Alaturka bir cümleye virgül olmak

Alaturka bir cümleye virgül olmak
Alaturka bir cümleye virgül olmak

Nev sanat müziğine, çocukluğunun uzun araba yolculuklarından epey aşinaymış.

Nağmeli sesiyle tanıdığımız Nev, herkesin ruhuna işlemiş ünlü sanat müziği şarkılarını yorumladığı bir albüm yaptı. Nev'e göre sanat müziğinin hikâyesi mutlaka devam etmeli, kendisi de bu hikâyede bir virgül olmaya razı
Haber: CEREN AKARDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - İki katlı, bahçeli evleri, çocukların birbirini kovaladığı sokaklarıyla İstanbul’un mahalle havasını yitirmeyen güzide köşelerinden Koşuyolu’nda şirin bir kafedeyim. Nev’le ‘gül bahçesi’ dediği bu mekânda son albümü bir ‘Bir Nev-i Alaturka’ sebebiyle buluştuk. Koşuyolu ve çevresi aynı zamanda Nev’in büyüdüğü ve hâlâ kopamadığı mabedi.
Nağmeli sesine zaten alışık olduğumuz Nev, Pasaj Müzik etiketiyle çıkan albümde, hemen herkesin aklının bir köşesine ya da ruhuna işlemiş Türk sanat musikisinin dokuz önemli şarkısını seslendirmiş. Tabii kendi yorumu ve düzenlemeleriyle. ‘Sevmekten Kim Usanır’la başlayan şarkılar, ‘Mazideki Aşk’, ‘Deniz’de Akşam’, ‘Akşam Misafiri’, ‘Kimseye Etmem Şikayet’, ‘Ben Küskünüm Feleğe’, ‘Sensiz olmam’, ‘Şimdi Uzaklardasın’ ve ‘Ey Büt-i Nev Eda’yla yaklaşık 50 dakika boyunca bizleri farklı bir geçmişe götürüyor. Tek kişilik bir orkestra misali hemen hemen tüm enstrumanlarını Nev’in çaldığı albüm, iki yıllık bir hazırlığın ürünü. “Alaturka hikâyesinin devam etmesi lazım, bu hikâyenin bir cümlesinin içerisinde virgül olabilirsem çok mutlu olacağım.” Sözleri ve bu işi yaptığı için ne kadar mutlu olduğunu açık eden ses tonuyla sohbetimiz kahkahalar eşliğinde ilerliyor.

‘Kimseye Etmem şikâyet’e yabancı değilsiniz aslında, daha önce de bir albümde söylemiştiniz.
Ercan Saatçi’nin prodüktörlüğünde ‘Mucize Nağmeler’ isimli bir albüm yapılmıştı ben de orada mırıldanmıştım ama o kadar iyi değildi. O projenin amacı farklı insanların, tarzları olmayan parçaları yorumlamasıydı. Ben aslında biraz daha farklı düşünmüştüm ama münkün olmadı. 

Düşündükleriniz nelerdi peki? Bu albümün fikri o günlere mi dayanıyor?
Zaten hep var olan bir şeydi çocukluğumdan gelen. Yazları ailecek arabaya toplaşıp tatile giderken dinlediğim şarkılar bunlar ve tabii daha da fazlası. Behiye Aksoy, Zeki Müren... Aklının bir köşesinde kalıyor ve müzikal olarak yeteneklerini daha da keşfedince cesaretleniyorsun. Ama tabii ki konu çok hassas, layık olabilmek için çok çalışmak gerek. Albümün isminin ‘Bir Nev-i Alaturka’ olmasını özellikle istedim. Asıl amacım şarkı yazmak ve üretmek ama bu albüm, farklı bir sürecin başlangıcı.

Başka Türk sanat müziği albümleri de mi gelecek yani.
Kesinlikle. Adım adım daha koyu şarkılara ilerleyeceğim. O kadar geniş ki musikimiz. Buradan giden Rumların da bize kattığı o kadar güzel eserler var ki ve o kadar birbirinin içine girmiş ki bu iki kültür... Klişe bir söylemden yola çıkarsak gelecek nesillere bunları aktarıp bizlerden önce ortaya çıkmış güzelliklerin devamını sağlamak önemli. Bu şarkılar hayatıma o kadar çok muhabbet kattı ki.

Albüm için bir ev kiralayıp orayı stüdyoya çevirmişsiniz ve neredeyse tüm enstrümanları siz çalmışsınız.
Tambur, lavta, cümbüş, ud, banco, cura, klarnet, elektrik-perdeli-perdesiz-akustik-on iki telli akustik, klasik gitarlarlar gibi birçok enstruman çaldım ve böylece ‘bir nev-i’likle ilgili esprileri yakalamaya çalıştım. Normal stüdyolara gittiğin zaman bitirmek zorunda olduğun bir süre var, sıkışıyorsun, üretimin kısıtlanıyor. Amacım belli bir kaliteyi, hiç bir izolasyonun olmadığı bir stüdyo ortamında yakalayabileceğim iddiasıydı küçük ekibimle birlikte. İsteyen adam evde de şahane bir albüm yapabilir dedirtmek ve kendi albümümü kendim üretmekti aslolan. Çünkü birkaç kişi haricinde Türkiye’deki aranjörlerin ve prodüktörlerin yeterli ve iyi niyetli olmadığını, sadece ticari olarak ilerlediklerini düşünüyorum. İyi olanların da ikisinin arasındaki dengeyi doğru kuramadığını... Parçaları söylerken mahçup olmamak için başımızda bir de sanat danışmanı ağabeyimiz, hocamız Hasan Esen vardı. 

Şarkı seçimlerini neye göre yaptınız?
Hayatın içinden olmalarına dikkat ettim. Bugüne yansıyabilmelerine, insanların duyunca mutlu olacakları şarkılar olmasına, algılanabilme seviyesi yüksek olan şarkılar olmasına... 

‘Keyif adamı’ diyebiliyor muyuz sizin için?
Bu konuyla ilgili evet. Muhabbet ve keyif adamı... Garip bir şey oluştu bende bu albümle birlikte, kendimi ilk defa şarkı söylerken yakalıyorum. Hafiften demlendiğimiz zaman bir anda ‘Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgarına’ patlatıyorum. Bir yerlere gidince mikrofon uzatırlar ya; kendi şarkımı söyleyince herkes pek katılamıyordu ama şimdi patlatıyorum şarkıyı ve hemen herkes eşlik ediyor. Rahatladım.

Böyle bir albüm yaptığınız için kimse şaşırmadı herhalde. Pek çok şarkınızda alaturka nameler vardı zaten.
‘Zor’un içinde vardı, ‘Mühürlü Kaderim’, ‘Efkârlıyım’... Nev demek türlü-çeşitli tarz demek. Kendim inanmasam, bilmesem ya da çok çalışmasam böyle bir şeye kalkışmazdım. Zaten ben kakışsam sanat danışmanım beni durdururdu. 

Denizciliğiniz ve dalgıçlığınızın olduğunu biliyoruz hatta tespih koleksiyonu, fotoğrafçılık falan diye gidiyor merak alanları...
Babam kaptandı denizcilik oradan geliyor. Karedenizlilik de var tabii doğma-büyüme İstanbulluyum ama köken Giresun. Eskiden tatilköylerinde gitar çalarken gündüzlerim boş oluyordu ben de sörf ve dalış yapıyordum, hâlâ da dalıyorum. Denizcilik yapmak, üretmekle ilgili derdimin içerisindeki en büyük kaynaklardan biri. Hayalim de -eğer becerebilirsem- bir teknem olsun ve içini stüdyo yapıp orada yaşayayım. Fotoğrafçılık ya da tespih koleksiyonu hep bana kalsın istediğim şeyler. Ney üflemeyi istiyorum bir de ama sadece kendim için.

Farkı şeyler yapmayı seviyorsunuz sanırım. Peki ileride bir dizide, filmde oyunculuk yapmak ister misiniz mesela?
Kliplerimde izleyip beni aktör zanneden yabancılar var. Birçok konuda yeteneğim olduğunu biliyorum fakat doğru destek ve yönlendireme gerekir. Yapabilir miyim bilemiyorum ama bir de hayalim var; Türkiye’deki müziğin görsel hafızasını oluşturabilmek. İcracı, oyuncu ya da senaryo yazım tarafında olabilirim bilemiyorum. Tangonun bir görsel hafızası var, latin müziklerinin, salsanın da, var da var... Ama Türk sanat musikisi denince? Günahı ne bu müziğin? Sadece Sema farklı...