'Altın Portakal 47 yaşında ama hâlâ bir çocuk gibi'

'Altın Portakal 47 yaşında ama hâlâ bir çocuk gibi'
'Altın Portakal 47 yaşında ama hâlâ bir çocuk gibi'

Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın?ın (solda) daveti üzerine altı ay önce Altın Portakal?ın başına geçen Vecdi Sayar?ın görevine son verildi.

Altın Portakal'da çok sık yaşanan yönetim değişiklikleri festivalin geleceğine dair soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Festivali '47 yaşında ama hala konuşamayan çocuğa' benzeten sinemacılar festivalin geleceğinden kaygılı

ERKAN AKTUĞ

İSTANBUL - Yarım yüzyıla yaklaşan geçmişiyle özeklikle Türkiye sineması için hayati önemde bir festival olan Antalya Altın Portakal’da genel sanat yönetmeni Vecdi Sayar’ın işine son verilmesi, festivalin geleceğine dair soru işaretlerine de beraberinde getirdi. Acaba gelecek ekim ayındaki festival nasıl olacak, yine ne gibi değişiklikler yapılacak? Bu gibi soruların cevabı mechul. Zira 47 yıllık geçmişe karşın hâlâ kurumsallaşamamış bir yapı söz konusu Altın Portakal’da. Her yerel yönetimle birlikte ekipler de değişiyor, kurumsallaşma hamleleri hep yarım kalıyor. Deneyimli festivalci Ahmet Boyacıoğlu’nun deyimiyle ‘47 yaşında ama hâlâ konuşmasını bilmeyen bir çocuk’ gibi.
Sıs sık festivallere konuk olan sinemacılara, sinema yazarlarına, Altın Portakal Film Festivali’nin başarılı olabilmesi için nelerin yapılması gerektiğini sorduk.

TÜRSAK’ın yaptıkları olumluydu
Semih Kaplanoğlu (yönetmen): Altın Portakal’da önceki birkaç yılda TÜRSAK’ın yaptıklarını olumlu buluyorum. İyi şeyler yaptığını düşünüyorum TÜRSAK’ın. Elbette yanlışlar da vardı ama yavaş yavaş oturuyordu festival. Sinemacıları teşvik edecek küçük küçük bir takım fonlar vardı, market kısmı yavaş yavaş gelişiyordu. Altın Portakal Film Festivali belediyenin kendi başına kotarabileceği bir etkinlik değil, mutlaka profesyoneller tarafından yapılmalı. İnsan ister ki 46 yıllık bir festivalin profesyonel bir ekibi olsun ama maalesef böyle bir şeyden uzağız.

Festival kanalizasyona benzemez
Ahmet Boyacıoğlu (Gezici Festival’in başkanı): Yerel yönetimlerin kültür sanat etkinlikleri yapmasını tabi ki saygıyla karşılıyoruz. Ama bir film festivali düzenlemek kanalizasyon kazmaya, kaldırım döşemeye benzemez. Bu bir ekip ister. Dolayısıyla bu ekipler her iktidarla birlikle değişip gider, yerlerine yenileri gelirse Altın Portakal’daki gibi 47 yaşında ama konuşmayı bilmeyen bir çocuk gibi olur. Biz Gezici Festival’de tam 17 yıldır Başak’la (Emre) birlikte çalışıyoruz. Mesela İstanbul Film Festivali neden başarılı oluyor? Çünkü yıllardır birlikte çalışan profesyonel bir ekip var orada. Olay bu kadar basit!
Yeterince ciddi yaklaşılmıyor

Tayfun Pirselimoğlu (yönetmen): Bence bu Türklerin çözmesi gereken bir hastalık. Kurumsallaşamama gibi bir sıkıntımız var. Hayatın her alanında bu böyle. Festival konusunda yeteri kadar ciddiyet gösterilmiyor. Bir gayriciddilik hâkim. Oysa Altın Portakal hassas bir festival. Hassaslıktan kastım Türkiye sineması için çok önemli bir festival. Her festivalin kendine özgü bir kimliği olmalı ve bu kimlik doğrultusunda ciddi politikalar geliştirmeli. İşin bu kısmında yeteri kadar ciddiyet göstermiyoruz. Mesela Altın Portakal uluslararası olmak istiyorsa, bu yönde ciddi politikalar geliştirmeli, ayakları yere sağlam basmalı. Oysa biz ya çok abartıyoruz durumu ya da hepten yok sayıyoruz.

Yakın geleceği parlak görmüyorum
Atilla Dorsay (sinema yazarı): Antalya yöneticileri iyi bir başlangıçtan sonra galiba doğru olmayan bir yola saptılar. Deneyimi, birikimi, bilgiyi bir yana iterek sonu bilinmeyen bir maceraya atıldılar. Sanki festival yönetmek kolay bir işmiş gibi... Böylece hep sosyal demokratlara yakıştırılan bir niteliğin sanki yeni bir örneğini verdiler: Beceriksizlik. Sosyal demokrasiyi seviyoruz, ama bu kadar beceriksiz olmaları şart mı? Vecdi Sayar’ın kusurları olabilir ama festivaller konusundaki deneyimi tartışılmaz. Onu bir kalemde silip atanlar bakalım yerine kimi ve neyi koyacaklar, doğrusu merak ediyorum. Ve Antalya’nın en azından yakın geleceğini hiç parlak görmüyorum.

Önümüzde çok iyi örnekler var
Uğur Vardan (sinema yazarı): Gelinen son nokta, Antalya Film Festivali organizasyonunun bir kez daha gözden geçirilmesini bize hatırlatıyor. Bu çağda, bir festivalin yapısının nasıl olacağı bir sır değil. Önümüzde İstanbul Film Festivali gibi çok iyi örnekler var. Antalya gibi bu denli eski organizasyon, siyasetle bağlarını çoktan koparmalıydı. Bu gerçekleşmediği için her yeni seçim sonrası iktidarı ele geçiren, festivali kendi krallığının ve propaganda alanının en önemli cephesi olarak görüyor. Çözüm de belli, gündelik siyasi kaygıların ötesinde, bağımsız, sinema sektöründe emeği geçen, saygınlığıyla bilinen doğru insanların oluşturduğu bir merkez yaratılması ve yola devam edilmesi. Böylece, her seçim sonrası da bu tür tartışmalar yaşanmaz.

Sürekli yumruk alan boksör gibi
Murat Özer (sinema yazarı): Altın Portakal’ın durumu, festivaller tarihinin ‘komik’ sayfalarına geçecek nitelikte kuşkusuz. Dört yıllık TÜRSAK döneminde günahıyla sevabıyla bir ‘kimlik’ oturtulmuştu. Vecdi Sayar’la birlikte film geriye sarıldı ve o da ‘farklı bir kimlik’ oturttu. Ama onun da gidişiyle filmi yeniden geriye sarmak gerekecek gibi görünüyor. Festivalin sürekli yumruk alan ‘savunmasız’ bir boksöre döndüğü bir gerçek. Festivallerin yerel yönetimlerin boyunduruğundan kurtulması gerektiğinin de en iyi örneği Altın Portakal. İnisiyatifin profesyonellerde olduğu, belediyeninse sadece ‘destekçi’ olarak işin içinde göründüğü bir yapıyı kurmak ne kadar zor olabilir ki!