Antalya: Erkekler perişan

Antalya: Erkekler perişan
Antalya: Erkekler perişan

İlksen Başarır Atlıkarınca nın senaryosunu oyuncu Mert Fırat la birlikte yazmış.

İlksen Başarır sert, tavizsiz film 'Atlıkarınca'da 'kötü'yü açıkça 'Baba'da sabitliyor. Babanın okumuş biri, hele hele bir şair olması ise iki kat ilginç
Haber: FATİH ÖZGÜVEN / Arşivi

ANTALYA - Altın Portakal Film Festivali , iki yönetmen ve iki politikacı arasında yaşanan gerilim filmi ile açıldı. Politik gerekçelere, alınma, darılma, gücenmelere uzaktan bakınca söz konusu olay, hepsi de erkek olan aktörler arasında bir güç çekişmesi, bir egolar savaşı gibi görünüyor en çok. Filmlerindeki maşist tavra ve ‘folklor eşittir kültür’ kolaycılığına hiç ısınamadığım Balkanlı yönetmen, onu kafatasçılıkla suçlayarak olayları başlatan meclis üyesi, olaylara hep sonradan yetişen (bkz. Tophane) ve her zaman tavır alırmış gibi yapan kültür bakanımız ve yönetmene tepkisini festivale katılmayarak gösteren çok duyarlı yönetmen. Bu ekipten çıkan senaryoda agresif ve pasif-agresif bir erkek çocuk itişmesinden öte bir şey görmüyorum.
Gerçi belki tesadüf değil, bu senenin Antalya ulusal filmlerine de uygun bir tema- erkekler ve onların artık ayyuka çıkan dertleri... Ayağımın tozuyla gördüğüm ilk film ‘Sinyora Erica ile İtalyan Olmak’ çok naif bir biçimde Türk kimliği ve erkeklik meselesiyle uğraşıyor. Bundan 20-30 yıl önce İtalya’ya yolu düşmüş bir Türk delikanlısı üzerine duygusal komedi; biraz ‘Amarcord’, biraz ‘Hamam’, biraz ‘Kadın Kokusu’ nostaljisi... Rimini’ye dil öğrenmeye giden Ekin ya da ‘Salvatore’nin başından geçenler müsamere tadında, filmin ‘şaraba karşı rakı’ olarak özetlenebilecek anafikri ise ‘Bir gün bir Türk...’ fıkrası kıvamında.

Taşradan nefret eden şair
Buna karşılık, geçen senelerin hafif zarif aşk filmi ‘Başka Dilde Aşk’ın yönetmeni İlksen Başarır, ikinci filmi ‘Atlıkarınca’da farklı bir şeye cesaret etmiş. Başarır, senaryosunu erkek oyuncusu Mert Fırat’la birlikte yazdığı bu sert, tavizsiz filmde ‘kötü’yü sadece ailede değil açıkça Baba’da sabitliyor. Baba’nın herhangi biri değil, okumuş biri, hele hele ‘taşradan nefret eden’ bir şair olması ise iki kat ilginç. Başarır, böylece sinemamızda bir zamandır yenilgilerini izlediğimiz romantik taşralı, şair, sinemacı vb. neviden erkeklerin ‘Yumurta’larını çatlatıyor bence. Bir süredir sinemamız erkeklerini esir alan şairane/ çıkışsız/ yenik erkek edebiyatının ardında bir şiddetin, tekinsiz bir zihin bölünmesinin gizlenebileceğini ima ediyor çünkü. Filmin, senaryosuyla, iddialı (ve ilginç) anlatımıyla, sahnelerinin kesilip- biçilmesiyle ilgili belli sorunları var. Ama film festivalleri de sanki buna yaramalı, bazı düzeltmeleri yapmaya... Genç anne ve baba rollerinde Mert Fırat ve Nergis Öztürk, hiç konuşmayan felçli tanık anneanne rolünde Sema Ceyrekbaşı özellikle iyiler.