Amerika dayanışması

Zaman zaman Türkiye'deki genel toplumsal kültürden yakınılır. Halkın beğenisi, tepkileri eleştirilir.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Zaman zaman Türkiye'deki genel toplumsal kültürden yakınılır. Halkın beğenisi, tepkileri eleştirilir. Bunların, büyük bir bölümü halkın 'cehaletine' verilir. O arada,
ezeli hastalığımız olan kendi kendimize yabancı gözüyle bakma (bir tür oryantalistleşme) yanımız depreşir. Kendimizi Batılıların yerine koyarak, belki de onların söylemeyeceklerini söyleyerek eleştirir, ondan da öte kınarız.
Öte yandan da sanırız ki, Batı'da (neredeyse o Batı ve sınırları nereden nereyeyse) işler böyle değildir. Batı'da insanların tamamı okumuş yazmıştır, sokak orada bir saray gibidir, onun teşrifat kurallarına göre davranır herkes.
Popüler dejenere mi?
Bu yaygın kanı ve ona bağlı olarak
ortaya çıkan eleştiri en çok da popüler kültür söz konusu olduğunda işlemeye başlar. Bir anlamda Türkiye'nin popüler kültüre teslim olduğu ve o kültürün bir dejenerasyon yarattığı varsayılır. Uzun lafın kısası, aslında söylenmek istenen popüler kültürün
'yerleşik' değerlere bir tehdit olduğudur.
İşin garibi, bu muhakemenin hiç kavram kullanılmadan, sadece sezgi ve genel kabullerden hareket edilerek yapılmasıdır.
Bütününe bakıldığında bu yaklaşımın doğruları da var içinde eğrileri de. Her şeyden önce, burada ele alınan popüler kültürün zihinsel dokusu ya da ona bağlı olan sonuçlar değil. Popüler kültür, bu yaklaşımlarda, sadece sokağa yansımış biçimiyle ve davranış kalıplarıyla ele alınıyor. Öyle bakınca iş büsbütün karmaşıklaşıyor. Nedeni de belli; bu muhakeme, bir toplumun egemen sosyolojisinin popüler kültürü ürettiğini düşünmeyip, tersine, popüler kültürün bir sosyoloji ürettiğini varsayıyor.
Öncelikle bu yanlış; popüler kültür ancak bir sonuçtur ve sosyolojinin içinden türer. İkincisi, dünyanın her yerinde popüler kültür, taşranın yani çevrenin kültürüdür. Etnolojik ve antropolojik farklar bir kenara çıkılırsa, taşranın geliştirdiği kültürler aralarında büyük bir benzerlik gösterir. Farklı kültürler o ortak duyarlılıkla birbirine bağlanır.
Burada, ortaya, neden bir kesimin popüler kültürü 'Batı mantığı' içinde eleştirdiğinin anlaşılmasına olanak sağlayacak ilginç bir spekülasyon olanağı çıkıyor. Bunun nedeni, Türkiye'de kendisini gösteren ve taşraya dayalı olarak beliren popüler kültürle Avrupa'daki kültürel açılımların değil Amerika'daki açılımların birbirine daha çok benzemesidir. Onun kaynağında da bizi meselenin ikinci aşamasına taşıyacak olan
ana unsur yer alır: Sınıf kültürü!
Avrupa sınıflar tarihi ve kültürü üstünde yükselir. Bu açıdan bakılınca, Amerika, Avrupa'dan gerçekten de farklıdır. Avrupa'daki gibi yerleşik bir sınıf bilinci ve ona bağlı davranış biçimleri görülmez. Tabii ki orada da sınıfsal ayrışma vardır. Ama, o ayrışma hiçbir zaman yerleşik, tarihle iç içe geçmiş bir oluşuma dayanmaz.
Sınıf savaşları yok
Lefebvre, Marx'ın arkasındaki unsurları sayarken, Fransız köylü savaşları tarihini vurguluyordu. İşte, o anlamda, Amerika'da, Avrupa'yla karşılaştırılacak biçimde, yerleşik bir aristokrasiye karşı burjuvazinin, yerleşik burjuvaziye karşı da proletaryanın kalkışması yoktur. Oysa, bugün Avrupa denildiğinde anımsanan burjuvazi ve onun kültürüdür. İşte, Türkiye'de, popüler kültür eleştirilirken, yıkıldığı, yok olduğu söylenen ve 'Avrupa'da farklı olduğu sanılan' kültür de aslında budur: burjuva kültürüdür.
Gene bu yönden bakınca, bir taşra tavrı olarak gelişmiş popüler kültürün Amerika ve Türkiye modellerinin birbirine niçin benzediği ya da niçin birbirini andırdığı daha iyi anlaşılıyor. Türkiye'de de tarihsel olarak yerleşik bir burjuvazi hiçbir zaman olmadığı gibi, onun eliyle oluşturulmuş kalıcı bir burjuva kültürü yoktur.
Tanzimat kültürü
Ama, böyle bir kültürün yerleştirilmesi için girişimler vardır. Onlar da Tanzimat'la başlar, Cumhuriyet'le doruğuna ulaşır. Devlet, Batı burjuva kültürünü toplumsallaştırmak istemiştir. Bu girişimin tarihsel sonucuysa popüler kültürün göreli yaygınlığıdır.
Kuşkusuz ilginç bir gelişmedir bu. Önce, burjuva kültürünün yerleşik olduğu toplumlardaki popüler kültürün bu özelliğe sahip olmayan toplumlardan farklı olduğunu sonra da bizim popüler kültürümüzün Avrupa'yı atlayıp, Amerika kıtasıyla belli bir yakınlık kurduğunu gösterir.
Bu, sevinilecek bir şey midir? Çok zor bir soru bu. Her şeyi bir yana, bu olgu, bu durum, bizim popüler kültürün geniş ölçüde
öteki sınıflarla değil devletle çatıştığını ortaya koyuyor. O yanıyla, burjuva kültürünün sahibinin de bu toplumda burjavazi
değil devlet olduğu ortaya çıkıyor. Burjuva kültürünün bir türlü niye palazlanmadığı da böylelikle anlaşılıyor. Çünkü, burjüvazi, devletin önerdiği kültüre sahip çıkana kadar, bastıran popüler kültürden etkilenmiş,
kökenleri gereği de o kültürle, uzak duruyor gibi görünse de bir yakınlık kurmuştur. O nedenle, Türkiye'de 'asıl' kültürün artık 'halk kültürü'nden öte popüler kültür olmadığını söylemek neredeyse olanaksız.
Yoksa, Etiler'de ha bire kebapçı dükkânı açılır, sokaklarda, Türk-Amerikan 'pop kültür dayanışmasını' gösterecek biçimde, üstüne Elvis Presley ya da Marilyn Monroe işlenmiş kilimler satılır mıydı?