Antalya'da bir festival, iki kapanış!

Antalya'da bir festival, iki kapanış!
Antalya'da bir festival, iki kapanış!
Türkiye'nin en eski film festivalinin 52. randevusunda ödüller bu gece sahibini buluyor. Bu yıl, organizasyonun kalbi niteliğindeki 'Ulusal Yarışma'da 12 film boy gösterdi. Filmler nasıldı, kimler ön palanı çıktı; işte size festivalden izlenimler...

RADİKAL- Türkiye’nin en eski film festivalinin 52. randevusunda ödüller bu gece sahibini buluyor. Bu yıl, organizasyonun kalbi niteliğindeki ‘Ulusal Yarışma’da 12 film boy gösterdi. Filmler nasıldı, kimler ön palanı çıktı; işte size festivalden izlenimler… 
 
Sanat aslında pek yarışmaya gelmez. Malum, birinin beğendiği resmi diğeri beğenmez; birinin çok sevdiği müzik, bir başkası için pek bir şey ifade etmez; kimilerinin gökleri çıkardığı bir film başka insanlar için sıradan, sıkıcı ve zaman kaybıdır. Yani sanat subjektiftir. Lakin özellikle sinema alanında dışarıda, içeride fark etmez; çok eski zamanlardan beridir bir yarışma geleneği vardır. Ve bir grup temsilciden oluşan jüriler, bir anlamda o yılın mahsulünü tartar; kim daha yönetmiş, kimin daha iyi senaryoyu kaleme almış, kim daha iyi oynamış, kim daha güzel müziklere imza atmış; kendince bir karar verir. Bu kararların genel bir bağlayıcılığı yoktur, o jürilerden başka. Bambaşka isimlerden oluşan farklı bir jüri, kuşkusuz bambaşka filmleri, bambaşka isimleri beğenebilir.

Buraya kadar karaladıklarım genele ait eski bilgilerin hatırlatılmasıydı. Peki bu yılki festivale katılan filmler nasıldı ve bize ne türden genel çizgiler sundu? Gösterim sırasıyla değinelim ve ‘beş’ üzerinden notlarımızı verelim…
 
Muna
Film, Gazze’de İsrail Devleti’nin zulmüne uğrayanların öyküsüne küçük bir kız çocuğunun dramı üzerinden yaklaşırken bu coğrafyayla bağını da Türkiye’den giden ‘Yeryüzü Doktorları’ üyesi bir grup tıp insanı üzerinden kuruyordu. Sinemasal değerinden çok duygusal yaklaşımlarıyla öne çıkan yapımı, bu coğrafyadan bir seyirci olarak izlerken şunu düşünmeden de edemedim doğrusu: Bu topraklar, ‘Gezi’deki eylemcilere yardım ettiği için ceza alan doktorların olduğu bir ülke. Yani bu filmin geçtiği coğrafya dahil, doktorların işi bazı yerlerde çok zor…
Filmin notu: 2
  
Çırak
Genç yönetmen Emre Konuk imzalı film, bir terzi çırağının aşırı takıntılı hikâyesini anlatıyordu. Kendisini ölüme hızla yaklaştırabileceğini düşündüğü her tehlikeyle ayrı ayrı hesaplaşan bu genç adamın serüveni, kadrajları ve atmosferi itibariyle sinemasal açıdan festivalin en ilgiye değer yapımlarından birine hayat veriyordu. Emre Konuk’u, gelecek adına umut verenler sinemacılar listesine eklemek gerekiyor diye düşünüyorum.
Filmin notu: 3
 
Kalandar Soğuğu
Karadeniz’in bir dağ köyünde kendisinin ve ailesinin makûs talihini yenmek için maden rezervi arayan bir adamın öyküsü bize genel çizgileriyle Yılmaz Güney’in ‘Umut’unu hatırlattı. Lakin Mustafa Kara imzalı yapım, finali itibariyle ‘Umut’lu bir havaya sahipti. Yer yer ‘Dersu Uzala’ ve Sivas’a da selam gönderen filmin, görselliği ve atmosferi itibariyle kendine özgü bir çekiciliği vardı. Lakin madenler konusundaki tavrının devletin şimdiki politikalarına yakın olduğu kanaatindeyim. O güzelim coğrafyayı kendi haline bırakmak lazım ki, gelecek kuşaklar da bu doğal mirastan yararlansınlar.
Filmin notu: 3
 
Misafir
Annesinin hastalığıyla birlikte yıllar sonra baba ocağına dönen ve orayı terk etmesine neden olan meseleyle tekrar yüzleşmek durumunda kalan bir kadının öyküsünü anlatan ‘Misafir’, uzun süresi itibariyle ağır ağır hazmedilecek yapımlardan biriydi. Yönetmen Mehmet Eryılmaz’ın, ‘Misafir’le bir önceki yapıtı ‘Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikâyesi’yle kurduğu bağlantı da bence zarifçeydi.
Filmin notu: 3
 
Takım: Mahalle Aşkına
Bir halı saha turnuvasında mücadele eden bir takım üzerinden memleket profiline soyunan filmi, vizyona girdiği dönem yeterince ele almıştık. Görselliği ve futbol üzerinden sosyolojik bakışıyla kayda değer bir çalışmaydı.
Filmin notu: 3
 
Saklı
Yaşlı bir müzisyenle üniversite öğrencisi bir kızın ilişkisi üzerinden aile bağları, ahlak, gelenekler görenekler, baba baskısı gibi sularda yüzen film, bir yanıyla da ‘Ben gamlı hazan., sense bahar” diyordu. ‘Saklı’, Selim Evci’nin filmografisindeki en iyi çalışma olmuş.
Filmin notu: 3
 
Artık Hayallerim Var
Türkiye’nin altı şehrinden seçilen ve nihayetinde gerçekleştirdikleri filmleri Amerika’da gösterme fırsatı bulan gençlerin öyküsünü anlatan sevimli bir belgesel. Farklı fikirlere ve düşüncelere tahammülsüzlüğün altını da çizen yapımın bendeki en hüzünlü karşılığı, artık aramızda bulunmayan sevgili Seyfi Teoman’la birkaç görüntü vasıtasıyla da olsa tekrar buluşmak oldu.
Filmin notu 2.5 
 
Rüzgârın Hatıraları
Festivalin merakla beklenen filminde muhalif şair ve ressam Aram’ın, 1943’te faşist saldırılardan kendini kurtarmak adına Doğu Karadeniz üzerinden Sovyetler’e geçme çabası anlatılıyordu. Giriş ve final bölümleri çok başarılı olan yapım, ortalarında hafiften dağılıyordu. Özcan Alper imzalı çalışma, birer tablo niteliğindeki muhteşem görüntüleri ve içinden geçtiğimiz döneme geçmişten yaptığı göndermeleriyle dikkat çekiyordu.
Filmin notu: 3
 
Pia
İntihar eden karısına mezar yeri aramak için at arabasıyla dolaşan bir adamla, yıllar önce ölen annesinin mezar yerini bulmak için dedesiyle birlikte yola koyulan bir çocuğun paralel şekilde gelişen öyküleri. Nihayetinde kapanan bir paranteze sahip film, görselliği, şiirsel anlatımı ve müziğiyle ön plana çıkıyordu. Daha önce festival vasıtasıyla iki filmini izlediğimiz Erdal Rahmi Hanay’ın en iyi çalışmasıydı ‘Pia’.
Filmin notu: 3
 
Arama Moturu
Eş, para, su, itibar derken, her biri farklı aramaların peşinde koşan, bu iş için de zaman zaman belediye başkanının uyanık oğlu vasıtasıyla bilgisayar teknolojisinden medet uman bir grup Anadolu insanının hikâyesini anlatan film, tekrarlara sıkça başvurması yüzünden kâğıt üzerindeki etkisini kaybediyordu. Ama oyuncu kadrosunun tamamını bir yöreden (Konya’nın Hüyük ilçesine bağlı Çavuş Köyü sakinleri) oluşturmak fikri de kayda değer bir çabaydı.
Filmin notu: 2.5
 
Sarmaşık
Zorunlu olarak demirlemek durumunda kalan bu geminin elemanları üzerinden bir memleket tarifine soyunan çalışma, festivalin en çok ilgi gören filmlerindendi. Tolga Karaçelik imzalı yapımda, özellikle oyuncu performansları üst düzeydeydi.

Festival notu: 3

Kümes
‘Kuma’ meselesine önce dramatik yaklaşıp sonra da öykünün yatağını mizaha çeviren film, oyuncu olarak tanıdığımız Ufuk Bayraktar adına gayet başarılı bir ilk yönetmenlik hamlesiydi. Bayraktar’ın bazı kadrajlar itibariyle Yılmaz Güney hatırlatması yapması filmin bence en akılda kalan yanlarındandı.

Filmin notu: 2.5

Favoriler kim?
Peki bu izlenimler ışığında bu geceki törende ödüller kimlere gidebilir? Bu sorunun cevabını tabii ki jürinin refleksleri belirleyecek. Bizce filmler düzeyinde ‘Sarmaşık’, ‘Kalandar Soğuğu’, ‘Rüzgârın Hatıraları’ ve ‘Saklı’ sanki bir adım öne çıkıyor gibi. Yönetmenler cephesinde ise Tolga Karaçelik, Mustafa Kara, Özcan Alper, Selim Evci ve de Emre Konuk isimlerini ihtimaller dahilinde sayabiliriz. ‘En İyi Kadın Oyuncu’da ‘Saklı’daki performansıyla Türkü Turan, ‘Misafir’deki performansıyla Zümrüt Erkin, ‘Kümes’teki performansıyla Hasibe Eren öne çıkan isimler gibi. ‘En İyi Erkek Oyuncu’ cephesinde ise ‘Sarmaşık’la Nadir Karabacak, ‘Rüzgârın Hatıraları’yla Onur Saylak, ‘Çırak’la Hakan Atalay, ‘Kalandar Soğuğu’yla Haydar Şişman, ‘Pia’yla Oktay Çağla performanslarıyla dikkat çeken isimlerdi. Neyse, hepsine başarılar diyerek bu faslı bitirelim.

Bir festival, iki kapanış…
Son olarak kapanış töreni serisine değinelim. Bu yıl festival iki törenle kapanıyor. Dün bir tören yapıldı, bu gece de bir başka törene şahit olacağız. Bunun bilebildiğimiz kadarıyla temel nedeni, ödül kategorilerin çokluğu ve bu durumda, tek bir törenin televizyon canlı yayınında çok uzun sürme ihtimali. Lakin bu durumun çözümü sanırım iki ayrı tören olmamalıydı. Umarım çok mantıklı olmayan ve de adeta filmlerde emeği geçenleri ikiyi ayıran bu uygulamadan en kısa zamanda vazgeçilir…