Altın Lale uluslararası yarışmada iddialı 15 film

Altın Lale uluslararası yarışmada iddialı 15 film
Altın Lale uluslararası yarışmada iddialı 15 film
7-17 Nisan tarihlerinde düzenlenecek 35. İstanbul Film Festivali'nin Altın Lale Uluslararası Yarışma bölümünde sinemaya yeni bakışlar temasını izleyen 15 film yer alıyor. Türkiye'yi 'Kor'la Zeki Demirkubuz'un temsil ettiği uluslararası yarışmada ABD'dan Kırgızistan'a iddialı filmler var...

Sütak / Sutak / Heavenly Nomadic - Mirlan Abdykalykov
Mirlan Abdykalykov’nun Karlovy Vary Film Festivali’nde bolca takdir toplayan ve Kırgızistan’ın Oscar adayı olan ilk filmi ‘Sütak’, yavaşça dünyayı terk etmekte olan geleneklerle ilgili şiirsel bir portre. Orta yaşlı bir meteorologun çıkıp gelmesi, Kırgızistan’ın ücra dağlarında kendi rutininde yaşayan bir ailenin hayatında köklü değişiklikleri beraberinde getiriyor.

Eva’ya Huzur Yok / Eva Doesn’t Sleep - Pablo Agüero

Arjantin yeni nesil sinemacılarının en heyecan verici yönetmenlerinden Pablo Agüero, cansız bir beden üzerinden ülkesinin acılarla ve hayal kırıklıklarıyla yoğrulmuş yakın tarihine ışık tutuyor. 1952 yılında, Arjantin’in sevilen First Lady’si Eva Peron kanserden öldüğünde bedeni, sergilenmek için mumyalanır. Üç yıl sonra askeri darbeyle devrilen Juan Peron ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Artık Eva’nın cansız bedenini sahip olduğu yıkıcı politik kuvvetin farkındalığıyla askeri cunta kontrol etmektedir. Görsel tercihleriyle bazen bir kâbusa bazen ise bir rüyaya benzeyen Eva’ya Huzur Yok, Gael Garcia Bernal’e de kariyerinin en ilginç rollerinden birini bahşediyor.

Bize Rüyalarımızda Huzur Ver / Peace to Us in Our Dreams - Sharunas Bartas

Litvanyalı usta yönetmen Sharunas Bartas’ın uzun zamandır beklenen, prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan filmi ‘Bize Rüyalarımızda Huzur Ver’, yılın en yürek burkan filmlerinden, dingin bir aile dramı. Senaryosunu yazıp yönettiği filmde Sharunas Bartas başrolü üstleniyor; filmdeki kızı da gerçek hayattaki kızı Ina Marija Bartaite. Filmin diyaloglarının çoğu senaryoda yer almıyor; çekimler çoklukla doğaçlama gerçekleştirildi.

Bir Liderin Çocukluğu / The Childhood of a Leader - Brady Corbet

ABD’li aktör Brady Corbet, yönettiği ilk filmi ‘Bir Liderin Çocukluğu’nda hayali bir faşist liderinin çocukluğunu anlatıyor. 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nı bitirecek Versay Barış Antlaşması için ABD’den Fransa’ya gelmiş güçlü bir diplomat, dindar eşi ve oğlunu izleyen film, imtiyazlı bir aileye mensup küçük bir çocuğun gitgide kontrolden çıkan ve faşizm eğiliminin habercisi olan davranışlarını ortaya seriyor. Jean Paul Sartre’ın aynı adlı öyküsüyle John Fowles’un ‘Büyücü’ romanının serbest uyarlaması olan film, Bérénice Bejo, Liam Cunningham ve Robert Pattinson’ın da yer aldığı parlak bir oyuncu kadrosuna sahip. Karanlık bir atmosfer içinde, izleyicisine ileride milyonları etkileyecek kararlar verecek bir karakteri analiz etme şansını veren ‘Bir Liderin Çocukluğu’ Venedik Film Festivali’nde Luigi de Laurentiis Geleceğin Aslanı- En İyi İlk Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini aldı. Filmin müziklerini besteleyen ise kült avangart müzisyen ve yapımcı Scott Walker.

Kor - Zeki Demirkubuz

Zeki Demirkubuz on birinci filmi ‘Kor’ ile Uluslararası Yarışma bölümde Türkiye’yi temsil ediyor. ‘Aşkın ve ihanetin gayya kuyusu’nu anlattığı belirtilen filmin çekimleri Eyüp-Güzeltepe gibi İstanbul’un çeşitli semtlerinde gerçekleştirildi. Filmin oyuncu kadrosunda Taner Birsel, Aslıhan Gürbüz, Caner Cindoruk, İştar Gökseven, Talha Yayıkçı, Dolunay Soysert ve Çağlar Çorumlu yer alıyor.

Şeytanlar / Les démons / The Demons - Philippe Lesage

Şeytanlar, daha önce belgesel filmler yönetmiş Philippe Lesage’ın ikinci kurmaca uzun metraj filmi. Çocukların dünyasına hayranlık uyandırıcı bir soğukkanlılık ve mesafeyle bakan Quebec’li Lesage, bir yandan öğretmenine aşkıyla başetmeye çalışan bir yandan da evde anne-babasının gerginliğine tanık olan 10 yaşındaki Félix’i filminin merkezine yerleştiriyor. Montréal Yeni Sinema Festivali ve San Sebastian Film Festivali’nde büyük ilgi toplayan ‘Şeytanlar’, Quebec’te 2015 yılının en çok izlenen filmi oldu. Tarzı Michael Haneke ve Denis Villeneuve ile karşılaştırılan yönetmen Philippe Lesage filmde Vieux-Longueuil’deki kendi çocukluk günlerinden esinleniyor. Lesage, festival için İstanbul’a gelecek.

Son / The End - Guillaume Nicloux

Geçtiğimiz yıl Filmekimi’nde izlediğimiz ‘Aşk Vadisi’yle Cannes’da yarışan Guillaume Nicloux’un yeni filmi ‘Son’, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yaptı. Nicloux, ‘Son’la beraber kariyerinin ilk döneminde tohumlarını anlattığı fantastik ve girift dünyaya geri dönüyor; kişisel tarihinin en karanlık hikâyelerinden birini anlatmaya soyunuyor. Bir avcı, köpeğiyle birlikte ormanın derinliklerinde yürüyüşe çıkmıştır ve birkaç saat içerisinde normalde gayet iyi bildiği ormanda kaybolur. Başına geleceklerden habersiz, geceyi ormanda geçirmek zorunda kalır. Son yılın en tuhaf, en akıl kurcalayıcı ve en tahrik edici filmlerinden biri.

Bin Başlı Canavar / Un monstruo de mil cabezas / A Monster With Thousand Heads - Rodrigo Pla

İlk uzun metrajlı filmi ‘Yasak Bölge’ ile tüm dünyada ilgi çeken Uruguay asıllı Meksikalı yönetmen Rodrigo Plá, yeni filmi ‘Bin Başlı Canavar’, kocasının hastalığı karşısında çaresiz kalan bir kadının sisteme karşı verdiği gerilimli mücadeleyi konu alıyor. Filmi baştan sona sürükleyen başrolündeki Jana Raluy’un performansıyla da beğeni toplayan film, bir toplumsal taşlama. Varşova Film Festivali’nde güçlü görselliği övülerek En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen filmin yönetmeni Rodrigo Pla, festivale konuk olarak geliyor.

Susuzluk / Jajda / Thirst - Svetla Tsotsorkova

Genç Bulgar yönetmen Svetla Tsotsorkova’nın ilk filmi, sadeliği ve atmosfer kurma becerisiyle yılın en dikkat çekici filmlerinden. ‘Susuzluk’ta, hayatlarını bir otelin çamaşır işlerini üstlenerek geçiren bir ailenin su kesintisi işlerini yapmaya engel olur ve sorunu çözmeye gelen bir baba-kız, ailenin dengesini alt üst eder; uyum içindeki hayatları paramparça olur. Zira aşka duydukları susuzluk öylesine büyüktür ki bu derdin üstesinden ancak ölüm gelebilecektir.

Belgica / Felix van Groeningen

Altın Lale ödüllü ‘Çölde Kutup Ayısı’nın yönetmeni Felix van Groeningen, yeni filmi Belgica ile bir kez daha yarışacak. Müzikleriyle olduğu kadar kurgusuyla da dikkat çeken film Brüksel’in en havalı barlarından biri Belgica’da geçiyor. Yönetmene Sundance’te En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Belgica sakin oturarak izlemenin imkânsız olduğu bir film.

Aşk Birleşik Devletleri / Zjednoczone Stany Milosci / United States of Love - Tomasz Wasilewski

Polonya sinemasının öne çıkan yönetmenlerinden Tomasz Wasilewski, üçüncü uzun metrajlı filmi ‘Birleşik Aşk Devletleri’nde 90’lar Polonya’sında dört kadının mutsuzluklarından kaçmaya çalışma ve hayatlarında tutku ve sevgi arama hikâyesi. Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı En İyi Senaryo ödülü alan film, eski güzellik kraliçesi, bir okul müdürü, uzun bir evliliğin sıkıntılarını yaşayan bir kadın ve yaşlı bir okul öğretmeni dört güçlü kadının portrelerini sunuyor. Melankolik ve dokunaklı hikâye, soluklaştırılmış renk paletiyle devrilen Demir Perde ile Dayanışma Hareketi’nin yükseldiği Polonya’da politik ve sosyal değişimini de arka plana alıyor. Filmin yönetmeni Tomasz Wasilewski de filmin gösteriminde bulunmak üzere festivale konuk gelecek. Wasilewski için filmin çıkış noktası, anne-babasının 90’ların sonunda komünizmin çöküşüyle farklı kararlar alarak yaşamlarını yönlendirmeleri oldu; Wasilewski filme derinliği özellikle kadın bakış açısını benimseyerek veriyor. İzleyiciler yönetmen Wasilewski’yi ‘Dalgalanan Gökdelenler’ filmiyle hatırlayacaklar.

Ara / Interruption - Yorgos Zois

‘Ara’nın gerçek bir “rehinelerin rehin alındıklarını fark etmedikleri bir adam kaçırma olayı”ndan esinlendiğini söyleyen yönetmen Yorgos Zois, tek mekânda geçen ve gerçek zamanlı bir gerilim filmi. Filmde antik Yunan tragedyası Orestes’in postmodern bir adaptasyonu sırasında sahneye çıkan bir genç mikrofonu devralır. Oyunun interaktif bir deneyime dönüştüğünü sanan izleyiciler gencin başlattığı tartışma ortamına katılır ancak eğlenceli başlayan bu oyun giderek kontrolden çıkmaya başlar ve korkutucu bir hal alır. İlk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan bu minimalist film, Yorgos Zois’in yönettiği ilk uzun metrajlı film ve gerçek bir olaydan esinleniyor: 2002’de Çeçen militanlar Moskova’da bir tiyatroda izleyicileri rehin almış, izleyiciler baskını performansın bir parçası sanmışlardı. Matematik, nükleer fizik ve ardından sinema öğrenimi gören yönetmen Yorgos Zois Oresteia oyununu, “evrensel bir efsane olduğu ve insana dair güç, intikam, roller, kimlik ve duygu boşalımı gibi temel meseleleri ele aldığı için” özellikle seçmiş.

Bir Nefes / Ein atem / One Breath - Christian Zübert

Yönetmen Christian Zübert, ilk gösterimi Toronto’da yapılan filmi ‘Bir Nefes’te hayatları kesişen iki kadının öyküsünü anlatıyor. Farklı ülkeler ve farklı sınıflardan iki kadının benzer şekilde ayakta kalma mücadelesini merkezine alan film günümüz siyasi ortamına da gönderme yapıyor. Kaçırılan bir bebek üzerinden annelik, milliyet, göçmenlik, Avrupa ve sınırlar gibi kavramları işleyen ‘Bir Nefes’in senaryosunu Christian Zübert ve eşi İpek Çetinkaya Zübert yazdı. İpek Zübert, filmde Ines rolünü de üstleniyor.

Bir Aile Filmi / Rodinny film / Family Film - Olmo Omerzu

Yıl boyunca gösterildiği festivallerde övgülere boğulan bu Çek filmi ‘Bir Aile Filmi, benzerini defalarca kez izlediğimiz aile krizi hikâyelerine yeni bir soluk getiriyor. Genç yönetmen Olmo Omerzu, bu ikinci uzun metraj filminde, hem biçim hem de içerik açısından seyircinin beklentileriyle ustalıkla oynuyor. ‘Bir Aile Filmi’, baştan sona sürprizlerle dolu bir film.

Ansızın / Auf Einmal / All of A Sudden - Aslı Özge

‘Köprüdekiler’le Altın Lale En İyi Film ve ‘Hayatboyu’yla Altın Lale En İyi Yönetmen ödüllerini kazanan Aslı Özge’nin Almanca çektiği ilk film olan ‘Ansızın’, Hamlet’ten bir alıntıyla açılıyor: “Zira iyi ya da kötü yoktur. Düşünce var eder ikisini de.” Bir anlık zaaf ile karışan hayatları konu aldığı filminde Özge, hikâyeyi gizemli bir sinema diliyle anlatırken seyirciyi iyinin ve kötünün giderek belirsizleştiği gergin bir tartışmaya çağırıyor.

Yönetmen Pablo Trapero başkanlığındaki Uluslararası Altın Lale jürisinde oyuncu Melisa Sözen, oyuncu Lior Ashkenazy, video sanatçısı Ali Kazma ve yapımcı Ewa Puszczynska yer alıyor.
İKSV eski yönetim kurulu başkanı ve İstanbul Film Festivali kurucularından Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Altın Lale Ödülü, bu yıl da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 25.000 euro’luk para ödülüyle destekleniyor. Bu ödülün 10.000 euro’su Altın Lale’nin sahibi olacak filmin yönetmenine, 10.000 euro’su filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 euro’su ise Jüri Özel Ödülü’nü kazanacak filmin yönetmenine verilecek.

35. İstanbul Film Festivali hakkında her şey

 


    http://www.radikal.com.tr/153352515335250

    YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yazılmamış.