Ailem olmasaydı ben de olmazdım

Ailem olmasaydı ben de olmazdım
Ailem olmasaydı ben de olmazdım
Haber: İPEK İZCİ / Arşivi

Onun için, babaanne, dede başta olmak üzere çevresindeki herkesin müzikle iç içe olmasıyla açılıyor nota dolu o koca odanın kapısı. Ailede hemen herkes müzisyen olunca, ona da müzik yapmaktan başka şans kalmıyor. Adı: Fora Baltacıgil. Kontrbas sanatçısı. Hikâyesinin başladığı yıl 1983; yer İstanbul . Daha dokuz yaşındayken yarı zamanlı olarak konservatuvara başlıyor Fora Baltacıgil. Ortaokuldan üniversiteyi bitirene kadar İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda tam zamanlı olarak eğitimini sürdürüyor. Bu süreç içerisinde öğretmeni bizzat babası... Kontrbasa dokuz yaşında başlamış olsa da daha küçük yaşlarda İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Sanatçısı babası Yaz Baltacıgil ile provalara gidiyor, sahnede kontrbas grubunun yanına oturuyor. Notaları bilmese de çalanları izlemek onun için büyük bir heyecan kaynağı. Yıllar sonra Baltacıgil, Philadelphia’ya Curtis Enstitüsü’nde iki yıl eğitim almaya gidiyor: “Curtis’e gitmeseydim, bu okulda öğretmenlik yapan Edgar Meyer ve Harold Robinson gibi müzisyenlerle çalışmayı rüyamda bile göremezdim”.

15 yaşında ilk konserini verene kadar yüzlerce, binlerce insanın karşısında konserler vereceğin bilmiyor elbet Fora Baltacıgil, ama sahnenin verdiği heyecanın bir tadına vardıktan sonra yapmak istediğinin müzisyenlik olduğunu fark ediyor: “İnsan enstrümanına âşık olduktan sonra onu koruyup vücudunun bir parçası gibi özenle bakmaya başlıyor. Hal böyle olunca enstrümanınla hayatının çizgisi birleşiyor”.

23’ünde Minnesota Orkestrası’nda başkontrbasçı olan, 25’inde dünyaca ünlü viyolonsel sanatçısı Yo Yo Ma’yla çalışan genç kontrbasçı, Delaware Senfoni Konçerto, Caprio Genç Sanatçı ve Mac Phail Müzik Yarışmalarında birinci geliyor. Yetmiyor, niye yetsin zaten? Yıl oluyor, 2009, Baltacıgil bu sefer dünyanın en iyi orkestralarından biri olan Berlin Filarmoni’ye kabul edilen ilk Türk müzisyeni unvanını kapıveriyor. 2012 Haziran’ında ise 350 sanatçının arasında yapılan sınavın yarı finaline davetli olarak çağrılıyor, iki gün boyunca uzun soluklu sınavlarda çalıyor. Başarılı bulununca sınavdan New York Filarmoni Orkestrası’nın solo kontrbasçısı unvanıyla çıkıyor. Bu arada Baltacıgil’in işbu orkestranın tarihindeki ilk Türk müzisyen olduğunun notunu düşelim...

“Eğer dedelerimden biri asker, diğeri müfettiş-avukat olmasaydı, babam senfoni orkestrasında 38 sene boyunca çalmasa, annem öğretmen olmasa, ben devletin sunduğu konservatuvar sisteminde yetişmesem belki Berlin ve New York Filarmoni’yi rüyamda Almanya’nın, Amerika’nın yeni futbol takımları olarak görecektim” diyen Baltacıgil, yetiştiği aile ortamında nasıl mal mülk, ev, araba, cep telefonu sahibi olunur sohbetleri yerine insan, doğa ve müzik sevgisi ile ilgili konuların konuşulduğunu anlatıyor. Bu tür sohbetlerin bir müzisyenin gelişiminde önemli bir yer aldığına inanan Baltacıgil, klasik müziğin yaygınlaştırılması için halka bedava konserlerle ulaşılması gerektiği görüşünde. İlkokul öğrencilerinin belli aralıklarla orkestra provalarını ve konserleri izlemelerinin sağlanması, açık hava konserleri yapılması, konser salonlarının insanların kolay ulaşabileceği yerlerde olması gerektiğinin altını çizen Baltacıgil, ekliyor: “Bu işin eğitimini alan öğrencilere burslar sağlanmalı, senfoni orkestralarının kadroları genişletilmeli, klasik müziğin turistik bir eğlence zihniyetinden kurtarılması gerekli. Ayrıca Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı da birbirinden bağımsız bakanlıklar olarak çalışabilmeli, böylece sapla samanı da karıştırmamalı”.

27 Eylül ’de İstanbul Haliç Kongre Salonu’nda, 28 Eylül’de ise İzmir Efes Amfi Tiyatro’da kardeşi çellist Efe Baltacıgil ile Berlin Filarmoni’nin solistleri olarak konser verecek olan Fora Baltacıgil, son olarak hepimize 2013 Mayısı’nda New York Filarmoni’nin İzmir ve İstanbul’da konser vereceğini müjdeliyor…