Ali'nin not defteri

'Ödünç Yaşamlar' adlı gösterisiyle stand-up'a el atan Ali Poyrazoğlu'na göre Cem Yılmaz'da pırıltı var. Ama Yılmaz Erdoğan ile Beyaz sahnede kötü.
Haber: ŞEHNAZ PAK / Arşivi

İSTANBUL - Tiyatro yapmanın büyüsünden ayılmayı reddetmenin ciddiyeti, sorumluluğu ve çekiciliğiyle her daim yaşamın anlamına, 'gülücükler' konduran bir muzır adam, Ali Poyrazoğlu...
O şimdilerde, 17 yaşında sahneye adım attığı ilk günden bugüne kadar geçen sürede, hayatında, ondan da öte sanatında yaptığı hataları, işlediği günahları ve sevaplarıyla seyircinin huzurunda hesaplaşıveriyor yeni oyunu 'Ödünç Yaşamlar'da.
Aynı adlı kitabından yola çıkarak sahneye uyarladığı bu tek kişilik gösteride Poyrazoğlu, her temsilde ayrı ayrı doğaçlamaların peşinde, ağırlıkla oyuna gelen eşine dostuna ve tabii tüm seyirciye sataşarak herkese açık bir 'kabul günü' gerçekleştiriyor. Hal böyleyken kuru pasta yerine sıcağı sıcağına 'taş'lar yiyor, çay niyetine dumanı üstünde 'laf'lar içiyorsunuz!
Yıldız Kenter'den Aziz Nesin'e, Süleyman Demirel'den Muhsin Ertuğrul'a değin yaşayan yaşamayan pek çok ünlünün ve ünsüzün kulaklarının çınlatıldığı bu tek kişilik gösteri, Ali Poyrazoğlu'nun, Türkiye'de stand-up yapmaya soyunanlara da aslında bir hodri meydan demesi.
'Ödünç Yaşamlar' oyun mu, tek kişilik bir gösteri mi yoksa stand-up mı?
Bunu ben de kendi kendime soruyorum. Bu oyun, bunların hem hepsi hem hiçbiri. Buna Ali Poyrazoğlu'nun doğaçlama konusunda kendini ve seyirciyi sınaması diyebiliriz. Çünkü oyunun kesin yazılı bir metni yok. Her oynanışta da bu oyun şekil değiştiriyor. Senin dün gece seyrettiğin oyun bir daha olmayacak örneğin. Bir parça benim 'Ödünç Yaşamlar' kitabımdan yola çıkarak belirli temalar üzerine, tıpkı caz müziği gibi, yapılan çeşitlemeler. Ama senin söylediklerinin de hepsi aynı zamanda.
Bu bir stand-up gösterisi, ayaküstü muhabbet. Nüktedanlığın sınırlarını zorlama. Tabii o sınırları zorlarken de muhalif tavrımı güldürüyle süsleyerek hicivle verirken bu sohbetin seyirciye geçip geçmeyeceğini ben de çok merak ediyordum.
Geçiyor mu bari?
Çok iyi geçiyor. Dünyanın her yerinde tiyatroda tiyatro ile ilgili oyunlar, sinemada da sinema ile ilgili haberler pek tutmaz. Oyunda tam tersi oldu. Seyirci zevkle katılıyor anlattıklarıma. Sahnede ilk defa hem kendi yaşamımın bazı bölümlerini hem sahnenin arkasını açıyorum. Sahnenin
üzerinde olanların ne hinliklerden meydana geldiğini gösteriyorum. Tiyatro dedikleri ilüzyonu kırmak için yapıyorum bunu.
Neden şimdi stand-up?
Stand-up adı altında yapılan tek kişilik gösterilerde Türkiye'de geyik muhabbeti yapılmasından çok rahatsız olduğum için böyle bir şey yapmaya karar verdim. Çünkü Özal sonrası dönemde özellikle genç kuşakların üzerine yüklenen ağır bir baskı vardı. Fazla düşünmeyin, siyasete bulaşmayın,
dünya meselelerine kafa yormayın gibi. Kendi dünyanızın ufak işleriyle uğraşın falan, yiyin için eğlenin. Hayat bir geyiktir haline gelmişti. Düzeysiz pop kitlesi yaratılmak için bu oyun daha önce oynandı. Böyle bir alıcı kitlesi oluşturuldu.
Burada da stand-up kullanılarak bazı organizatörler tarafından bir pop tiyatrosu seyircisi yaratılmaya çalışıldı. Tiyatronun içi boşaltılmak istendi. Stand-up dedikleri özellikle Amerika'da sisteme karşı muhalif tavır olarak ortaya çıkmış. Türkiye'de içi boşaltılmış üstelik de tiyatronun aleyhine kullanılarak yapılır hale geldi.
Özellikle genç seyircinin geyik muhabbetleriyle istismar edildiklerini gördüğüm için farklı şekilde yapılabileceğini
göstermek istedim. Gösterdiğimi de sanıyorum.
Oyun tuttu. Ön sırayı bana ayırın diyorum, bana "Yer yok Ali bey sattık" diyorlar.
Kriz Ali Poyrazoğlu'na vız geliyor...
Evet. Bazı insanlar da krizin üstüne yatarak kendi beceriksizliklerini örtmeye çalışıyorlar. Tiyatrolarını kapattılar. Örneğin Haldun Dormen. Demiyor ki "Ben tiyatromu yenilemedim, doğru dürüst repertuvar yapmadım, işime gereken önemi vermedim, kendi tiyatromu kendim batırdım." Kriz yıllar önce başlamıştı onun tiyatrosunda çünkü kötü yönetiyordu.
Türkiye'de stand-up yerine 'geyik muhabbeti' yapılıyorsa, o geyik muhabbeti yapan arkadaşları nasıl buluyorsunuz?
Türkiye'de büyük bir zekâ kıvılcımı gösteren Cem Yılmaz'ın dışında bu işi çok başarılı olarak yapan kimi söyleyebilirim ki? Yalnız Cem Yılmaz zamanla malzemesini yenileyebilecek mi merakla bekliyorum.
Peki ya Yılmaz Erdoğan?
Ben Yılmaz Erdoğan'ı sahnede beğenmiyorum. Benim için iyi bir oyuncu değil. Yılmaz Erdoğan, iyi bir yazar. Yazmasını tercih ederim. Beni okşamıyor onun oyunculuğu.
Beyaz(ıt Öztürk)?
Beyaz'ı hiç beğenmiyorum.
Ata Demirer'i nasıl buluyorsunuz?
Bak onu beğeniyorum. Yalnız şunu göz ardı etmemek lazım bu adamlar televizyondaki popülerliklerini burada paraya çevirmek için bu işi yapıyorlar. Ancak bunu Yılmaz Erdoğan için söylemiyorum onun belirli bir muhalif tarafı var. Hem stand-up bunlarla başlamadı ki.
Kiminle başladı?
Meddah adı altında zaten var Türk gösteri sanatları geleneğinde. Modern dönemde bu iş Orhan Boran, Celal Şahin, İsmail Dümbüllü tarafından yapılıyordu. Stand-up meselesi 1989'da benim bu iş için kurduğum özel bir yerde gösteri alanında yapılmaya başlandı. Ben bu işe çok emek verdim ve yerli yerine oturmasını da çok istediğim için bu konuya özel bir ilgim var. Yeşil Kabare diye bir kabare kurdum. Sadece stand-up yapılan bir yerdi. Komedinin başrolde olduğu bir kabareydi. Uğur Yücel, Huysuz Virjin, Müjdat Gezen, Cem Özer, Demet Akbağ, Rasim Öztekin, Altan Erbulak, Defne Yalnız, Ali Poyrazoğlu... Bu insanlar burada Türkiye'de stand-up'ın şahane bir biçimde yapıldığını, hem de müthiş bir politik alay içererek, gösterdi. O dönem altın dönemiydi bu işin.
Ağırlıkla tanıdıklarınıza laf atıyorsunuz oyunda.
Ama her gece de tanıdık gelmiyordur gösteriye, o zaman ne yapıyorsunuz?
Kendimi farklı şeyler yaparak da sınadım. Bir keresinde Berlin'de 4 saat, Avustralya'da 3,5 saat kaldım sahne üzerinde.
15-20 gece her gün değiştirerek sürdürebilirim bu gösteriyi. İlle de ünlü birinin gelmesi gerekmiyor sahnede çok ünlü biri var. Ünlü kişilerin gelmediği gece Ali Poyrazoğlu geliyor.
Seyirciye de sataşıyor musunuz?
Evet, ama senin geldiğin gece onlara sıra gelmedi, çünkü iyi malım vardı. Bu bağlamda interaktif bir gösteri. Ama ikinci sıraya sataşmaya bile vakit kalmadı o gece. Yalnız her gece olabilir benim bir iki arkadaşım. Mesela Sezen Aksu'yu bir gece davet etmek istiyorum. Sezen hakkında anlatacağım şeyler 5-6 saati geçebilir. O gece uzun bir gece olacak.
***
Alkolik kadromuz dolu!
Oyunda, Ali Poyrazoğlu ömrünün son yıllarına bir alkolik olarak adım atar. Hal böyleyken elindeki her şeyi tüketen Poyrazoğlu tiyatrocu dostlarından yardım ister. İlk olarak Kenter Tiyatrosu'na giden Poyrazoğlu, Yıldız Kenter'den şu cevabı alır: "Canikom sahiden bütün o daireleri bitirdin mi sen şimdi. Ah sana bir rol veremeyiz zaten yeteri kadar alkoliklerden çekti Kenter Tiyatrosu." Bunun üzerine Poyrazoğlu, Ferhan Şensoy'a gider. Poyrazoğlu'nun cebine iki onluk sıkıştıran Şensoy "Senin bana iyiliğin çok. Al şu parayı git kafanı dinlendir" der. Ali Poyrazoğlu tam kapıdan çıkmak üzereyken Derya Baykal gelir ve basar figanı "Ferhan ne yapıyorsun! Çocuklarımızın parasını, ikizlerimizin rızkını bu alkoliğe mi veriyorsun?" Çaresiz Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu'nun cebinden iki onluğu çeker alır. Ardından Devlet Tiyatroları'na giden Ali Poyrazoğlu kurumdan da şu okkalı cevabı alır "Bizdeki tüm alkolik kadroları dolu, üzgünüz seni alamayız!"
Son çare olarak tiyatroya başladığı ilk yer olan Şehir Tiyatroları'ndan iş istemeye giden Poyrazoğlu'na burada 'Hamlet'te rol verilir. Tıpkı 17 yaşında olduğu gibi Ali Poyrazoğlu yine 'Hamlet'te bayrak tutmakla, yani figürasyonda, görevlidir!