Angelina Jolie'nin 'Bulantı'sı...

Angelina Jolie'nin 'Bulantı'sı...
Angelina Jolie'nin 'Bulantı'sı...
'Hayatın Kıyısında', Hollywood'un en ışıltılı çiftini huzurlarımıza getiriyor. Angelina Jolie yazmış, yönetmiş ve kocası Brad Pitt'le de karşılıklı oynamış. Bir evliliğin açmazlarında dolaşan film, 'Sanat sineması'na selam gönderiyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

HAYATIN KIYISINDA (Not: 2.5/5)
BY THE SEA
Yönetmen: Angelina Jolie
Oyuncular: Brad Pitt, Angelina Jolie, Mélanie Laurent, Melvil Poupaud, Niels Arestrup
Yapım: 2015, ABD
Süre: 132 dk. 

Sanatın kimi farklı suları elbette kimsenin tekelinde değil, isteyen istediği zaman orada yüzer. Lakin Angelina Jolie, Yugoslavya mozaiğinin dağılmasına neden olan savaşın kimi günahlarda gezinen ‘In the Land of Blood and Honey’ ve 2. Dünya Savaşı’nın Pasifik cephesinden epik bir hikâye anlatan ‘Unbroken’ın ardından üçüncü yönetmenlik çabası ‘Hayatın Kıyısında’da (‘By the Sea’) fazla derine dalmış ve tekrar yüzeye çıkarken, bazı noktalarda ‘vurgun’ yemiş gibi. Kocası Brad Pitt’le başrollerini de paylaştığı bu yapımda Jolie, ruhsal sıkıntıların, evlilikteki kimi açmazların peşine düşmüş.
Önce kısaca konu diyelim: 70’ler... Duraklama dönemine giren Amerikalı yazar Roland ve eski dansçı karısı Vanessa, Güney Fransa’da küçük bir sahil kasabasına giderler. Amaçları, problemli bir hal alan ve 14 yıllık bir geçmişe sahip olan evliliklerine yeni bir ivme kazandırmak, peşi sıra hayatlarında yeni bir sayfa açmaktır. Lakin kasabadaki ilk günlerinde durum değişmez; Roland sahildeki küçük lokantada yer, içer ve bazen de sızar; Vanessa da kiraladıkları daireden hiç çıkmadan teselliyi tıpkı kocası gibi içki kadehlerinde bulur. Bu tekdüze gidişatı yan daireye gelen balayındaki genç Fransız çift değiştirir.

Jolie, senaryosunu da kaleme aldığı ‘Hayatın Kıyısında’da ‘Avrupa sanat sineması’nın izlerini takip eden bir yapıma soyunmuş. Bu tür öyküler zaman zaman karşımıza çıkıyor: Çiftler çürümeye doğru giden bir ilişkiyi yeniden ayakta tutmak için genellikle bir sahil kasabasına, farklı bir mekâna gider ama buraları değil soruna çare olmak, yarayı daha da derinleştirir. Bu kulvardaki benim başyapıtım, Ian McEwan’ın romanından Harold Pinter’ın senaryosuyla çekilen, Paul Schrader imzalı ‘The Comfort of Strangers’dır (bizde ‘Yabancı Kucak’ adıyla oynamıştı). Jolie’nin filmi ise daha çok Antonioni’nin ‘Serüven’ini (‘L’avventura’) ve de Bertolucci’nin ‘Çölde Çay’ını (‘The Sheltering Sky’) hatırlatıyor. Öte yandan Nuri Bilge’nin ‘İklimler’i ya da Zeki Demirkubuz’un ‘Bulantı’sı da ‘Hayatın Kıyısında’ya uzak akraba olan yapımlar.
Film, aile içi sıkıntılardan yazar karakteri dolayısıyla entelektüel sıkıntılara uzanan bir çizgide ilerlerken ara duraklarından birine ‘Röntgenciliği’ de ekliyor ve bu yanıyla ‘Arka Pencere’, ‘Peeping Tom’ gibi yapıtların yer aldığı kulvara da selam yolluyor...


“EVLİLİK ‘AKSİYON’U ÖLDÜRÜR”
‘Hayatın Kıyısında’nın temel meselesine gelince; bir kere bütün bu sıkıntıların bağlandığı noktadaki gerekçe (yani final), öykünün belli noktalara kadar seyreden kendine özgü ağırlığını alabildiğince hafifleştiriyor. Öte yandan atmosfer, karakterlerinin sıkıntısını size geçirmeyi pek başaramıyor; çünkü filmin içindeki tekrarlar yüzünden öykünün kendisi sıkıcı olmaya başlıyor.
Jolie’yi Brad Pitt’le ilk kez ‘Mr. and Mrs. Smith’te izlemiştik. İkili adına, evliliğe uzanan bir ilişkinin ilk adımlarının atılmasına vesile olan bu filmin macera boyutu göz önüne alındığında, bu denli ağır bir film insana “Evlilik ‘aksiyon’u öldürüyor” dedirtebilir. Şaka elbette...
Oyunculuklara gelince; Jolie ve Pitt’in performanslarında bir problem yok elbette. Keza genç Fransız çifti canlandıran Mélanie Laurent (özellikle Tarantino’nun ‘Soysuzlar Çetesi’nden hatırlıyoruz) ve Melvil Poupaud (onu da Ozon’un ‘Veda Vakti’yle tanımıştık) ikilisi de gayet iyiler. Lokantanın ve mekânın sahibi Michel karakterinde Szabo’nun ‘Meeting Venus’ından bu yana gönlümüzde özel bir yere sahip olan Niels Arestrup’a rastlamak da hoş bir sürprizdi doğrusu.
Öte yandan görüntü yönetmeni Christian Lerger’in kadrajları muhteşem. Keza kostüm tasarımında Ellen Mirojnick’in, sanat yönetiminde Tom Brown-Charlo Dalli ikilisinin, yapım tasarımında da Jon Hutman’ın çabalarının altını çizmek gerek. Hepsinin ortak katkısıyla filmin birçok sahnesi adeta 70’li yıllara adanmış bir moda kataloğu tadına ulaşmış. Bir de ‘Hayatın Kıyısında’nın enfes müziklerinden bahsetmek lazım. Başta, girişte Jane Birkin’in seslendirdiği ‘Jane B.’ olmak üzere filmin soundtrack’i muhteşem şarkılardan oluşuyor.
Sonuç? Evet, üstesinden gelememiş ama Angelina Jolie’nin böylesi bir projeye cesaret etmesi bile bence takdire şayan. Filmin bazı yerlerinde yönetmenlik kumaşına dair anlar da var; umarım ileride ‘Sanat sineması’ cephesinde daha iyi işlerini izleriz.