@ErkanAktug

Altın Portakal'dan iyi haber var

Altın Portakal'dan iyi haber var
Altın Portakal'dan iyi haber var
51. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Yılmaz Erdoğan başkanlığındaki jürinin işi gerçekten zor. Zira son yılların en iyi ulusal yarışma seçkisiyle karşı karşıyayız. Bugüne kadar gösterilen 6 film de belli bir standardın üzerinde, iyi yapımlar. Şimdilik 'Kuzu' ve 'Sivas' burun farkıyla önde.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Sansür tartışmalarını bir kenara bırakırsak 51. Antalya Altın Portakal’da iyi şeyler de oluyor. Mesela 12 filmin yer aldığı ulusal yarışma… Bugüne kadar gösterilen altı film de genel olarak ortalamanın üzerinde, dikkate değer ve iyi yapımlar. Yılmaz Erdoğan başkanlığındaki jürinin işi gerçekten zor. Oysa son dört beş yıldır ulusal yarışmanın çıtası hayli düşmüştü. Elif Dağdeviren’den Hülya Uçansu’ya Zeynep Atakan’dan Alin Taşçıyan’a festivalin yeni komitesi, sinemacıların sansür tartışmalarındaki tutumunu kendilerine karşı yapılmış gibi algılıyorlar fakat ulusal yarışma seçkisinin iyi olmasının bir nedeni de sinemacıların onlara duyduğu güven olsa gerek. Zira birçok yönetmen, yeni ekiple Altın Portakal’da iyi şeyler olacağını düşünerek filmlerini Altın Koza yerine Altın Portakal’a vermeyi tercih etti ve ortaya son yılların en iyi ulusal yarışma seçkisi çıktı. Bugüne kadar gösterilen altı filme kısaca göz atalım…

Neden Tarkovski Olamıyorum?
Murat Düzgünoğlu’nun ‘görkemli’ filmini çekmek için para bulmaya çalışan bir yönetmenin hikayesini anlattığı ‘Neden Tarkovski Olamıyorum?’, Altın Portakal’da ulusal yarışmanın iddialı yapımlarından. Adana Altın Koza’nın ikincilik ödülü kabul edilen Yılmaz Güney ödülünün sahibi olan filmi Antalya’ya bir gün geç gittiğimiz için izleyemedik ama izleyenlerden edindiğimiz hissiyat filmin iyi olduğu yönünde.

Oflu Hoca’yı Aramak
Vizyon tarihi sürekli ertelendiğinden bu filme dair beklentilerimiz de hayli düşmüştü. Hatta 50 küsur film arasından Altın Portakal’ın yarışmasına seçildiğini görünce şaşırmıştık ne yalan söyleyelim. (Yönetmen Levent Soyarslan da benzer bir şaşkınlık yaşadığını söyledi film sonrası söyleşide) Oysa mesajını doğrudan veren, kendi ölçüsünde düzgün bir politik mizah var karşımızda. Film, mocumentary denilen, yani belgeselmiş gibi yapan ama belgeselle alakası olmayan bir kurmaca. Belgesel ekibi, Doğu Karadeniz dağlarını turizme açacak mega bir inşaat projesi üzerinde çalışan işadamı Ali Bey sponsorluğunda Karadeniz’in çağdaş efsanelerini araştıran bir belgesel için yola çıkıyor. Araştırmalarına kaset kayıtlarıyla 90’lara damga vuran ‘Oflu Hoca’yla başlayan ekibin başına gelenleri izliyoruz film boyuncu. Filmin başındaki Oflu Hoca bölümleri hayli komik… Ortalarda biraz duraksıyor ama sonlara doğru yeniden toparlıyor. Günümüz Türkiye ’sine ve Gezi’ye doğrudan göndermeleriyle de salondan bol alkış alan ‘Oflu Hoca’yı Aramak’ın, Antalya seyircisini de hayli memnun ettiğini belirtelim.

Sivas
Yozgat’ın bir köyünde yaşayan 11 yaşındaki Aslan’ın çocukluktan yetişkin erkeklerin ‘sert’ dünyasına geçişini izliyoruz. Okulda sahnelenecek ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’ oyunu için Aslan’ın sevdiği kız Ayşe prenses, muhtarın oğlu ise prens olarak seçince Aslan’a cücelerden biri olmaktan başka seçenek kalmaz. Dünyası yıkılan Aslan, yaralı halde bulduğu Sivas adında dövüş köpeği sayesinde Ayşe’yi etkileyip onun ‘prensi’ olmanın yollarını arıyor. Fakat Sivas dövüş üzerine dövüş kazanmaya başlayınca muhtarın dikkatini çeker ve Aslan yetişkinlerin dünyasıyla hızlı, umulmadık bir yüzleşme yaşamak zorunda kalır. 

Kaan Müjdeci’ye Venedik Film Festivali’nde jüri özel ödülü kazandıran ‘Sivas’, Altın Portakal’ın da en iyilerinden. İnsanı ürperten köpek dövüş sahneleri, sürekli hareket halindeki omuz kamerası, rahatsız edici sesleri… Müjdeci, izlemesi zor ama etkileyici bir ilk filme imza atmış. Aslan rolündeki Doğan İzci’nin performansı da parmak ısırtıyor.

Kumun Tadı
Karadeniz sahilinde yoksul bir sınır kasabası… Kömür tüccarı ve insan kaçakçılığı yapan Ali için çalışan Hamit, kamyonetiyle İstanbul ’a kömür götürürken dönüşte kaçak göçmenler getirir. Hamit’in hayattaki tek tesellisi, yurtdışından bir araştırma projesi için kasabaya gelen botanik bilimci Denise. Aralarında başlangıçta sadece cinselliğe dayalı gibi görünen ama aslında tutkulu bir ilişki var. Bir grup mültecinin kasabaya gelişi ve mahsur kalışıyla ikilinin ilişkisi de kırılmaya başlıyor. 

Fotoğrafçılıktan gelen Melisa Önel’in ilk filmi, etkileyici bir açılış sahnesiyle başlıyor. Sonrasında yine muhteşem kadrajlar eşliğinde pek fazla olay olmadan devam ediyor, fakat yönetmen öyle bir atmosfer yaratıyor ki merak duygusunu uzun süre diri tutmayı başarıyor. Evet, karanlık, kasvetli, iç karartıcı ama belli ki yönetmenin yaratmak istediği bu. Keşke birçok gri nokta barındıran hikaye, görselliğin altında ezilmeseydi. Timuçin Esen, ünlü ‘Lost’ dizisinden hatırladığımız Mira Forlan ve yine bambaşka bir tiple karşımıza çıkan Ahmet Rıfat Şungar çok iyi.

Çekmeköy Underground
Antalya seyircisinin kalbini çalan bir diğer ilk film… Gecekonduların lüks sitelere dönüştüğü Çekmeköy’de müzikle hayata tutunmaya çalışan ‘mahallenin zencileri’ denilen bir grup rap’çiyi izliyoruz. Sonunda hayalini kurdukları stüdyoya kavuşan gençler, bir yandan yetenek yarışmasına hazırlanırken bir yandan da heyecanla Cemal abilerinin hapisten çıkışını bekliyor. Ancak Cemal abinin gelişiyle bambaşka olayların içinde bulurlar kendilerini. İstanbul’un obur iştahlı emlak mafyası da stüdyolarına göz dikmiştir. 

Şehir antropoloğu olan Aysim Türkmen’in yönettiği ‘Çekmeköy Underground’, ilk filmin kimi küçük zaaflarını taşıyor ama meselesini etkileyici biçimde seyirciye getirmeyi başarıyor. Can Sipahi, Kerem Can, Barış Gönenen, Aslı Memaz ve Gözde Kocaoğlu gibi isimlerin yer aldığı genç oyuncu kadrosu da ekip halinde iyi çıkarıyor.

Kuzu
Kutluğ Ataman, usta işi bir sünnet komedisiyle karşımızda. Erzincan’da karlar altında bir köy… Sünnetten ve kuzu alacak para olmadığı için sünnet şöleninde kendisinin kesileceğinden korkan bir çocuk, Mert. Tüm yoksulluklarına rağmen sünnet ziyafeti vererek köyde kabul görmeyi arzulayan gururlu bir anne, Medine. Her şeyi “Bakarız” diyerek geçiştiren vurdumduymaz baba, İsmail. Herkese ayar veren çokbilmiş küçük abla, Vicdan… 

Günümüzde geçen mitolojik bir hikayeye tanık oluyoruz sanki. Hayli komik ve masal tadında ilerleyen hikaye sonlara doğru trajediye evriliyor, fakat kahkaha hiç eksik olmuyor. Aynı zamanda Türkiye sinemasında benzerine pek rastlayamayacağınız türden bir köy filmine imza atmış Kutluğ Ataman. Filmin küçükleri Mert Taştan ve Sıla Lara Cantürk muhteşem oynuyor. Keza Nesrin Cavadzade, Cahit Gök, Nursel Köse, Nalan Kuruçim, Güven Kıraç… ‘Sivas’la birlikte -şimdilik- Altın Portakal’ın en büyük iki favorisinden biri…