'Alternatif tiyatrolar istenmeyen, kaka çocuklar...'

'Alternatif tiyatrolar istenmeyen, kaka çocuklar...'
'Alternatif tiyatrolar istenmeyen, kaka çocuklar...'
Bu sezon Şehir Tiyatroları'nın Cyrano de Bergerac'ın da Cyrano olarak kılıcını ve mizahını konuşturuyor... Yiğit Sertdemir aynı zamanda Altıdan Sonra Tiyatro çatısı altında Türkiye'de alternatif tiyatronun öncü isimlerinden. Kendisiyle Cyrano vesilesiyle buluştuk...
Haber: SERPİL ÇAKAR - cakarserpil@gmail.com / Arşivi

RADİKAL - Rostand’ın kaleme aldığı, Sabri Esat Siyavuşgil’in orijinalinden daha iyi olarak değerlendirilen çevirisi ve Mehmet Birkiye’nin yorumuyla Cyrano de Bergerac, Şehir Tiyatroları’nın yeni sezon oyunlarından. Cyrano de Bergerac... Özlemini çektiğimiz bir erdemlilik, kendi doğrularına inanma, aşka adanma halleri ve kendisinden de ünlü o kocaman burnu. Cyrano rolünde izlediğimiz ve aynı zamanda alternatif tiyatroların öncü isimlerinden Yiğit Sertdemir ile bu burnun altına gizlediği korkularını, komplekslerini, aşkını, hırçınlığını, kılıçtaki ve kalemdeki ustalığını konuşmak için bir araya geldik. Alternatif/bağımsız tiyatronun durumunu ve Sertdemir'in kendi tiyatro serüveninden de bahsetmemek olmazdı elbette...  

Şehir Tiyatroları’nda ‘Cyrano de Bergerac’ oyununun dışında ‘Hayal-i Temsil’de yönetmen ve oyuncu olarak yer alıyorsunuz. Bu yıl başka neler  var?
Bu yıl Kumbaracı50’de yeni oyun olarak ‘Yalınayak Müzikhol’ü çıkardık. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda Melih Cevdet Anday’ın ‘Yarın Başka Koruda’ oyununu hazırlıyoruz. Alican’lar (Yücesoy) geldikten sonra onlarla beraber hareket etmek istedik.

Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda bazı sıkıntılar olmuştu..
Evet ama gayet iyiler şimdi. Ekip genç, dinamik ve heyecanlı. Umutlu en önemlisi… Ayrıca Tiyatro Tatavla’da Moliere’in ‘İnsandan Kaçan’ adlı oyununu hazırlıyoruz. Bunun dışında ‘6 Üstü Oyun’ projesinin yazarlarından biriyim. Tilbe Saran’ın oynayacağı bir oyun yazıyorum. Shakespeare’in bütün oyunlarından kurguladığımız tek kişilik bir oyun hazırlıyoruz festivale: ‘ŞizoŞeyks’. Kısaca bir saydırma sayıklama hali.  

Oyunu Kağıthane Sadabat sahnesinde izledim. Müzik ve şarkılarla başlıyor. Orijinalde halinde olmayan bu ekleme, oyunun atmosferini değiştiriyor...
Tabii bu yönetmenin kararı. Mehmet Birkiye bir anlatı fikriyle birleştirdi oyunu. Karnaval atmosferinde bir ortam yaratmak istedi. Geçişlerde durumu ve dönemi anlatmak istedi.  Müzikler Tolga Çebi’nin başarısı. Hatta ikinci perdenin başında yer alan ‘Aşk Şarkısı’na, şiiri kadar güçlü bir beste yaptı. Şarkıyı nereden bulabiliriz diye o kadar çok talep geldi ki kaydedip internette paylaşacağız.

Cyrano’ya bakınca çok boyutlu bir adam görüyoruz. Rol kişisine çalışırken sizinle buluştuğu yerler oldu mu?
Bilmem... Bendeki karşılığı inatçılığı olabilir. “İstemem eksik olsun” dediğim zamanlar  vardır. Tabii benim aşkı yaşama biçimim Cyrano’dan farklı. Oynayan kişi olarak Cyrano gibi bir ideal rol kişisini anlamaya çalışırken, “Bu adam niye böyle davranır”ı bulmaya çalıştım. Yoksa çok romantik bir oyun. Olaylara bakınca, tam aşkını itiraf edecekken biri geliyor, biri ölüyor. Cyrano bence bütün özellikleriyle tam bir hayal kahramanı. Burnundan dolayı grotesk bir figür. Çok ciddi bir silahşor gibi değil de şakacı, ironik biri. Neredeyse soytarı olacak kadar. Soytarı olmak önemlidir, gerçeği söyler. Ama tüm bu özelliklerin tek bir kişide olması mümkün değil. Bir kişi aşka öyle bakar, çirkinliğini ya da zayıflığını kabul eder ve aşkını içinde yaşar. Yine de bence hepimizde Cyrano’nun karşılığı var. Hepimizde olduğu kadar vardır bende de. Öyle bir kumaştan, coğrafyadan, genetik koddan geliyoruz. Erdemli olmak bizim geleneğimizde önemli bir hadise ama bunu hayatımıza geçiremiyoruz. Hayat artık durup dinlenmeye ya da güzel şeyler söylemeye zaman bırakmıyor. “Hadi göğe bakalım” demek çığlığa dönüşüyor.

Hepimizde Cyrano’nun karşılığı var derken, mesela? 
Birisi çok iyi bir silahşor olabilir. Bunun için illa kılıç ustası olması gerekmiyor. Savaşçı ustalığı kalemle yapılabilir. Çok iyi bir şair olabilir, şiirleriyle bizi büyüler, hayran kalırız. Çok zeki olabilir, kurduğu cümlelerle bizi alt eder. Çok erdemli olabilir, her yaptığı o çerçevede olur. Bunların hepsi olabiliriz de hepsi birden olamayız. İlla hayatın bir tarafında bir yanımız eksik kalır. Bizi insan yapan da budur. Cyrano o yüzden özel. O insan değil, ideal insandır. Elbette o ideal insanın da zaafları var, kusursuz değil.

BİZİ ÜRETMEK KURTARIR
Siz tam bir tiyatro adamısınız. Birden çok yerde oyun yönetiyor, oynuyor ve yazıyorsunuz.
Ben günde üç, dört saat uyuyan, kalan sürelerde de tiyatro ile iştigal eden bir adamım. 15 senedir de bu durum böyle. Yazmayı, yönetmeyi, oynamayı, tiyatronun her alanında olmayı, öğrenmeyi, paylaşmayı seviyorum. Biraz ahde vefa ilkesiyle de alakası var. Ustalarla çalışmanın getirisi de var kuşkusuz. Hep böyle baktığım için de biraz fazla önemseyebiliyorum meseleyi. Sürekli üretmemiz gerektiğini düşünüyorum... Bizi üretmenin kurtaracağına, hikâyelerimizin kurtaracağına inanıyorum. Öyle olunca da her alanda üretmeye, paylaşmaya, öğrenmeye, öğretmeye çalışıyorum. Tiyatro beraber üretme halidir. Seyir hali olduğu için beraber yol alıyoruz. Sinema gibi arkasından gizli gizli izlemiyoruz.

Sizi en çok heyecanlandıran hangisi?
Oyuncu iken daha rahat olabiliyorum. Aslında beni en az heyecanlandıran oyunculuk. O yüzden beni oyuncu olarak gördüklerinde şaşırıyorum, beni en çok heyecanlandıran yazmaktır. Ben en çok yazmayı önemsedim, yönetirken de yazarı önemseyerek yönettim. Yönetiyorsam, onu paylaşacak birilerini bulmaya çalıştım.  Mesela burası, yani Altıdan Sonra Tiyatro bir ailedir. Ben de, ekip de amatör tiyatrodan geliyor. Konservatif ya da “Tiyatro bir meslektir” algısına çok geç geçtim ya da hâlâ geçebildim mi, bilmiyorum. Biz hep “Ne yapmak istiyoruz, ne anlatmak istiyoruz”dan yola çıktık. Asla zorunluluktan bir iş yapmadık. “Artık bu sene de şu oyunu çıkaralım” demedik. Sadece beraberce oturup, koşullar bizi nereye sürüklüyorsa onları yapmaya çalıştık.

Bu da sizi alternatif tiyatroların öncülerinden yaptı…
Evet Kumbaracı 50’yi 10 yıl sonra mekânsal anlamda bir öncü yaptı.  Yoksa bizden eskiler tabii ki var..

Alternatif tiyatrolardan konu açılmışken, zor bir döneme girildi geçen yıldan beri. Ortak sorunlar nedir, çözümler üretiliyor mu?
Biz Şehir Tiyatroları’nda bir araya geldik. Birincisi memleketin genel hali ile ilgili. “Sanat politikasının olmayışı” diyemeyeceğim, o çok iyimser bir tanımlama olur. “Sanatın götürülmek istenildiği yer” diyebiliriz.  Beyoğlu bir kültür merkezi olmaktan arındırılıyor. Şu an faal bir şekilde çalışan birkaç tiyatrodan biri Kumbaracı, bu çok acı! Çünkü burası daha altı senelik, nasıl oluyor da altı senelik tiyatro neredeyse eski gibi kalıyor. Buralara hep kentsel dönüşüm bahanesiyle otel yapılıyor.
İkincisi ‘alternatif’ olmak. Alternatif tiyatrolar ile ana akım tiyatro arasında Edison ile Tesla gibi bir fark var. Biri havalıdır genele yayılır ama aslında Tesla’dır özgün ve yaratıcı olan. Pek çok yeniliği ‘alternatif tiyatrolar’ getirir. Yeni bir akım getirir. In your face, Çehov ya da Brecht, Beckett ilk çıktığında alternatifti. Absürd tiyatro, diyalektik tiyatro… Buralar çok değerli. O yüzden yalnızız. Bu tiyatroların seyircisi en en iyimser haliyle 10 bindir.Tabii, mekânlar birbirini tanıdığı gibi, seyirci de birbirini tanıyor. Artık buluşup geliyorlar.  Şimdi “Alternatif tiyatro kitlesel tiyatrodur, kamusaldır” diyebilir miyiz? Beş bin kişiyle kamu mu olur? Aslında seçilerek seyrediliyor. Alternatif tiyatronun derdi, istediği şeyi özgün bir şekilde, hata yapma lüksünü elinden bırakmadan deneyerek yapmasıdır. Her zaman karşılığını bulması pek mümkün değil. Bu da bir seçimdir.
Ana akım tiyatro bunu yapamaz. Belki repertuarındaki bir, iki eseri deneysel çalışır ama diğer eserleri de tutmak zorunda. Tiyatro alışkanlığı yaratmak zorunda. Zaten ana akım tiyatrolarının asıl görevi seyirci yetiştirmektir.

Peki ya ödenekler?
Alternatif tiyatronun desteği de bu anlamda az olduğu için… Kaka çocuklarız biz. Ödenek vermediler Gezi’den sonra… Haliyle herhangi bir yerden desteği yok. Herhangi bir yer tarafından da finanse edilmiyor. Biz buradan para kazanmayız. Üstüne para verir, maaşımızın belli bir yüzdesini veririz. Bu 20 senedir böyle devam eder. Biz para almadığımız halde, sadece bilet parasıyla ayakta durmamıza imkan yok. Bilet fiyatı da belli bir noktada kalmak zorunda. Şehir Tiyatroları ve ya Devlet Tiyatroları gibi biletleri fiyatlandıramayız. Gerçekten bu tiyatroların ayakta kalmasını sağlayacak bilet fiyatını belirlemeye kalksak 100-150 liradan aşağı olmasına imkân yok. Bir de buraların seyirci kapasitesi taş çatlasa en fazla 100 kişi.

“Alternatif tiyatroların savaşı, Cyrano’nunki ile benziyor” diyebilir miyiz?
Alternatif tiyatrolar mevcudiyetini idame ettirmek için çok daha başka bir savaş veriyor. Zaten kaka çocuklar, zaten istenmiyorlar, zaten mekânlar dönüşüyor, zaten ekonomik olarak belli sıkıntılar yaşıyor… Buna rağmen sürdürmeye çalışıyorlar. Elbette hepimizin bir açıklaması var ama Cyrano’dan farkımız yok... Belki ailelerimiz artık anlıyor ama genel algıyla baktığında aptallıktan başka bir şey değil. Oyuncu tüm gününü işte geçiriyor, oradan geliyor, prova yapıyor sabah 4’e kadar... Bazılarımız var ki sabah gidip çocuğunu emziriyor, oradan işine gidiyor, oradan gelip oyuna giriyor, sonra prova yapıyor. Üzerine de cebinden para veriyor. Genel algıda tabi insanlar “Ne yapıyorsun, delirdin mi?” der.

Peki bu ortak sorunların ortak çözümü yok mu?
Öncelikle vergilerden muaf olsak… Biz eğlence vergisi verdiğimiz için çok yüksek.

Başvurdunuz mu? Neler oldu?
Çoktan… Ama bir gelişme henüz yok. Biz bir araya geliyoruz, toplantılar yapıyoruz… Sanki konu 5 bin kişiyi ilgilendiriyormuş gibi görünse de aslolan üreten adamın tarihe kalacak olmasıdır. Sonuçta tarih Nazım Hikmet’i Bursa Cezaevi’nde ziyaret eden bakanı hatırlamaz, Nazım’ı hatırlar… Evet çok ciddi bedeller ödeniyor. Bu sadece insanların özverisiyle oluyor. Başka bir hayat sürebilecekken bu hayatı tercih ediyor. Buradan kimse zengin olamaz, çok üzgünüm. Bu çok net ama zaten kimse de bunu tercih etmiyor. “Şu tiyatro borçsuz sezonu kapatsın, yeter” deniliyor.

KADRO ANLAMINDA ŞEHİR TİYATROLARININ 'GELECEĞİ' YOK 
Şehir Tiyatroları’nda yine istifa gündeme geldi. Neler oldu?

Biz burada Erhan Ağabey’in (Yazıcıoğlu) ekibiyiz. Geldiğimiz günden beri üç madde çok önemli; yönetmelik, teşvik ve kadro… Kadrolar ortadan kalktığı anda belli bir kuşak yok zaten, tiyatronun geleceği yok. Çok sıkıntılı bir durum. 12 Eylül döneminde bir kuşak çıkarıldığı ve yerine de yenileri gelmediği için, belli bir yaşta oyuncu bulmakta zorlanıyorsunuz. Kadroların gelmemesi halinde yaşanacak durum çok daha vahim olacak.
Teşvik derken hak edilmiş bir şeyden bahsediyoruz. İllegal bir durum var. Teşvik denilince insanlar para konuşuyor ama burada çalışan insanların belli kazanılmış hakları önceden gelmese... Şimdi o haklar daha da azalacak, o kadar az bir para alınıyor ki.  
En önemli mesele yönetmelik. Üç sene önce ani bir şekilde değişen ve akla mantığa uymayan bir şekilde hazırlanmış olan yönetmeliğin hâlâ mevcudiyetini sürdürüyor olması. Öyle bir yönetmelik ki 12 Eylül zamanında yapılmış bir yönetmelik gibi, anayasa gibi… Yönetmeliğe neredeyse “Aman ona dönelim” dedirtecek bir yönetmelik.
Erhan Yazıcıoğlu bizi ilk aradığında “Bunlar değişecek, bunların sözünü aldım” dedi. Biz de “Olacaksa, tamam” dedik, motivasyon gitmiş durumdaydı. Şehir Tiyatroları'nın özel bir aile yapısı vardır, o yapı da bozulmak üzereydi. Bir buçuk sene oldu. Sanatsal anlamda, özellikle ‘vizyon’ ve ‘misyon’ anlamında çok iyi bir süreç geçirdi kurum. Ama talepler bürokrat kanadı tarafından yerine getirilmedi. Erhan Ağabey inanılmaz çaba gösterdi. Sağlığından olma pahasına, ki oldu… Çok özel bir adam… Sevgisi, inancı, sahip çıkışı, ders niteliğinde. Her saniyesi önemli. Herkesin eleştirilecek  tarafı vardır. Ama sahtekârlık yapmadı. Bir baba gibi sahip çıktı ve çok erdemli bir şekilde davrandı. Sonunda da “Ben yapamıyorum, verilen sözler tutulmadı” dedi. Oyaladılar… Beyanlarında bir yalan yok. Gerçekten ciğerinde bir rahatsızlık çıktı. O yüzden bunu diline dolayanlar acilen özür dilemeli. Ama elbette burada bile, memleketin geldiği ve gitmekte olduğu hal ile ilgili bir durum var.