Amerikalı centilmen

James Ivory uzun meslek hayatında hep bir yanlış anlamanın kurbanı oldu. Belki de filmlerinin içeriği yüzünden...
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

İSTANBUL - James Ivory uzun meslek hayatında hep bir yanlış anlamanın kurbanı oldu. Belki de filmlerinin içeriği yüzünden, bu Kaliforniyalı centilmeni herkes İngiliz sandı. Onun Edward dönemi İngiltere'sini fon alan filmleri, farklı kültürlerin karşılıklı etkileri üzerine kurulu hikâyeleri (özellikle
Hindistan'daki filmleri) ve bir Avrupalı lezzet taşıyan Henry James uyarlamaları ise, 'Ivory' adını belli bir janrın, belli bir yaklaşımın bayrağı haline getirdi.
Daha doğrusu, Merchant/Ivory adlarını. 1959 yılında New York'ta tanışan James Ivory ile Ismael Merchant, iki yıl sonra Merchant-
Ivory Productions adlı yapım şirketini kurdular. Belgeselleri beğeni toplayan, Hindistan'la ilgilenen genç Kaliforniyalı ile, ABD'ye iş idaresi okumak için gönderilmiş sinema âşığı genç Hintli, bir daha ayrılmadı. Gene o sıralarda Almanya'da doğmuş, İngiltere'de büyümüş, evlilik yoluyla Hintli olan romancı Ruth Prawer Jhabvala'yı da aralarına aldılar. Jhabvala, çoğu ödüllü, birçok Merchant/Ivory filminin senaryosunu yazdı, sacayağın ayrılmaz üçüncü ayağı haline geldi.
Yürek titreten filmler
Bir araya gelince de, onlara bugünkü yerlerini kazandıran filmleri yapmaya başladılar. Çoğu kişiye göre, daima belli bir kalitenin üstünde, titizlikle hazırlanmış, insan yüreğini titretmeyi hedefleyen filmler. Kimine göre de Merchant/
Ivory'nin küflü dönem dramaları. Kişisel sinema deneyimi aksiyon filmlerinden ya da sulu zırtlak modern komedilerden oluşan izleyicilerin, Merchant/Ivory türü dramlara itibar etmesi beklenemez elbette. Ama 'Shakespeare Wallah' (1965), 'Bombay Talkie' gibi filmleri, üç kişisinden birbuçuğu Hintli olan bu sacayağın, o ülkeye ne kadar hâkim olduğunun da kanıtlarıdır.
Sonra Kral Edward devri İngiltere'sinde geçen filmler geldi. Merchant/Ivory adı hemen akla getirdiği bu filmlerde duygularına hâkim olan, hatta duygusuzmuş gibi görünmeye çalışan soylular vardı. Sonra, hem korselerinin, hem bastırılmış arzularının cenderesi içinde kalmış kadınlar. James Ivory'nin şöhretinin, öncelikle yazar E. M. Forster'dan uyarladığı dönem dramlarına dayandığı söylenebilir: Arka arkaya çektiği 'Manzaralı Oda' (A Room with a View, 1986 ve 'Maurice'in (1987) ardından, beş yıl soluklanıp gene sevgili yazarına döndü ve Emma Thompson ile Anthony Hopkins'i bir araya getiren 'Howards End'i (1992) yaptı. Bu ikili, hemen bir yıl sonra da 'Günden Kalanlar'da (Remains of the Day) birleştiler.
Bu seferki yazar, bir kültür karışımı örneği, farklı kültürlerden insanlara büyük bir başarıyla can veren Kazuo İshiguro'ydu. Japon yazarın fevkalade
İngiliz kitabı, Ivory'nin şahsında ideal yönetmeni bulmuştu.
Avrupai Amerikalı James
Bir de Henry James var, elbette. Amerikalı yazarların bu en Avrupalı olanı, bütün okunma zorluğuna rağmen sinema ve televizyona
en fazla uyarlanan yazarlardan biri. Ivory, James'ten daha önce 'Avrupalılar' (The Europeans)ve 'Bostonlular' (The Bostonians) uyarlamıştı. Bu kez de, yazarın en sevdiği kitabı olan 'Altın Kap'la (The Golden Bowl) karşımızda. Gene Edward devri İngiltere'si, biraz İtalya, James'in Avrupa'sı. Ama bu seferki Amerikalıları üst orta sınıftan kişiler değil. Sanat koleksiyoncusu Adam Verver, ülkesinin ilk milyarderi. Muhteşem mekânlar, çok özenli bir sanat yönetimi, ressam John Singer Sargent'ın tablolarından etkilenmiş nefis görüntüler, genelde iyi oyunculuk, 'Altın Kap'ın kâr hanesine yazılanlar. Bir de imkânsız aşk, tabii, tıpkı 'Masumiyet Çağı'ndaki (Age of Innocence) umarsız aşk gibi.
Ivory başka James uyarlaması yapmayı düşünmüyor, ona göre yazarın dünyasında artık aktaracağı bir şey kalmamış. Olsun, biz ondan başka uyarlamalar ya da özgün senaryolu filmler bekliyoruz. Yakın-uzak dönemlerden, mümkünse yakıcı aşkları olan, görkemli, korseli ve bastırılmış arzularla dolu. Kimileri onları 'küflü' bulsa bile...