Akademi Nazım Hikmet'i görmezden geldi!

Akademi Nazım Hikmet'i görmezden geldi!
Akademi Nazım Hikmet'i görmezden geldi!
Boğaziçi Üniversitesi, yeni kurulan kültür ve sanat araştırma merkezine Nazım Hikmet'in adını verdi. Merkezin müdürü Prof. Dr Murat Gülsoy, burayı farklı disiplinlerin birlikte çalışacağı bir merkez olarak kurduklarını, edebiyat ve sosyal bilimler alanında tezleri destekleyip çalışmalar yapacaklarını anlattı. Gülsoy'a göre "Nazım Hikmet üzerine çalışmak, hem modern Türk edebiyatını hem de modern Türk tarihini çalışmak demek."
Haber: CEM ERCİYES - cem.erciyes@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye ’nin en saygın üniversitelerinden birinde, Boğaziçi Üniversitesi’nde artık Nazım Hikmet’in adını taşıyan bir araştırma merkezi var: Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi. Bugün Orhan Pamuk’un da bir konuşma yapacağı törenle açılacak olan merkezin Türk edebiyatına ve akademik dünyasına önemli bir katkı sunacağı muhakkak. Merkezin müdürü Prof. Dr. Murat Gülsoy’la konuşup nasıl kurulduklarını neler yapacaklarını konuştuk.
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi nasıl kuruldu, bu inisiyatif nasıl gelişti?

Boğaziçi Üniversitesi’nde bildiğiniz gibi sosyal bilimler çok gelişmiştir, bu alanda çalışan çok yetkin hocalarımız vardır. Onların içinde Türk Dili Edebiyatı başta olmak üzere, Batı Dilleri Edebiyatları, Çeviri Bilim, Tarih, Yakın Tarih gibi bölümler biraya gelerek disiplinler arası bir merkez kuruyorlar geçtiğimiz yıl. Bu merkezin adının Nazım Hikmet olarak verilmesi de ayrıca Nazım Hikmet üzerine çalışmaların daha yoğun olacağını söylüyor ama sadece onunla sınırlı değil. Ona özel bir vurgu yapılıyor çünkü Nazım Hikmet 1938 ile 1965 yılları arasında hiç yayımlanmadı. Bir tarihe kadar vatandaşlıktan çıkartılmış ve sakıncalı bir yazar olduğu için aslında akademi Türkiye’de Nazım Hikmet’i tamamen görmezden gelmiştir. O yüzden Nazım Hikmet’le ilgili akademik çalışmalar 2000’lerde yeni yeni ortaya çıkmaya başladı. Oysa ki Nazım Hikmet hem modern Türk edebiyatı açısından hem Türk siyasi ve sosyal hayatı açısından kritik öneme sahip bir yazar, şair. Onu çalışmak, modern Türk edebiyatını ve modern Türk tarihini çalışmak demek. Dolayısıyla bize heyecan veriyor. Nazım Hikmet’ten yola çıkarak daha geniş alana yayılacak çalışmalar yapılacak.

Araştırma merkezinin kurulma sürecinde Nazım Hikmet’in ailesinin onun mirasını yaşatan, bugüne taşıyanların da bir katkısı, etkisi oldu mu?

Tabii ki. Örneğin biz yeğeni Ayşe Yaltırım’la görüştük. Onlar da çok heyecanlandılar ve bu konuda en azından bir manevi destek veriyorlar bize. Hakikaten bazı şeyleri kayda geçirmek, onları düzenli şekilde biriktirmek önemli ve bu da üniversitelere düşen bir görev. 

 
Prof. Dr. Murat Gülsoy


Nazım Hikmet arşiviyle ilgili de bir sorumluluğunuz, çalışmanız olacak mı?

Biz Nazım Hikmet’in bibliyografyasını internet üzerinde paylaşılır hale getirdik. Onun yazmış olduğu ve onun üzerine yazılmış her şey taranabilir halde. Onun hakkında yazılmış her şeyi topluyoruz kütüphanede, bu da bir tür arşiv. Nazım Hikmet’in kişisel arşivi diyebileceğimiz bir şey bizde yok, aslında pek bir yerde de yok çünkü çok dağınık. Şimdiye kadar yapılmış en önemli çalışma Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın yaptığı çalışmadır. Onlar çok daha önce bu işe başlayıp gelişkin bir kitaplık da oluşturmuşlardı. Ben yakın zamanda onlarla da görüştüm. Onlar da çok olumlu karşıladılar bu girişimimizi. Zaten bugün bizim açılışta yayımlanacak Can Dündar’ın yaptığı belgesel de onların girişimiyle toplanmış görüntülerden oluşuyor.

Yani ‘siz araştırma merkezi kurdunuz, buyurun bu mektuplar da sizde dursun’ diyen olmadı. Peki bu tür tekliflere açık mısınız? ‘Elinde Nazım’la ilgili malzeme olanlar bize getirsin’ çağrısı yapmak ister misiniz?

Tabii ki. Sadece o değil, biz Nazım Hikmet üzerine yapılan çalışmaları desteklemek istiyoruz ve bağışlara da açığız. Belirli bir fon oluşturup bunu araştırmalara dağıtmak istiyoruz. Mesela her sene (illa Nazım’la ilgili olması gerekmiyor) bir tez ödülü vereceğiz. Bir araştırma projemiz var yeni başlayan Nazım Hikmet’in yaşayan şairler üzerindeki etkisini araştırıyoruz. Bunu gidip bizzat o şairlerle konuşup, video kayıtlarını yapıp sözlü tarih çalışması şeklinde yapacağız.

Başka ne tür faaliyetleriniz olacak?
Biz belli başlı araştırma projeleri yapacağız. Mesela öyküler üzerinden Türkiye tarihi taraması gibi bir projemiz de var. Ya da internet üzerinde ‘Nazım’ın hikayesi’ diye, içinde dolaşabileceğiniz hem onun hayatının önemli duraklarını ve eserlerini anlatan hem de bunu çeşitli videolar ve uzman görüşleriyle aktaran bir tür internet belgeseli hazırlıyoruz. Bunu da bir ay içinde açacağız. Bir de etkinliklerimiz olacak, her ay bir Nazım Hikmet konferansı yapacağız akademik çalışmaların sunulabileceği, disiplinlerarası karşılaşmalar diye bir panel dizisi yapacağız. Ben Ayfer Tunç ile geçen yıl yaptığım ‘Diyaloglar’ı artık bu çatı altında devam ettireceğim. Ama şehrin içinde bir yerde olacak. Yani sadece okulun içinde değil, daha şehre, kamuya açık bir kültür merkezi gibi de davranmak istiyoruz. Unutmamak gerekir ki burası aslında kültür ve sanat araştırmalarını desteklemek için kurulmuş, adı Nazım Hikmet konulmuş bir merkez.

Nazım Hikmet’in Açlık Grevi adında bir sergi açıyorsunuz. Bu sergi ne anlatıyor, niye bu sergiyle başlamayı seçtiniz?

Sergi Nazım Hikmet’in açlık grevi hadisesini anlatıyor. Nazım Hikmet 1938’den 1950 yılına kadar haksız yere ceza çekmiş bir aydın ve şair. 1950’de iktidar değişip yeni af yasalarından bahsedilirken bir açlık grevi başlatıyor. Biz bunun sergisini şairin mağduriyetini anlatmak için yapmıyoruz. Bizim buradaki amacımız, bu açlık grevi sürecinde Nazım Hikmet’e destek veren çok muazzam bir kitle oluşuyor. Bu bir aydın kitlesi içinde şairler, mimarlar, gazeteciler var. İmzalar toplanıyor, bir dünya kamuoyu oluşturuluyor. İlk kez belki Türkiye’de böyle bir sivil hareket olarak devlete karşı aydınlar bir araya geliyor, ‘burada bir haksızlık var bunu düzeltin’ diyorlar. Orhan Veli gidip üç gün açlık grevi yapıyor, Tanpınarlar imzalar topluyorlar. Sergiyi Zafer Toprak hocamız hazırladı ve onun tezi bunun Türk entelektüel hayatında bir kırılma noktası olduğu yönünde. Tıpkı Fransa’daki Dreyfus davası gibi.

Buradan şunu anlıyorum: Boğaziçi Üniversitesi, Nazım Hikmet’in Türk edebiyatının Türk şiirinin en önemli ismi olduğu ön kabulüyle araştırma merkezine de onu adını vermeyi seçti. Siz hem burayı yöneten bir akademisyen hem bir yazar, edebiyatçı olarak cevaplar mısınız: Sizin için Nazım Hikmet ne ifade ediyor? Hem bir şair, hem bir entelektüel hem de politik bir kişilik olarak?

Nazım Hikmet çok büyük çok yönlü bir kişilik olduğu için bir yönünü öne çıkartıp diğerlerini yok saymak mümkün değil. Onun dünya görüşünü, edebiyatını ve yaşadıklarını birbirinden ayırt etmek de mümkün değil. Ama beni yazar olarak en çok onun modern Türk edebiyatının kurucu bir figürü olması etkiliyor. Bütün yazdıklarında o türler arası denemelerini ve farklı, modernist diyebileceğimiz anlatım tekniklerini ilk kez, hem de başarıyla uygulamış. Uzun süre unutulduğu, okunmadığı için bizim edebiyatımızda ilginç bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize 30’larda 40’larda yayımlanmış ama yayımlanmamış metinleri biz 60’ların sonunda 70’lerde ilk kez okuduk. Böyle bir zaman farkıyla onun modernliğine tekrar girmiş olduk. Bu beni heyecanlandırıyor. Mesela onu Oğuz Atay’a, Ayfer Tunç’a getiren bir çizgi var. Memleketimden İnsan Manzaraları’yla Tutunamayanlar ve Bir Deliler Evi arasında bir süreklilik var... Nazım’ı sadece kendi ikonografisi içinde değerlendirmemek lazım. Onun yarattığı etkiler çok daha geniş ve hayatımızın da içinde.

Detaylı bilgi için: www.nazımhikmetmerkezi.com