Ankara'nın kimlik bunalımı!

Ankara'nın kimlik bunalımı!
Ankara'nın kimlik bunalımı!
Ankara'da son dönemde 'Selçuklu mimarisi' tartışması yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeni Cumhurbaşkanlığı binası için söylediği "Ankara bir Selçuklu başkenti mesajı vermemiz lazımdı" sözüyle yinelenen 'Selçuklu mirası', Cumhuriyet Ankarası'ndan ideolojik bir kopuş mu? Ankara, gerçekten bir Selçuklu başkenti miydi? Hürriyet'ten Umut Erdem sanat tarihçileri, mimarlar ve işin uzmanlarına sordu...

UMUT ERDEM/ HÜRRİYET - Ankara, bu günlerde ‘Selçuklu mimarisi’ tartışmasıyla bir bakıma tarihini yeniden yazıyor. Son dönemde şehrin girişine yapılan kapılar, Ak Parti Genel Merkezi, Yeni Başbakanlık Hizmet Binası, Meclis Başkanlık Resmi Konutu, ‘Selçuklu’ tarzında inşa edildiği söylenen binalardan bazısı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılan Yeni Başbakanlık binası için “Ankara, bir Selçuklu başkenti mesajı vermemiz lazımdı” sözü de Selçuklu tartışmasını alevlendirdi.

Eskişehir yolu giriş kapısı

2005’te kente ait Hitit ambleminin değiştirilmesiyle başlayan Ankara’nın ‘kimlik’ tartışması, bugün Selçuklu mimari tarzıyla başka bir boyuta ulaşmış durumda. Başkentin yeni mimarisinin Selçuklu’yu ihya etmekten çok ideolojik bir tarih yazma girişimi olduğunu düşünenler de var. Bazı uzmanlara göre Selçuklu mesajı, Ankara’nın cumhuriyetin ilk yıllarında mimari kimliğini belirleyen Viyana ekolünün yok sayılması anlamına geliyor. Dolayısıyla bu mimari tartışması, tıpkı Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmek istenmesi gibi yeni bir tarihi, ideolojik bakışı temsil ediyor. Peki, Ankara gerçekten bir Selçuklu başkenti miydi? Selçuklu tartışması, özünde yeni bir tarih yazımı mı? Konunun uzmanlarına sorduk.

CUMHURİYETİN SİMGELERİYLE HESAPLAŞMA
EYÜP MUHÇU (Mimarlar Odası Genel Başkanı): Cumhuriyetin başkenti Ankara’nın kimliği ve değerlerini ortadan kaldıran bir yapılaşma süreci yaşanıyor. Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) Başkanlık Sarayı ve kompleksi inşaatı yapıldı. Cumhuriyetin simgeleri ile hesaplaşma anlayışı, kentin simgelerinin üzerinden sürdürülmek isteniyor. Dayatılan bu yapıların kimliği ve mimari karakterleri yoktur. Selçuklu, Osmanlı taklidi yapılar kentlere dayatılmaktadır. Bu anlayış hem Selçuklu hem de Osmanlı’nın özgün niteliği olan mimariye saygısızlıktır. Aynı zamanda kentlerin, kimlik değerlerini ortadan kaldıran birtakım yapılaşmalardır. Bu yapıların çevreyle, günümüzün mimarlık anlayışı ile kentin geleceğe taşınmasıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Tamamen dogmatik, ideolojik anlayışla kentlere dayatılmaktadır.

İstanbul yolu giriş kapısı

NE SELÇUKLU NE OSMANLI
PROF. DR. KIYMET GİRAY (Sanat tarihçi, Ankara Üniv. DTCF): Ankara’da yapılan bu mimari eserler Selçuklu mimarisinin özelliklerini hiçbir anlamda taşımamaktadır. Birkaç geometrik Selçuklu süslemesi, bu yapıların Selçuklu özelliklerini taşıyor olarak değerlendirilmesini mümkün kılmaz. Kullanılan kubbeler ve kemerler ise ne Selçuklu ne de Osmanlı mimarisinde yer almakta. En önemlisi de bu yapılar, özellikle de kapılar estetik özelliklerden uzak, acele yapılmış acemi işçilikli üstünkörü yapılar. Bu tür Selçuklu ya da Osmanlı taklidi yapılar inşa edilirken ciddi bir akademik donanımlı profesörlerden oluşan bir kurul oluşturulmalıdır.

Ak Parti Genel Merkezi

BİR SİMGEYİ TERCİH ETMEK SİYASİ BİR TAVIR
KERİME SENYÜCEL (Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği Başkanı): Ankara 1073’te Alpaslan tarafından Selçuklu kenti yapılmış. Ankara’da Aslanhane Camii, Ahi Elvan Camii gibi Selçuklu dönemini günümüze taşıyan eserler halen varlığını sürdürmekte. Son dönemde hem mimaride hem de mimari süslemede Anadolu Selçuklu motiflerini kullanma çabası var. Ama ortaya çıkan yapıtlar tamamen eklektik bir üslup taşımakta. Tarihi birebir kopyalama çabası yaratıcılığı engellediği gibi, gelecek nesillerin görüşlerini ve estetik algılarını da sınırlandırıyor. Çoğulculuk çağında, tasarım alanına müdahale edilmesini doğru bulmuyoruz. Bir simgeyi diğerine tercih etmek siyasi bir tavır olabilir.

Havalimanı giriş kapısı

O DÖNEMİN MİMARİSİNDE BİR FELSEFE VAR
MEHMET AKSOY (heykeltraş): Aslında bu, tam bir post-modern eklektik görüşün uygulaması. Montaj sanayi gibi yapıştırma. Ankara’yı bir çorbaya çeviriyorlar. Bunun hası, cumhuriyetin ilk yıllarında, Atatürk’ün zamanında zaten yapıldı. Ziraat Bankası gibi örnekleri var. Ankara taşından ve hakikaten incelenmiş yapılardı. Şimdi Ankara Büyükşehir Belediyesi şehir girişlerine kapılar yaptı. O kadar zevksiz ki, Selçuklu mimarisine, sanatına hakaret gibi duruyor. Konya’da, Erzurum’da o kadar güzel Selçuklu eseri varken, bütün bu mimari eserler yokmuş gibi davranılıyor. Oradan buradan alıp, birbirine uygun Selçuklu mimarisi olmuyor. O Selçuklu mimarisine hakaret oluyor. Selçuklu mimarisinin o motiflerinin bir felsefesi var.

Konya yolu giriş kapısı

GELENEĞİMİZDE SARAY YOK
PROF.DR. İLBER ORTAYLI (tarihçi): Ankara, Selçuklu’nun başkenti değildir ama Selçuklu şehridir. Konya, Selçuklu başkentidir. Selçuklu’nun da sarayı yoktur. Yeni Ak Saray’a hiç gidip bakmadım. Fotoğrafını gördüğüm kadarıyla da pek öyle iddialı gelmedi. Osmanlı’nın öyle sarayı yok. Biz Topkapı’yı gördük, mütevazı bir yerdir. Dolmabahçe’de falan da pek bir şey yok. Yeni sarayda muhteşem büyüklük var. Motifler ne kadar iyi bilmiyorum, Osmanlı motifini falan kasabalı mimarlar yapamazlar. Selçuklu zaten saraya para yatırmaz; kervansaraya yatırır, köprüye yatırır. Selçuklu’nun yatırımları başka alanlaradır. Geleneğimizde saray yok.

‘SELÇUKLU’ DEMEK BİR YERE MESAJ
NEVZAT ERSAN (İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı): Beş tane kapı, bana göre çok doğru olmayan, kente yapılan en kötü yatırımdır. Sayın Başkan o tarihte, “turistler gelecek, bu kapıları tek tek gezecek, görecek” diye söylemişti. Garip haritalar olarak, her kente girişimizde karşımızda duruyor. AKP’nin anlayışı Selçuklu mimarisiyle örtüştüğü için bu yapılara ağırlık verilmek isteniyor. Sayın Gökçek’in de yaptığı bu anlayışla alakalı. Selçuklu mimarisinin dışında başka birtakım mimariler kullanılabilir ama
Selçuklu mimarisi denilip dört beş tane önemli projeleri yapmak bir yere mesaj vermektir.

YAPILAN GELENEKSEL TÜRK MİMARİSİDİR
CAN GÖKOĞUZ (Ak Panti Genel Merkezi ve Cumhurbaşkanlığı Sanarı olarak kullanılacak Başbakanlık Hizmet Binası’nın mimarlarından): Yapmış olduğumuz çalışmalarda, tam anlamıyla bir Selçuklu mimarisini alıp, binanın tamamını onun üzerine kurguladığımız bir mimari çalışma yapmıyoruz. Özellikle devlet yapılarında çalışmalarımızın ayaklarının yere bastığı, genlerinde bir şeyleri bu binaya yansıttığı dokular olmasını arzu ettik. Birtakım öğelerde bunları yaptık. Binanın saçaklarındaki gibi. Bu, binanın tamamen Selçuklu mimarisiyle yapıldığı anlamına gelmiyor. Geleneksel Türk mimarisi öğeleri diyoruz biz buna. Parti binasında da aslında kübik bir yapı olması, Selçuklulardan bugüne yansıyan öğeler olması sebebiyle, bir Selçuklu mimarisi üzerine inşa edilmiş gibi görünse de sadece izler taşıyan bir mimari çalışma yaptık. Anadolu’ya has izlerdir bunlar. Cumhuriyet tarihi mimarlık yapılarına da ait izler var.

Yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı

BATININ KALIPLARIYLA DOĞUYU YORUMLUYORUZ
İBRAHİM DIVARCI (Selçüklü araştırmacısı ve Büyük Selçuklu Mirası Projesi Koordinatörü)
Biz ne Selçuklu ne Osmanlı yapılarını hakkıyla koruyabilmişiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1930’larda şehirleşmeyi yanlış yapmış. Bunun bir ideolojik kökeni var mıdır tartışıyoruz ama sadece ideolojik söylemle izah etmek zor. Çünkü 1950’lerde çok güzel yapılar gitti. Cumhuriyetin milli mimari akımından sonra kendine has mimari stil oluşturamama var. Son 10 yılda, belki devletin değişen politikasıyla ilgili, Selçuklulara atıflar başladı. Selçuklulara ilişkin mirası yenilemeyi tartışmamız lazım. Başbakanlık’ın Yeni Hizmet Binası’nın cephelerindeki figürleri de çok beğendim. AVM’ler bu konuda çok başarısız. Tüketim toplumu ile tevazu toplumu olan Selçuklu’nun yan yana getirilmesi son derece yanlış. Rezidansların Selçuklu öğesi kullanması tam bir rezillik.


ANKARA’NIN TARİHİ

M.Ö. 2000
Ankara’daki ilk yerleşim Hititler dönemine rastlıyor.
En parlak dönemlerinden biri M.Ö. 25’te Roma İmparatorluğu’na bağlanan Galatya eyaletinin başkenti olmasıy­la başlar. Metropolis unvanı alır.

395Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Ankara Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kaldı.
11.yüz yılın ilk yarısındaki veba salgını, dep­rem ve kıtlık büyük bir göçe neden ol­du.

1073
Ankara Büyük Selçuklulara geçti.
Ankara’nın merkezi, önce Ahiler’e, ardından 1304’te göreli özerklik verilerek Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı.

1841
1841’de vilayet ilan edildi.
1917’deki büyük yangında Ankara büyük bir yıkıma uğradı.

1923
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti oldu.