Ali Atay: Sansür yüzünden ülkeden gitmeyi göze alırım

Ali Atay: Sansür yüzünden ülkeden gitmeyi göze alırım
Ali Atay: Sansür yüzünden ülkeden gitmeyi göze alırım

FOTOĞRAF: CAN ÇIBLAK

'Leyla ile Mecnun'la fenomen olan oyuncu Ali Atay, yönetmen koltuğuna oturduğu ve birbirini tanımayan iki kardeşin hikayesini anlattığı ilk filmi 'Limonata'yı babasına ithaf etmiş: "Filmin sonundaki mezarlık sahnesini ben abimle yaşadım. Babam öldüğünde 16 yaşındaydım, ona vereceğim çok şey vardı ama çok küçüktüm; Şu an 40 yaşına gelmek üzereyim ve babama bir film hediye ettim." Hürriyet'ten Ezgi Atabilen'e konuşan Ali Atay, çok samimi anlattı her şeyi...

İnternette yaptığım kısa bir araştırmayla, bu filmi daha önce ‘Kan Limonata Değildir’ ismiyle başka birinin yönetmenliğinde çekmeyi planladığınızı öğrendim. Ne oldu da sen oturdun yönetmen koltuğuna?
- Bu film 2009 yılından beri aklımızdaydı. Yani yazma aşaması o dönemlere denk geliyor. Ben aslında oynayacaktım bu filmde. Sonradan karar değiştirdik. Çünkü filmi çekecek doğru yönetmeni bulamadık. Filmi çekenin arkadaşımız olmasını istiyorduk. O açıdan filmi bir yönetmene emanet etmek istemedik. O arada film kendi kendini demlemeye başladı. Sonra ben karar verdim filmi çekmeye. Kendi kendime “Eğer bunu halledebilirsek, yani doğru yolu açabilirsek, oradan yürürüz ve kendi filmlerimizi yapmaya başlarız” diye düşündüm. Kimseden bir şey beklememize gerek yok, eğer bir şey istiyorsak biz yapalım, yapabiliyorsak da devam edelim. Çünkü çok hikâye var anlatacak. Yönetmenlere, yapımcılara falan kızmadan, anlamsız sürtüşmeler yaşamadan filmi kendi kendimize halledelim istedik.

Filmin bitmiş halini ilk izlediğinde ne düşündün? Halledebilmiş misiniz?
- Tam anlamıyla bitmemişken yüz kere falan izlemişimdir. Bitmiş halini bir kez izledim. İstanbul Film Festivali öncesiydi ve o zaman iki kişi vardı yanımda. Şimdi çektiğimiz dizinin (Mutlu Ol Yeter) setinden çıkıp, gece 02.00’de izlemiştim. İzledim ve dedim ki, “Evet, bir tane birayı hak ettim”. Çok güzel bir his oldu içimde. İçime sindi yani film. İnşallah düşündüğümüz olur, hayalimizi gerçekleştirmeye başlarız, ki bizim hayalimiz film çekmek değil, kendimize bir yol açmaktı. Onu becerebilirsek anlatacak çok hikayemiz olur diye düşünüyorum. Sonuçta bir ehliyet verecek bize bu film. Eğer izleyenler bize ‘kendi filminizi çekin’ ehliyetini verirse, buradan devam ederiz.

E, daha önce fotoğraf bile çekmemişsin. Bu işin üstesinden nasıl geldin?
- Gerçekten öyle. Profesyonel bir makineyle iki kareyi üst üste çekmişliğim yoktur. Ben duygu aktarımına güveniyorum. Oynarken de böyle. Mesela bir filmde oynarken; yönetmenin o filmi düşünürken ne dinlediğini, filme nereden baktığını düşünmeye, yönetmene ulaşmaya çalışırım. Bir senarist veya yönetmen bana bir senaryo yolladığı zaman “Beraberinde ne dinleyeyim” diye sorarım. Bu filme de aynı şekilde yaklaştım.

Senaryoyu yazarken veya okurken dinlediğin bir şarkı var mıydı?
- Senaryoyu başından beri Šaban Bajramovic’in şarkılarıyla yazdık. Onun müzikleri filmin her yerinde var aslında ama filmde hiç kullanmadık. Şaban Abi’den çok beslendik, çok yardım aldık. Sonra o görevini tamamladı, onun yerine bizim müzisyenlerimiz geldi. Onun hisleriyle müzik yaptılar. Müzisyenlere filmi yazarken oluşan bütün hislerimizi aktardık. Onlar da tam o duyguya hizmet eden olağanüstü şarkılar yaptılar. Film çekilirken kurgucusundan görüntü yönetmenine, çaycısına kadar herkesin kendilerinin ne hissetmesine dair bir fikri vardı.

SANSÜR YÜZÜNDEN ÜLKEDEN GİTMEYİ GÖZE ALIRIM
Bir sahnede kamera duvardaki ‘Kan Limonata Değildir’ yazısına odaklanıyor. Film de adını buradan alıyor zaten. Ne gibi mânâlar yüklüyorsun bu söze?
- Bu film bir kardeşlik hikâyesi anlatıyor. Kardeşliğin aslında benim gözümden ne anlama geldiğini. Kan limonata değildir. Yani kan limonata gibi akıtılacak ucuz bir madde değildir. Bu filmin içinden hem yol geçiyor hem de yüksek şiddette sevgi. Geyik olsun diye söylemiyorum gerçekten sevgiyle yaptık biz bu işi. Organik bir dokusu var yani filmin. Konuşurken aklımıza düştü bu cümle. Şu anda olup biten mevzulardan bahsediyorduk, savaşlardan falan... Film için “Yol filmi mi, komedi filmi mi” diye sorunlar var. Hiçbiri değil. Bu sadece iki adamın hikâyesi. Ölüm döşeğindeki babasının son arzusunu yerine getirmek için kardeşini bulmaya giden bir adam onu nasıl ikna edip eve getirir? Ve bütün hikayeyi serbest çağrışımla yazdık.

Film yanı sıra iki farklı baba oğul ilişkisi anlatıyor. Babasının ölümüne ağlayan Sakip, Selim’in omzunda teselli bulmaya çalışırken, Selim aynı babayı hiç bilmemiş aslında. En dramatik sahnelerden biri bu. Sen de filmi babana adamışsın...
- Filmin sonundaki mezarlık sahnesini ben abimle yaşadım. Gerçek bir sahne. Anlatmak istediğin şeyi küçük hikâyelerle besliyorsun. Babam öldüğünde 16 yaşındaydım ve babama vereceğim çok şey vardı ama çok küçüktüm. Şu an 40 yaşına gelmek üzereyim, babama bir tane film hediye ettim. Onun dahil olmadığı ama ona ait, onun tam göbeğinde durduğu bir hikâye anlattım.

Festivalin ulusal film yarışmasına seçilen 10 film arasına girmişti ‘Limonata’. İlk filmde büyük başarı. ‘Bakur’ sansürünü protesto için filmini geri çekenlerden biri de sendin. Sence müdahalenin sebebi politik mi?
- Sansür dünyanın en korkunç şeyi. Sansür yüzünden filmimi festivalden çekmeyi bırak, ülkeden gitmeyi göze alırım. Çünkü içeriği ne olursa olsun, onaylarsın veya onaylamazsın, mesele sansürse oturup beş kere falan düşünmen gerekiyor. Ben sebebiyle sonucuyla ilgilenmiyorum. O film yayınlanıyor mu? Yayınlanmıyor. Bu süreç benim ilk filmime denk geldi. Ama biz sansüre karşı harekete geçeceksek, kendimizden verebildiğimiz kadar ödün veririz. İKSV protestonun çok güzel arkasında durdu, sinemacılar birleşti. O yüzden ucundan kıyısından gurur duyuyorum yani.


FOTOĞRAF: CAN ÇIBLAK
Bundan sonra çok filmler çekeceğe benziyorsun. Nasıl filmler çekeceksin?

- Ben küçük ayrıntılardan hikâyeler yazmak ve onlar nasılsa, hangi türdelerse o şekilde anlatmak istiyorum. Film olur, küçük hikâyeler olur, müzik olur… Ama film çekmeyi çok istiyorum. Çok samimi söylüyorum, oyunculukla kıyasladığımda film yapmak bana daha büyük bir haz veriyor. Bir sürü arkadaşımız ilk filminden küs ayrıldı. Ben küsmek istemiyorum. Çünkü biz biraz hassas insanlarız. Korkunç şeyler söylenirse çok üzülebiliriz.

Eleştirileri yönetmenliğe küsebilecek kadar ciddiye alıyor musun yani?
- Filmin içeriğinden daha çok, benim yaptığım girişimi zedeleyecek bir hareket olursa bu biraz kırıcı olabilir. Şu ana kadar çok iyi yorumlar aldım. Bakalım izleyiciler ne diyecek. Ondan sonra gönül rahatlığıyla hikayelerimi anlatmaya devam edebilirim. Bir senedir bu filmle uğraşıyorum. Çok zorlu bir süreçmiş, bunu anladım ama inanılamayacak kadar büyük zevk aldım. O yüzden şu dönem ait olduğum yeri bulmuşum gibi hissediyorum. (Söyleşi: EZGİ ATABİLEN/ HÜRRİYET)