmaması lazım. Anne, sevgili, eş, kadın, kız… bunların hepsi aynı şeydir. Belden aşağı böyle bir cümle insanı çok aşağılayan bir şey. Toplumun görevi sadece gidip oy vermek değil. Seçtiği insanları aynı zamanda denetleme görevi de var. Bizim hayatımız o 350 elin kalkıp inmesi. Senin hakkını istedikleri gibi kullanabilirler. Bizim söz hakkımızın da olması, siyasilerin yaptıklarını denetlememiz de gerekiyor. Toplum yıllardır bundan çok uzaklaştırıldı. 

Siz solun en coşkulu zamanlarında Dev-Yol çatısı altında pek çok insanın birleştiği zamanlarda yaşadınız gençliğinizi. O günlerden bugüne bakınca neler söylersiniz? İlk besteniz 82’de Mamak’ta yazdığınız ‘Zor Günler’i düşününce mesela, ‘Zor Günler’ devam ederken, o kadar çabaladık de ne oldu diyor musunuz?
O dönemle çok karşılaştıramıyorum aslında. Ama şunu söyleyebilirim, hiç umutsuzluğa kapılmadım. Evet keşke başarabilseydik. Toplum hazırdı çünkü. Biz hazırdık. Toplum senin arkanda yoksa tek başına elli kişi, yüz kişiyle basın açıklaması yapmakla olmuyor. O dönemi o zor ve çetin günleri yaşayanlar bilecek. Bize yapılan baskının ötesinde, benim serzenişim o kadar hazır olup da dağılıp gitmemizdir. Ama dediğim gibi bütün hayatım boyunca hiç olumsuzluğa kapılmadım. Bir şekilde mücadele bu. Tohumu atıyorsun, çiçek büyüyor, soluyor, suluyorsun yine açıyor. Biliyorsun ki o tohum orada. Sularsan yine büyür. 

Bandista’nın albümdeki varlığı da sürpriz olmalı sevenlerinize...
Bir tarz değişikliği var tabii bu albümde. Derdimizin gençler olması lazım. Her şey çok karışık. Onlara bir şeyler anlatacaksak eski klasik tarzdan çıkmak gerekiyor. Onların sevdiği, beğendiği şeyler yapmak. Sanatçı toplumun analizatörüdür derler. Daha sert bir patlamanın ifadesi diyebiliriz o rock tarzına. 

‘Küçük Gerilla’ parçasını da Filistin’e adamışsınız. Bu topraklardaki küçük gerillaları da içeriyor mu bu?
Solcuların hep ilgilendiği bir alandır Filistin. Oradaki o çocuklar, onların medyaya, ekranlara yansıyan mücadeleleri. Çocukların yıllardan beri askerlerin karşısında göğsünü açıp “Hadi gelin” diyen resimleri çok etkileyici tabii. Bu şarkıda bütün çocuklar birleşti aslında. Oradaki gitarlar sadece Filistinli çocukların değil Kürt çocukların da bir patlaması. Kendi topraklarımızdan beslenmezsek kafamızı dışarıya uzatamayız zaten. Mesela bana “Niye hiç Kürtçe söylemedin?” diyenler var. 

‘İleri Demokrasi’ şarkısındaki “Devlet sana bir suç temin edecektir” tam da son durumumuzu anlatıyor değil mi?”
Böyle ileri demokrasi olmaz. Suçun yoksa devlet sana bir suç temin ediyor. Böyle bir duruma düştük. O sorduğun bu dönemi bizim dönemle karşılaştırma sorusuna geldik bak şimdi. 12 Eylül’e bakarsan orada bir şey vardı hakikaten, bir faaliyet vardı. Ama şimdi öyle bir şey de yok. Söylenen “Sen memleket meselelerine karışma arkadaş.” Burada yaşıyorum nasıl karışmayayım? Şuradaki kaç yıllık binamı yıktırmam desen bile sen suçlu oluyorsun. 12 Eylül öncesi muhalefet suç sayılmıyordu, şimdi suç sayılıyor. Oysa ki yıkıcı olmadıktan, eline silah alıp Meclis’e yürümedikten sonra, basın açıklamanı yaparsın, yürüyüşünü yaparsın…
Sizin müziğiniz için de protest müzik deniyor. Son yıllarda etkisi o kadar güçlü değil protest müziğin. Bir Ahmet Kaya yok mesela…
Evet çok yapılmıyor ama rockçılar da protest müzik yapıyor sonuçta. Radikal ve siyasi söylemlerin olduğu müzikler var. Ahmet Kaya’ya gelince, o başka bir şeydi. Hiç siyasi bir şey söylemedi. Ben söylüyorum mesela. O bambaşka bir şeydi. Başlı başına bir olay. “Dağ gibi patlar giderim” diye sevgilisine, karısına söylüyor gibi ama bıraktığı etki bambaşka. Geçenlerde mesela bir televizyonda 12 Eylül’ü tartışıyor solcular, ülkücüler… Berbat bir tartışma. Faşistler solculara vuruyor “Sizin yüzünüzden bu hale geldi” diye. Seviyesiz solcular kendilerini aklama peşinde. Aklıma ilk gelen biriniz Ahmet Kaya’dan “Giderim” şarkısını çaldırsın ve çekip gitsin oldu. “Biz buyuz arkadaş. Arkasındayız yaptığımız her şeyin” desin. İşte Ahmet Kaya’nın bana bıraktığı etki böyle. Bir de Kürt olması çok önemli tabii o isyankârlığının gücünde. O zaman daha derin oluyor protest taraf. Biz ağaçlandan meyve falan toplayan güzel çocuklarız.
Sevinç Eratalay/ Kalbin Nerde?/ Ada Müzik