Aradığınız Çanakkale filmine ulaşılamıyor!

Aradığınız Çanakkale filmine ulaşılamıyor!
Aradığınız Çanakkale filmine ulaşılamıyor!
Bir türlü Çanakkale filmi çekmeyi beceremiyoruz. 20 milyon TL'yle 'Sinema tarihimizin en pahalı yapımı' unvanlı 'Son Mektup', savaş fonunda yaşanan romantizmin peşine düşerken ne doğru düzgün bir savaş filmi olmuş ne de etkileyici bir aşk hikâyesi anlatmanın üstesinden gelebilmiş. Osmanlıcanın kullanıldığı dönemde filme sponsor olan bankanın adının Latin harflerle yazılması da dikkatlerden kaçmadı.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

SON MEKTUP (Not: 1.5/ 5)

Yönetmen: Özhan Eren
Oyuncular: Tansel Öngel, Nesrin Cavadzade, Hüseyin Avni Danyal, Bülent Şakrak
Yapım: 2015, Türkiye
Süre: 122 dakika

Önce genel bir bakış açısıyla meseleye girizgâhımızı yapalım: 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve bu bağlamda Nazi zulmü, Pasifik cephesi, Normandiya çıkarması, Stalingrad savunması, sonrasında Vietnam, savaş dönemi ve sonrasının toplumsal ve psikolojik acıları, nihayetinde Ortadoğu bataklığı, 1. Körfez Savaşı, Saddam’ın devrilme dönemi vs... Başta Amerikan sineması olmak üzere hemen her ülke sineması, insanlık tarihinin bu önemli dönemeçlerini perdeye defalarca taşıdı; yedinci sanat bu kulvarda vasat örneklerin yanı sıra başyapıtlarını da verdi... Artık bu meseleler, ara ara uğranılan limanlar gibi...

O kadar paraya yazık olmuş
Bizim cephede ise durum farklı. Vakti zamanında bir türlü sektör olamayan sinemamız kendi kıt imkânlarıyla kimi savaş filmlerine imza attı, çoğu ‘kahramanlık öyküleri’ eşliğinde gelişen bu yapımların bazıları kuşkusuz ruhu ve dertleri olan ama sinemasal derinlikleri tartışmalı örnekler olarak bu günlere kaldı. Modern zamanlara gelince hamle sayısı arttı ama benzer şekilde işin sinemasal cephesinde henüz çarpıcı, kalıcı, üzerinde tartışılmaya değer örneklere ne yazık ki rastlayamıyoruz. Malum, 18 Mart Çarşamba Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılı’ydı. Bu vesileyle tarihe kendince not düşürmek isteyen bir film vizyona girdi: ‘Son Mektup.’ Özhan Eren’in yönetmenliğini üstlendiği film, ‘Sinema tarihimizin en pahalı yapımı’ türünden bir ibareyi de yanında taşıyor. Resmi açıklamaya gören 20 milyon TL’ye mal olan yapım için, Çanakkale’deki deniz savaşlarına odaklanırken Tayyareci Yüzbaşı Salih Ekrem’le Nihal Hemşire arasındaki bir aşkı da perdeyle taşımayı hedefliyor.

Lakin film bittikten sonra yaşadığımız hissiyat şöyle: Olmuyor, olamıyor... Bir türlü şöyle içimize sinen, sinemasal sorunlarını halletmiş, meseleye derin, sosyolojik ve tarihsel perspektiften bakan, yerelden evrensele mesajlara sahip dört başı mamur bir Çanakkale filmine yine sahip olamadık. Evet, çok fazla şey istiyor olabiliriz ama aslında beklentileri düşük tutmak da mümkün. Zaten salona yollanırken böyle bir ruh halindeydik. Ama ‘Son Mektup’, böylesi düşük beklentileri karşılamaktan da yoksun.
Girişte belirttiğimiz gibi savaş hatta ‘Savaş günlerinde aşk’ da... ‘Son Mektup’, savaş ağırlıklı bir romantizmin peşine düşmüş ama ne doğru düzgün bir savaş filmi olmuş, ne de etkileyici bir aşk hikâyesi anlatmanın üstesinden gelebilmiş.

‘Mustafa Kemal var mı yok mu?’

Öte yandan “Öyküde Mustafa Kemal var mı yok mu?” sorusu, ister istemez ‘Son Mektup’ filminin ana tartışma noktalarından biri olacak gibi... Var, bir cümle içinde geçiyor... Ama bu da sanki, ‘usulden’ konulmuş hissi uyandırıyor. 100. Yıl nedeniyle Avustralya Televizyonu’nca çekilen ve ilk bölümü 8 Mart’ta yayımlanan, yedi bölümlük belgeselvari ‘Gelibolu’ dizisinde bile Mustafa Kemal’le ilgili sahnelerin yoğunluğu, ‘Son Mektup’u özellikle bu konuda açık ofsayta düşürüyor (meraklısına: Bu dizi Türkiye’de TV2’de yayımlanıyor). Tekrar filme dönersek asıl olarak ‘Son Mektup’ta ‘sinema’ yok. Sağ olsun, Uğur İçbak’ın titiz görüntü çalışması, başarılı gökyüzü çekimleri vs, filmi en azından görsel açıdan belli ölçülerde izlenir kılıyor ama dramatik yapı doğru dürüst kurulamayınca ve karakter derinlikleri kayda değer olmayınca film, vasat çizgisine bile ulaşmakta zorlanıyor. Keza bu dağınıklık içinde başta ana karakterleri canlandıran Nesrin Cavadzade, Tansel Öngel ve Hüseyin Avni Danyal olmak üzere oyuncu kadrosunun performansları da sonuca etki edemiyor.

Almanlarla birlikte savaşırken düşmanın Çanakkale’yle olan ilgisini ve işgal isteğini, “İstanbul’un fethini bir türlü unutamıyorlar”a bağlamak, filmin her yerindeki metinlerde Osmanlıca kullanılırken sponsorun ismini (Ziraat Bankası) bir binanın üstüne ‘Latin harfleri’yle yazmak gibi hamleler de ‘Son Mektup’un ‘en absürd sahneleri’ olarak kayda geçecek sanırım. Bir de film bol bol ajitasyon sahnesine başvuruyor ama bu bölümlerde mizansenler o kadar müsamere tadında ki, bir anlamda seyirci olarak bizi doldurmak isterken kendisini bile doldurmaktan aciz kalıyor.
Çanakkale konusunda yine kaldık Peter Weir’la (‘Gelibolu’-1981) Russell Crowe’a (‘Son Umut’-2014). Yani ‘Aradığımız Çanakkale filmine yine ulaşamadık...