Arkadaşlarımıza her zaman gerçeği söylemek zorunda mıyız?

Arkadaşlarımıza her zaman gerçeği söylemek zorunda mıyız?
Arkadaşlarımıza her zaman gerçeği söylemek zorunda mıyız?
Ailece görüştüğünüz yakın arkadaşınızı eşini aldatırken görürseniz, yine yakın arkadaşınız olan eşine söyler misiniz? Dostlarımıza, arkadaşlarımıza, her zaman gerçekleri söylemek zorunda mıyız? Paris'te Theatre Edouard VII'da sahnelenen Florian Zeller oyunu 'Yalan' (Le Mensonge), 'gerçek' üstüne kurgulanmış, fazla orijinalliği olmayan ama sağlam temellere oturtulmuş bir bulvar komedisi.
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Her söylenen “gerçek”, her zaman fayda etmez; ya da söylenmeyen her “gerçek” her zaman iyiliğe yol açmaz.
Florian Zeller’in yazdığı son oyunu “Yalan” (Le Mensonge), gerçek üstüne kurgulanmış bir komedi.
Her doğruyu küt diye söylemenin bir faydası var mı? Dostlarımıza, arkadaşlarımıza, her zaman gerçekleri söylemek zorunda mıyız? 

Herkesin bu soruya cevabı farklı olabilir…
Bu oyunda dört kişiler, daha doğrusu iki çiftler: Paul (Pierre Arditi) ve karısı Alice (Evelyne Bouix), en yakın arkadaşı Michel (Jean-Michel Dupuis) ve karısı Florence (Josiane Stoléru).

Alice, sokakta giderken Michel’i başka bir kadınla öpüşürken yakalamış. Alice, arabada olduğu için, Michel onu görmemiş. Eve giden Alice, kocası Paul’e olayı anlatır; en yakın arkadaşını başka bir kadınla öpüşürken gördüğü gerçeğini onların yüzüne söylemesi gerektiğini savunur. Nasıl Michel Paul’ün en yakın arkadaşı ise, Florence da Alice’in en can dostudur. Alice, o gece evlerine yemeğe davet ettikleri Michel ve Florence’ı kabul etmemeye kararlıdır. Yalan söylemekten ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaktansa, yemeği iptal etmeyi uygun görmektedir. Bir yandan Alice gerçeği söylemenin en doğru yol olduğunu anlatırken, Paul ise yalan söylemenin daha uygun olduğunu, Florence ve Michel’in evliliklerinin bozulmasını önlemek için yalanın en doğru seçim olduğunda ısrar eder. Bu gibi durumlarda yalana başvurmanın faydalarını över. Paul ve Alice arkadaşlarını mı, yoksa kendi çıkarlarını mı korumaya çalışıyorlar gerçekten…

Oyun ateşli bir münakaşayla başlıyor. Alice, sinirlerine hakim olamıyor çok hiddetli. Paul daha sakin, daha politik idare etmeye çalışıyor. Paul yalan söylemeleri gerektiğini savundukça, Alice kocasından şüphe etmeye başlar. Acaba kocası ona her zaman doğruyu mu söylemektedir; yoksa yalanı bu kadar savunduğuna göre, kendisinden bir takım şeyler mi gizlemektedir? Alice, Michel’in karısını aldattığını görmüştür. Paul, erkek olarak arkadaşı Michel’in yanlışını hafifletmeye ve önemsiz göstermeye çalıştıkça Alice zıvanadan çıkar. Paul ve Alice hararetli bir şekilde tartışmaya devam ederken, kapının zili çalar ve misafirler salona girer. Alice, Michel ve Florence’ın yanında da rahatsız ve garip hareketler yapmaya, iğneleyici konuşmalarına devam eder. Paul olayı örtbas etmeye, Alice ise alevlendirmeye çalışır. Sonunda Michel, Alice’i sakinleştirmek üzere mutfağa onun yanına gider. İşte bu andan itibaren, bir yandan mutfakta, diğer yandan salonda rezillikler diz boyu ortaya dökülür ve dördünün de maskeleri düşer ve her birinin sürdürdükleri ikinci hayatları su yüzüne çıkar.

Bu oyunda “Gerçek”, kum üstünde hareket ediyor adeta; karakterler üste çıkmaya çalıştıkça daha çok içine batıyorlar ve büyük bir paranoyaya doğru yol alıyorlar. Komedi uzadıkça, daha fazla çamura saplanıyorlar. İkiyüzlülük, riya, vaziyeti kurtarma çabaları, sıyrılmak için çıkış kapıları aramalar, mide bulandıran bir hızla cereyan ediyor.

Oyunun yazarı Florian Zeller’e gelince: Henüz 22 yaşında 2004 yılında “Öteki” (L’Autre) piyesini yazdığında bu delikanlı, kitleler tarafından alkışlanmıştı. O günden itibaren Fransa’da ve dünyada, romanları ve piyesleri ödüllerle hep taçlandırıldı. Piyesleri, bir yandan ciddi oyunlar (“Anne”, “Baba”) ve bulvar tadında komediler (“Gerçek”, “Bir saatlik huzur”) arasında gidip gelir. “Yalan” ise bulvar kategorisine girer.

“Gerçek” oyununda olduğu gibi başrolde yine Pierre Arditi var. Florian Zeller, bu oyunu da onu düşünerek yazmış. Arditi’ye tıpatıp uyan, onun için biçilmiş kaftan bir tekst. Bu komedi Arditi için yazılmış olsa da, 36 yaşındaki Zeller’in gençlik iksiriyle yoğrulmuş.

Yazar modası geçmiş bir pirandellizm üslubuna yer vermiyor. Zeller’in “Yalan”ı sihirli bir gösteri tarzında. Gerçek ve yalan arasında gidip gelen bu teatral oyunda, sahneler ve karakterler, çekmecelerden çıkan iç içe girmiş bebekleri andırıyor. Öyle ki gerçek hep bir yanılsama ve her defasında da aldatıcı… Oyunda kahkaha ve sürpriz garanti. Seyirci baş döndüren dönemeçlerden geçmeye ve çıkış yolunu bulmaya çalışıyor. Belirsizlikler arasında kalan seyirci iz sürmeye çalışıyor.

Görünen “gerçek”in arkasında hep farklı bir “gerçek” saklı ve bu böyle mütemadiyen devam ediyor. Şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz misali, Zeller de finalde “gerçeği” seyircinin başına çekiç gibi vuruyor.

Karakterlerin her birinin birçok farklı yüzü var, daha doğrusu, her karakterin birkaç değişik maskesi var. Her karakter iyi niyeti, saflığı, aldatmayı, manipülasyonu ve yalanı içinde barındırıyor. Pierre Arditi, yaşadığı hayatın konforundan, gerçeği söyleyerek, ödün vermek istemeyen korkak burjuva karakterini canlandırırken, biraz utangaç ama hinliğini sonuna kadar kullanmaya hazır.

Jean-Michel Dupuis, Michel karakterinde iyi niyetli saf bir adamı oynuyor, ama pragmatik hatta edepsiz tavsiyelerde bulunurken, bir yandan şaşırtıyor bir yandan da güldürüyor.


Oyunda Pierre Arditi’nin karşısında 29 yıldır beraberlik yaşadığı karısı Evelyne Bouix’in olması da çok çok enteresan. 11 yıl önce “Balayı” oyununda yine Edouard VII tiyatrosunda beraber oynamışlardı. 1980 yıllarında Evelyne Bouix, Claude Lelouche’un “Bir Kadın Bir Erkek”, “Bolero”, “Yaşasın Hayat” filmlerinde oynamış ve Lelouche’la büyük bir aşk yaşamış ve bu beraberliklerinden Salomé Lelouche doğmuştu. 1986 yılında tanıştığı Pierre Arditi ile 25 yıldır beraberler. Bu beraberliklerini 2010 yılında evlenerek pekiştirdiler. Bir oyundan ötekine, bazen iki oyun bir arada, sinemada ödüllü filmlerde, televizyonda reyting rekorları kıran dizilerde oynayan dur durak bilmeyen kocası Pierre Arditi’nin karşısında Evelyne Bouix’in artistik kariyeri de hep yükselerek sağlam bir şekilde başarıya seyrediyor.

Ve bu oyunu sahneye koyan, Pierre Arditi’nin 40 yıllık can dostu Bernard Murat: Evliliğin ve dostluğun, bu en karanlık yüzünü Bernard Murat, yaramazca ve zalimce adeta bir orkestra şefi hevesiyle ve canlılığıyla sahnede yönetiyor.
Tiksindirirken büyüleyen bir sanat haline dönüştürüyor.

Sahne rejisi, klasik bulvar oyunlarına benzemiyor. Çarpan kapılar ve koşuşturmacalar yok; onun yerine sürgü üstünde gidip gelen, plastik yarı saydam panolar var. Hem modern hem de değil. Duvarlarda neobarok üç büyük tablo asılı. Kanepe yok, onun yerine sahnelere göre yerleri değişen koltuklar konulmuş.

Eski üslupta yazılmış, fazla orijinalliği olmayan, sempatik ama sağlam temellere oturtulmuş bir bulvar komedisi.

Diyaloglar, Bach’ın müziği gibi ince nüanslarıyla zengin, akıcı ve akılcı.