Ana kuzusu babalara dair

Ana kuzusu babalara dair
Ana kuzusu babalara dair
Kutluğ Ataman, 64. Berlin Film Festivali'nde prömiyer yapan yeni filmi 'Kuzu'da bir Anadolu ailesinin alışılmadık ve komik vaziyetini, dini mitler üzerinden anlatıyor.
Haber: MURAT EMİR EREN / Arşivi

Kutluğ Ataman denildiğinde akla, yönetmenin 2013 yazı, Gezi Olayları ve bu konuda yaptığı birbirinden çelişkili açıklamalar geliyor ve bu durum hafif bir ürperme yaratıyor olabilir (Ergenekon’dan girip “Beyaz Türkler’in toplama kampı kurma çabası”ndan çıkmıştı). Ataman’ın politik olarak kimisi için kabul edilemez, kimisi için de makul halini bir yana bırakmak zor olsa da ‘Kuzu’, Ataman’ın bir yönetmen olarak filmlerinde söylediklerinin, politik olarak daha ciddiye alınası olduğunu gösteren, başarılı bir film. Berlin’deki ilk gösteriminin ardından uluslararası alanda da ilgi çeken yapımın, yabancı gazeteciler nezdinde de övgü aldığını belirtmek gerek.
Erzincan’ın bir köyünde geçen filmde, iki çocuklu bir çekirdek ailenin hikâyesini izliyoruz. Annesine düşkün bir oğlan çocuğu ve onun babaya düşkün ablası üzerinden bir süre akan hikâyede anlıyoruz ki, erkek çocuk sünnet olacak ve uzun zamandır ekonomik sıkıntı çeken aile için sünnet düğünü epey bir mesele. Evin babası bulduktan sonra sünnet düğünü yapmak, gururu incitilmiş anne için epey önemli. Fakat genç baba için önemli değil. Çocukların, genç ebeveynlerine kendilerini sevdirmek için birbirleriyle girdikleri rekabet, anne ve baba arasındaki duygusal boşluk, bu bize has ‘fakir ama gururlu’ sünnet davasıyla birleşince, evde huzur kaçıyor velhasıl...
Film bir noktaya kadar aile arasındaki diyalogları ve ilişkileri göz önüne aldığımızda çok iyi ilerliyor. Yakın zamanda başka filmlerde görmediğimiz türden, naiflikten uzak, günümüzün dilini konuşan, günümüzün tavrını taşıyan, dejenerasyonu da muhafazakârlığı da belli ölçüde bünyesinde taşıyan bir Anadolu ailesi portresi çiziyor. Fakat bir noktadan sonra, baba evini ve ailesine verdiği sözleri bir başka kadın nedeniyle unutunca, perdede olup bitenler ‘olasılığı yüksek ama inandırıcılığı düşük’ kalıyor. Bu da filmin irtifa kaybetmesine sebep oluyor. Belki de çok etkileyici olabilecek finaldeki tersyüz de, tam bu nedenle ıska geçen bir yumruğa dönüşüyor. Yine de Ataman’ın mekân kullanımı ve oyuncu yönetiminde büyük bir beceri sergilediğinin hakkını vermek gerek.
Filmin dün gerçekleşen basın gösteriminin ardından gerçekleşen basın toplantısında Ataman, çocukluğunun geçtiği memleketi Erzincan’da, kırsal alanda yaptığı yürüyüşler sırasında hikâyenin hatrına düştüğünü, önce her zaman bir fotoğraftan yola çıktığını ve ardından İbrahim Peygamber ve oğlunun kurban mitinden yola çıkarak bu filmi çektiğini belirtti. Ataman, dini hikâyelerin kendisi için daha çok mitolojik anlamları olduğunu ve bu mitolojik öyküyü günümüzde bir Anadolu köyüne taşıdığını ifade etti. Bir soru üzerine “ Türkiye ekonomik olarak çok hızlı değiştikçe aile yapısı da değişiyor, kaynıyor” diyen Ataman, filmdeki taşralı ailenin de bu anlamda modern bir taşralı yorumu olduğunu söyledi. Filmdeki baba ve annenin ilişkisinde de kadının bu değişimi göğüslemeye hazır, erkeğinse henüz tüm bunlarla baş etmek için fazla güçsüz, ‘ana kuzusu’ olduğunun altını çizdiğini söyledi.