Al Pacino rock Pacino!

Al Pacino rock Pacino!
Al Pacino rock Pacino!
Aldığı bir hediye sonucu hayatını gözden geçiren yaşlı bir rock yıldızının, sadece varlığından haberdar olduğu oğlu ve ailesiyle yakınlaşma çabalarını anlatan 'Danny Collins', özellikle Al Pacino'nun enfes performansıyla görülmeye değer.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

DANNY COLLINS (Not: 3.5/5)
Yönetmen: Dan Fogelman
Oyuncular: Al Pacino, Annette Bening, Bobby Cannavale, Jennifer Garner
Yapım: 2015, ABD
Süre: 106 dakika 

Herkes gibi yaşlı rock'çıların da yolun sonuna doğru geriye dönüp bakma ve bazı duraklara zamanında neden uğramadığının muhasebesine girme hakkı vardır... ‘Danny Collins’, özetle böylesi bir hesaplaşmaya soyunan bir karakterin hikâyesini, zaman zaman hüzünle örülmüş sahneler eşliğinde anlatıyor.
‘Crazy, Stupid, Love’, ‘Last Vegas’ gibi filmlerin yanı sıra ‘Cars’, ‘Cars 2’, ‘Bolt’ türü kayda değer animasyonların yazarı olan Dan Fogelman, senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı ilk yönetmenlik çalışmasında boy aynasının önüne taşıdığı kahramanı vesilesiyle seyircisini de kulak verilecek bir müzikal yolculuğun tanıklığına davet etmiş.

Önce öykü diyelim: Yıl 1971... Genç ve yetenekli müzisyen Danny Collins, bir müzik dergisi için söyleşi veriyor. Collins’in, en sevdiği müzisyen olan John Lennon’ın da adını zikrettiği söyleşide karşısındaki gazeteci nihayetinde konuşmayı mealen şu noktaya taşıyor: “İleride şöhret için seni bozar mı?” Şimdiki zamana geldiğimizde karşımızda artık kariyerinin sonlarında bir rock yıldızı görüyoruz. Para , şöhret, yeni bir nişanlısının yanı sıra hâlâ kendisine tapan hayranlarının doldurduğu konserler. O, adeta ‘resmi’ şarkısı olan ‘Hey, Baby Doll’u söylüyor, salondaki herkes ona eşlik ediyor. Sonrasında yaş günü gelip çatıyor. Hayattaki en önemli dostu ve menajeri Frank ona muhteşem bir hediye veriyor. Yıllar önce verdiği söyleşiyi okuyan John Lennon, Collins’e kimi tavsiyeleri de içeren bir mektup yazmış ve iletmesi için söyleyişi yapan gazeteciye yollamıştır. Lakin gazeteci bu değerli hazineyi ileride yüksek fiyatla satmak üzere bir kenara koymuş ama hayatını kaybedince de mektup ortalıktan kaybolmuştur. Frank, bir koleksiyonerden aldığı mektubu yıllar sonra asıl muhatabına, Collins’e verir ve bu noktadan sonra, ‘yaşlı kurt’ eski defterleri tekrar gözden geçirmeye koyulur. Bu yolda da gençliğinde konser sonrası birlikte olduğu bir gruppie’den olan oğlu Tom kapısını çalmaya karar verir. Lakin daha önce kendisiyle görüşmeyi reddeden Tom, karısı ve minik kızıyla birlikte bu kez Collins’e nasıl davranacaktır?..

İçinden ‘Imagine’ geçen her şey...

‘Danny Collins’, heyecan verici bir konser gibi başlıyor. Adeta sevdiğimiz bir sanatçı karşımıza kendisini yenilemiş, taptaze besteleriyle bizi tekrar sarıp sarmalamıştır. Ve fakat belli bir süre sonra tekrar eski parçalarına ve konser rutinine dönüyor. Ama atmosferden bir şekilde hoşlanıyoruz ve her şey klişe gibi gelse de konserden mutlu ve mesut ayrılıyoruz. Fogelman, özellikle dramatik anlardan faydalanmaya koyulurken bu tür hamlelerle bir anlamda ‘Hollywood klişeleri’ne göz kırpmış. Ama film belki benim de içinde bulunduğum yaş kuşağı için o denli güzellikler ve kıymetli anlar içeriyor ki -mesela içinden John Lennon klasiği ‘Imagine’ geçen her şey benim için çok makbuldür-, klişeler bir noktadan sonra hoş görülebilir bir hal alıyor.

Ayrıca karşımızda öyle etkileyici bir kadro var ki, onların varlıkları ve son derece gerçekçi kıldıkları karakterler, filme bambaşka tat veriyor. Mesela Al Pacino Danny Collins’te muhteşem bir ‘yaşlı rocker’ kompozisyonu çiziyor, keza Christopher Plummer benzer şekilde işinin ehli menajer... İkisinin birlikte yer aldığı her sahne, özel ışıltılar yayıyor. Annette Bening, Collins’in ilgi duyduğu ve bir nevi son bestesine ilham kaynağı olan otel müdiresinde, Bobby Cannavale oğul Tom’da, Jennifer Garner gelin Samantha’da benzer şekilde gayet iyiler.

Klişeleriyle güzel
Son dönemde müzisyen öykülerinin ağır bastığı kimi filmler izledik. Sean Penn’in başrolünü üstlendiği ‘Olmak İstediğim Yer’, Jeff Bridges’li ‘Crazy Heart’ ya da Coen Kardeşler’in bence son başyapıtları niteliğindeki ‘Sen Şarkılarını Söyle’ gibi. ‘Danny Collins’ sanırım öyküsündeki kimi kıvrımlar nedeniyle 2000 tarihli ‘Almost Famous’a yakın duruyor. Baba-oğul çekişmeleri bakımından da Robert Duvall ve Robert Downey Jr.’lı ‘Yargıç’a...
Sonuç? Evet, film klişelere göz kırpıyor ama özellikle Al Pacino’yu böylesi bir karakterde izlemek, John Lennon’a selam sarkıtmak, ‘Imagine’ı, ‘Working Class Hero’yu hatırlamak, müzisyenlerin kendine özgü hikâyelerinde dolaşmak keyif veriyor. Dolayısıyla ‘Danny Collins’ izlenmeli derim...

*******
ORTADA BİR MEKTUP GERÇEKTEN VAR
1971 yılında ilk albümü ‘An Acoustic Confusion’ı çıkaran İngiliz rockçı Steve Tilston, kendi halinde bir müzik dergisi olan Zig Zag’e konuşur. Söz konusu söyleşide Tilston’a hayallerinin ötesinde bir zenginliğe ve şöhrete kavuşması halinde söz yazarlığının etkilenip etkilemeyeceği sorulur. Tilston yıllar sonra konuya ilişkin şunları söyler: “O dönem yolun başında olmama karşın kasıntı, iddialı bir yeni yetme şarkı yazarı olduğum için etkileyeceğini söylemiştim. Ama bu konuyu bir daha hiç düşünmemiştim.” Tesadüf bu ya, yönetmen Dan Fogelman 2005’te Steve Tilston’a yazılmış bir mektubu satın alan ve bunu doğrulatmak isteyen Amerikalı bir anı koleksiyoncusuyla tanışır. Bu mektup, İngiliz müzisyenin kahramanlarından John Lennon tarafından yazılmıştır.

Lennon, Zig Zag’deki makaleyi okumuş ve Tilston’a bir müzisyenin hem zengin hem de ünlü olmanın yanı sıra kendini bozmayabileceğini hatırlatırken, “Zengin olmak insanın düşünceleri açısından tecrübelerini değiştirmez” şeklinde seslenmiştir. Tilston gerçek ortaya çıktktan sonra mektuba ilişkin şunları söyler: “Çok dostane bir şekilde kaleme alınmıştı. Böyle duygular beslediğim için beni hor görmüyordu. Hatta mektubun son cümlesinde bana ‘Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsun?’ demiş ve ev telefonun numarasını da yazmıştı.” Fogelman, “Tilston, Lennon’ı arasaydı kariyerinde neler değişirdi” diye düşünur ve ilk uzun metrajlı çalışması ‘Danny Collins’ işte bu fikirden yola çıkılarak çekilir. Zaten filmin girişinde “Gerçek bir hikâyeden hafif değişiklerle uyarlanmıştır” cümlesini göreceksiniz.