Akın Gazi: Fatih'e göre Beyazıd bir hippiydi

Akın Gazi: Fatih'e göre Beyazıd bir hippiydi
Akın Gazi: Fatih'e göre Beyazıd bir hippiydi
"Da Vinci's Demons"daki 2. Beyazıd rolüyle dünya çapında tanınan Akın Gazi ile Hürriyet'ten Sinem Vural konuştu. Kıbrıs Türkü bir aileden gelen genç oyuncu Londra'da büyümüş. The Cut'ta birlikte çalıştığı Fatih Akın için 'Fatih Akın tabular hakkında film yapacak kadar cesur biri." diyor

Türk insanının adınızı neden bu kadar geç duyduğuyla başlayalım...Geç olması hiç olmamasından iyidir! İnsanlar hayatlarının farklı evrelerinde olgunlaşır. Genç yaşlarımda daha keyfiydim, kariyerime bugünkü kadar odaklanmamıştım. O zamanlar sadece eğleniyordum, şimdi iş ve oyunun dengesini yakaladım.

Kıbrıslısınız. Aileniz Kıbrıs’tan ne zaman ayrıldı? Londra’da nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Babam 1968’de, adadaki şiddet nedeniyle ayrılmış Kıbrıs’tan. 14 yaşındaymış daha... İngilizce bilmiyormuş, o yüzden adaptasyon süreci daha da sıkıntılı geçmiş. Annem ise Londra’da doğmuş, sonra bebekken Kıbrıs’a dönmüş.
Dört yılını orda geçirip yine geri gelmiş. Şanslıyım ki benim çocukluğum normal geçti. Ailem bana ve kardeşime rahat bir hayat yaşatmak için çok çalıştı. Zor günlerde dahi babam bizim eğitimimize çok önem verdi. Hatırlıyorum da cebinde son 5 pound’u varken bile aç bırakmadı bizi. Bu arada beni de kendisiyle çalışmaya götürürdü. Küçük asistanı olarak televizyon, elektronik tamiri yaparken izlerdim onu...

Kıbrıs ya da Türkiye ’ye gider gelir misiniz?Anneannem 1989’da beni Kıbrıs’a götürmüştü. Askeri kışlayı ziyaret etmiş, ailemin büyüdüğü yerleri görmüştüm. Ondan sonra Kıbrıs’a tekrar gitmedim ama Türkiye’ye birkaç kez geldim. Köklerimle ilişkilerim biraz karışık aslında. Ailem ulusalcı ve Kemalistti. Ben bu ortamda büyüdüm. Yetişirken Türk kibrini reddettim, “Bence tüm insanlar aynı” dedim, bir şekilde isyan ettim ve köklerimi reddettim. Ama yaşlandıkça Türk kökenime döndüm. Türk kültürünün nasıl katmanlı ve hayran bırakacek kadar zengin olduğunu fark ettim. Türkiye dünyanın merkezinde ve kendime Türk demekten de mutlu oluyorum. İlk kez İstanbul ’a geldiğimde kendimi eve dönmüş gibi hissettim ve İngiltere’de asla tam olarak hissetmediğim kabullenişi fark ettim.



AİLEM OYUNCU OLUP FAKİR KALMAMDAN KORKUYORDU

Oyuncu olmaya ne zaman karar verdiniz?
Her zaman insanları güldürmeyi severdim. Farklı kostümler giyip sesimi değiştirip taklitler yapardım. Sanki başka bir şansım yokmuş gibi hissettim. Hayalimi takip ettim ve tutkum beni bu noktaya getirdi. Ama ailem bu konuda beni desteklemedi.

Nasıl yani?
Benim için korkuyorlardı çünkü aktör olursam hayatım boyunca fakir kalabilirdim.

Siz korkmadınız mı bundan?Hayır, bütün bu engellerin üstesinden geldim. Hayal gücüm ve yapabileceğine inanacak kadar büyük bir egom vardı.

Küçükken en çok Prince ve Michael Jackson taklitleri yaparmışsınız.
Uydudan MTV izlerdik. Uydular yüzünden bahçemiz NASA uzay üssüne benziyordu, çünkü babam üç tane uydu anteni kurmuştu. Müziği çok sevdiğimden sürekli MTV izliyordum. Hatta Michael Jackson ve Prince’in videolarını kaydediyordum. Hâlâ Prince’i çok severim, muhteşem bir müzisyendir. Ama artık onu taklit etmiyorum. Ergenlik döneminde Prince’i taklit ederek kadınlar konusunda başarılı olurum diye düşünmüştüm. 16 yaşındaki bir erkeğe göre bu önemli bir şeydi (gülüyor).

“Da Vinci’s Demons” dizisinde şehzade 2. Beyazıd’ı oynuyorsunuz. “Black Fold” filminde de prenstiniz. Saltanat doğanızda mı var?
Her zaman bir prens olmak istemişimdir (gülüyor). Eski ev sahibim bana “Arap prensi” diye seslenirdi. Ben de “Türk prensi de” derdim. Şaka bir kenara soylu birini oynamak eğlenceli. Birkaç dakikalığına da olsa Bayezid’in yerinde olmak benim için büyük bir onur. Fatih Sultan Mehmet’in tarihimizdeki yeri büyük. Başarıları neredeyse onu insan üstü bir varlık yapıyor. Bayezid ise babasının gölgesinden kurtulmaya çalışıyor. Aynı Jimi Hendrix’in rock gitaristi olmak isteyen oğluymuş da sürekli babasının ne kadar iyi olduğu hatırlatılıyormuş gibi!



BAYEZİD BABASI FATİH’İN AKSİNE BİR HİPPİYDİ

“Da Vinci’s Demons”a ikinci sezonda katıldınız. Seçmeler nasıldı?
İki kez görüşmeye gittim ve kendimi “bu rolü oynamak kaderimde var”a ikna ettim.

Neden?
Babam küçükken kafamı Osmanlı hikayeleriyle doldururdu ve bu hikayeler beni her zaman büyülerdi. Göçebe bir kabilenin dünyanın en büyük imparatorluğunu kurması beni etkilemişti. Yönetmen, senarist ve yapımcıya seçmelerde hikayeyi baştan sona bildiğimi, bu adamın ruhunu anladığımı söyledim. Babasına kıyasla Bayezid bir hippiydi. Bayezid suyu iyileştirmeyi, dünyanın en iyi hastanelerini yaptırmayı, işçilerin haklarını önemsiyordu. Babası ya da oğlu Selim gibi savaş yanlısı değildi.

Dizide konuştuğunuz Türkçe eleştirilmişti. Bu eleştiriler sizi nasıl etkiledi? Türkçenizi geliştirdiniz mi?
Yetişirken çok fazla Türkçe konuşmadığım için normal olarak bir aksanım var. Eleştiriler de beni üzdü. Çünkü herkesi hayal kırıklığına uğrattığımı düşündüm. O zamandan bu yana Türkçemi geliştirmek için çok sıkı çalışıyorum. Cesaret, bir dili konuşmaktaki en büyük etken. Dizinin ikinci sezon final bölümünde Türkçemin daha iyi olduğunu hissediyordum. İlk intiba unutulacak gibi değil ama her fırsatta Türkçem İngilizcem kadar iyi olsun diye çalışıyorum.

Peki ya üçüncü sezon?
Ne yazık ki hiçbir bilgi veremem, beni bağışlayın.

FATİH AKIN TABULAR HAKKINDA FİLM YAPACAK KADAR CESUR

Biraz da Hrant karakterini canlandırdığınız “The Cut”tan bahsedelim. Film hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu arada filmin senaryosu nedeniyle Fatih Akın’ın da eleştirilere hedef olduğunu hatırlatayım.Fatih Akın tabular hakkında film yapacak kadar cesur biri. “The Cut” da büyük sanat eserlerinin yaptığı gibi statükoyu sorguluyor. Bence bütün Türkler bu filmi izlemeli. Geçmişimizle yüzleşmeliyiz. Bu güzel filmde insanlık çekirdeğe kadar soyuluyor, tek ulus olmanın en iyi ve kötü yanları gözler önüne seriliyor.

Tahar Rahim ile yeniden aynı projede olmak nasıldı?
Tahar bana Robert De Niro’nun gençliğini anımsatıyor çünkü gözleriyle her şeyi anlatabiliyor. “Black Gold” filminde de kardeşi canlandırmıştık. İkimiz de Fatin Akın’ın filminde oynamak istiyorduk ve iki sene sonra bu hayal gerçek oldu.

Peki Fatih Akın?
Fatih Akın ile çalışmak benim hayalimdi. O sadece muhteşem bi sanatçı değil aynı zamanda muhteşem bir insan. Onun yönetmenliğini deneyimlemek eşsiz bir deneyimdi. Sonuçta zekası, duygusallığı ile eşleşerek beyazperdeye yansıdı. Bence “The Cut” Ermeniler ile Türkleri bir araya getirecek, tam da bu nedenle bu filme dahil olmaktan gurur duyuyorum. Fatih sette eşitlikçi bir atmosfer yarattı. Herkes çok önemliydi ve enerjimiz çok yüksekti. Yani gerçek bir liderdi. Rolü çıkarmam için bana yeterli alan sağladı. Rol hakkındaki fikri o kadar netti ki elinizde olmadan onun perspektifinden bakıyorsunuz. Çekimlerden çok güzel anılarımız var, özellikle biri aklımdan çıkmıyor. “Cenaze sahnesinde gözyaşı görmek istiyor musun?” diye sordum, “Senin değil ama izleyicinin ağlaması gerek” dedi.

SON NEFESİME KADAR OYUNCULUK YAPMAK İSTİYORUM

Yönetmenler neden size genellikle Arap rolleri veriyor?
Muhtemelen damarlarımda Arap kanı olduğu için... Ama gerçekten de neden İngiltere ve Amerika’da Türk rollerinden çok Arap rollerinde yer aldığımı ben de bilmiyorum. Benim işim adapte etmek ve şanslıyım ki birçok ulusa uyan bir yüzüm var.

Aktör olarak hedefiniz nedir?Eğer bir gün Oscar kazanırsam aptal bir herife dönüşmeden son nefesime kadar oyunculuk yapmak... David Lynch, Martin Scorcese ve tekrar Fatih Akın ile çalışmak isterim.

Peki ya bir gün Türkiye’de çalışmak?
İnşallah bir gün çalışırım. Ve Türkiye’de çalışırken de geleceğim batıda mı yoksa doğuda mı karar veririm.