'Alaycı kuklaların' dilinden çarpıcı ve korkunç gerçekler

'Alaycı kuklaların' dilinden çarpıcı ve korkunç gerçekler
'Alaycı kuklaların' dilinden çarpıcı ve korkunç gerçekler
Güney Afrikalı çok yönlü sanatçı William Kentridge'den, Alfred Jarry'nin 'Übü'süne dahice bir yorum: Ubu and The Truth Commission. Video, çizgi film, kukla gibi araçlardan da faydalanan oyun; Afrika'daki apartheid rejimine dair çarpıcı sözler ediyor.
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Kara mizahı ve alaycı üslubuyla derinden etkileyen 'Ubu and The Truth Commission' adlı oyun, canlandırma videolarıyla, çarpıcı olağanüstü kuklalarıyla William Kentridge ile Handspring Puppet Kumpanyası'nın mükemmel bir işbirliği.
Bu yıl İstanbul Bienali'nde, Büyükada Splendid Oteli'nin içindeki video enstalasyonuyla çok ses getiren, Güney Afrikalı değerli sanatçı William Kentridge, 'Ubu and The Truth Commission'ı hem yönetti, hem video ve film projeksiyonunu gerçekleştirdi, hem de bu plastik görselleri tasarladı. 1955 doğumlu Kentridge, hemen hemen tüm sanat dallarına el atar. Dehasını dış dünyasıyla harmanlayarak, dünya tarihine, özellikle kendi memleketinde yaşanan acılara ve zorluklara gönderme yapar. Alfred Jarry’nin ahlaksız karakteri Ubü’yü uyarlarken de iktidarın deliliğini ve çürümüşlüğünü ortaya çıkarıyor. Güney Afrika’nın siyasal ve sosyal gerçeğini gözler önüne sermek için de bazı teknik imkânlardan yararlanıyor: Video, çizgi film, kukla ve teatral oyunlar gibi…
Apartheid’in (Afrika dilinde 'ayrımcılık') korkunçluğu ve iğrençliğini, yani 1948-1994 yılları arasında Ulusal Parti Hükümeti tarafından uygulanan ırkçı ayrımcılık sistemini, 'Gerçeğin Bilinci Komitesi'nde' tanıklık yapan şahitler huzurunda anlatırken, 1994 yılında ilk demokratik seçimin yapılmasıyla oyunu bitiriyor. Bu 'komitede' kurbanlar ve zalimler karşı karşıya; vahşi ve korkunç bireysel acıların yaşandığı, fantasmagorik kaçışları olan, gerçeğe birebir bağlı zengin ve dönemeçli bir piyes ortaya çıkmış. Gösteride kuklalar, oyuncuların performansı, müzik, canlandırma videoları ve belgesel filmler iç içe geçmiş.
Oyunda Baba Übü, apartheid’in işkence ve zulüm yöntemlerini temsil ediyor (Polis kuvvetlerini, katilleri, ispiyoncuları ve politikacıları). Apartheid’daki işkencelere-cinayetlere-sekse aç insanların rezilliği anlatılıyor. 
Dramatik bir ışık eşliğinde, üç başlı dev bir köpek, bir masanın üstünde eğilip bükülüyor. Her üç hayvan da konuşuyor ve ağızlarını tehditkar bir şekilde kocaman kocaman açıyor. Kukla oynatıcıları onlara ses veriyor. Bu usta üç kuklacı Gabriel Marchand, Mandiseli Maseti ve Mongi Mthombeni. Sahneye beyaz fanilası, slip donu ve çizmeleriyle çıkan ve bütün gösteriye bu kılıkta devam eden Baba Ubu (Dawid Minaar), zarafetten nasibini almamış; itici ve korkutucu… Karşısında Anne Ubu (Dusi Zofuka) çok şişman ama zencilere has kıvraklığı ve eğlenceli vücut diliyle vakur ve matrak; kendisini aldattığını zannettiği kocasını hizaya getireceğine yüzde 100 emin. Oyundaki entrika Anne Ubu’nün, kocasının her gece nerelere kaybolduğunu merak etmesi. Nihayet Anne Ubu, kocasının onu başkasıyla aldatmadığını, cinayetler işlemeye gittiğini keşfetmesi ve rahat bir nefes alması üstüne kurulmuş. Piyesin dramatik akışında, metaforik bir öykü olan karı-koca arasındaki aldatma hikâyesi yer alıyor. Anne Ubu’nün trajikomik bir üslupla, Baba Ubu’nün eve uğramayıp gece hovardalık yapmasını aşağılayıp alay etmesi, Apartheid’in (ayrımcılığın) yıkıcı ve zalim karmaşasına bir gönderme niteliğinde.

KOMEDİ UNSURU ÖN PLANDA
Ubu çifti sayesinde komedi unsurunun ön plana çıktığı bir oyun. Baba Ubu karakteri bir kahraman değil; bu adam cinayetlerin, işkencelerin baş sorumlusu; şeytani yanı ağır basan bu adam, çocuksu ve açgözlü yanıyla seyirciyi gülümsetiyor. Baba Ubu’ye Niles adında bir timsah kukla ve sorumluluktan sıyrılmak için kelime oyunları ve mizahıyla taktikler veren Brutus adında bir gardiyan kukla eşlik ediyor. İnsan yüzlü, ezilmişlerin gözlerini çağrıştıran kuklaların önünde Baba ve Anne Ubu, askeri ve idari mercileri temsil eden hayvan ağızlı kuklalarla dans ediyorlar.
William Kentridge’in video montajları, acı gerçeği göstermenin çok zor olduğu anlarda imdada yetişiyor: Örneğin Baba Ubu’nün suçluluk duygusundan kurtulmak, kirlenmişliğini temizlemek için yıkandığı duş sahnesi çok etkileyici… Bir şekilde komik unsur, güçlü ve acıklı duyguları dengeliyor ve oyunun zalim bir şiddet gösterisine dönüşmesini engelliyor. Pinti, aptal, acımasız ve kaba bir tiran. Karısı vefasız ve şeytanca kurnaz.
Piyesin tekstini yazan Jane Taylor, Alfred Jarry’nin Ubu’sünü kullanarak apartheid sonrasının gerçeklerini ortaya koyuyor ve o zaman diliminin eleştirisini yaparak, tarihe ışık tutuyor.

KİNDAR BİR POLİTİK SINIF
 
Alfred Jarry, 1896 yılında karı-koca Ubu’leri hayal ettiğinde, mecazi anlamda zalim ve kindar bir politik sınıftan bahsetmek istemişti. Jarry’nin Ubü’sü kuklalar için yazılmıştı. Tam bir yüzyıl sonra William Kentridge kendi sürrealist hiciv yeteneğini 'Gerçeğin Bilinci Komitesi'nde tanıklık edenlerin şehadetleriyle birleştirerek artistik hayal gücünü kolektif zihinle pekiştirerek ortaya karışık bir oyun çıkarmış. Kentridge, biraz Shakespeare, biraz Brecht, biraz nükte, biraz belgesel bir arada bir karışım yapmış.
'Gerçeğin Bilinci ve Barışçıl Komitesi', iki bölümden oluşuyordu. Ama Kentridge yalnızca birinci bölümüyle ilgili. Nitekim Kentridge’in anne babası antiapartheid (ırkçı ayrımcılığı yapmayan) militanlardı, öyle ki küçük yaşından itibaren memleketindeki sosyal ayrımcılığın gerçeğiyle tanıştı. Onun yarattığı eserlerde politik değinmeler ve düşünceler, otobiyografik öğelerle iç içe geçmiştir. 2010 yılında Louvre Müzesi'nde açtığı sergiyle Kyoto Ödülü'nü alan heykelleri, modernleştirdiği klasik operaları ve deneysel canlandırma filmleriyle ünlü bu sanatçı, 1992 yılından beri Handspring Puppet Kumpanyası'yla çalışmakta.
1981 yılında Cape Town’da kurulan Handspring Puppet Company de birçok uluslararası ödülle mükâfatlandırıldı. Gösterilerinde, Güney Afrika ananeleri ve büyükler için kuklalar da hep başroldedir. Büyük başarılara imza atan bu kumpanya, dünyaca ünlü Kaffi Koko, Esther von Ryswyk, Barney Simon gibi yönetmenlerle çalışma fırsatını yakaladı.

GERÇEĞE TANIKLIK EDEN KUKLALAR 
Elbette ki bu oyun, günümüz siyasetine de önemli bir gönderme yapıyor; çürümüşlüğün ve ahlaksızlığın cezasız kaldığı sonucuna varıyor. Kuklalar, aktörler ve video canlandırmaları arasında sahnede, riya ve dış görünüş, sahtecilik ve sahicilik, iktidar ve haset üzerine bir oyun oynanıyor.
Oyunun en etkileyici anları belgesel filmlerden ziyade, 'Gerçeğin Bilinci Komitesindeki' şahitlerin tanıklıkları ve acıdan bitik düşmüş ama haysiyetini kaybetmemiş insanlığın zarif kuklaları (Timsah ve Gardiyan kuklaları hariç). 'Gerçeğin Bilinci Komitesi'nin, en can alıcı ve duygulandıran şahitleri işte bu kuklalar…
Alfred Jarry’nin hayali karakterleri apartheid’in korkunç gerçeğine karışıp, tarih ile kurgu birleşince, ortaya çok etkileyici bir oyun çıkmış.
Bu şiirsel tanıklık hikâyesini Kentridge, 20 yıl önce 1997’de, yani 1990’larda Apartheid’in hemen sonrasında tanıkların dinlenmesi için kurulan 'Gerçeğin Bilinci ve Barışçıl Komitesi'nin hemen ardından gerçekleştirdi. O günden beri bu çok özel gösteri bütün dünyayı dolaşıyor. Benim seyrettiğim Paris’teki Grande Hall de la Villette Tiyatrosu'nda, oyun 12 Aralık'a kadar devam ediyor. Değerli bir mücevher kadar özel bu gösteri kaçmaz.