Asil bir çizgi roman kahramanı gibi...

Asil bir çizgi roman kahramanı gibi...
Asil bir çizgi roman kahramanı gibi...
Bab-ı Tiyatro'nun kurucusu, oyuncu Zeynep Kaçar pazartesi günü yaşama veda eden hayat arkadaşı, tiyatro sanatçısı Mesut Yüce için yazdı...
Haber: ZEYNEP KAÇAR / Arşivi

Bugün senin o güzel kalbinin olmadığı bir dünyaya uyandım. Sen dün asil bir çizgi roman kahramanı gibi attın kendini boşluğa. 14 kat boyunca ne hissettin, rüzgâr o güzel yüzünde, kirpiklerinin arasındayken ne düşündün hiç bilemeyeceğim. Ama bir bildiğim var benim elbet, seni yan yana durduğumuz ilk andan beri hep sevdim, duramayacağımız tüm zamanlarda hep seveceğim. Bu dünyada huzur bulmayan o güzel ruhunun yanına gelince emin olacağım artık ben de özgürüm.
Benim canım sevgilim, kalbimin en kıymetlisi, birbirimiz için ettiğimiz dualar yetmedi. Sevgimiz yetmedi, acımız, tutkumuz, sadece ikimizin bildikleri... Ben bugün senin o güzel yüzünü bir gün yeniden görebileceğim ümidinin olmadığı bir dünyaya uyandım. Bu dünyayı hiç sevmedim. Hissettiklerimin hiçbir önemi yok artık. Bu yazı senin için. Bilsinler istediğim senin ne zarif ne bulunmaz bir kalp taşıdığını o endişeli, güzel gövdenin içinde...
O muhteşem zekân, harika oyunculuğun, mesleki tüm çabalarının ötesinde hiç sevemediğin gündelik hayatın içinde kimdin sen bilsinler. Uyandığında ıslık çalarak kahvaltı hazırladığını, akşam uyumadan önce ertesi gün yiyeceğin yemeklerin hayalini kurduğunu, bir müzik koyup mutluluk içinde kahvaltı yaptığını, sonra sigaranı yakıp ayaklarını sallayarak kitaplar okuduğunu, hep bir şeyleri anlamaktan eksik kalma endişesiyle sürekli okuduğunu, yine de hayatı anlamıyorum, bana hayatı öğret demelerini, neşeliysen bulunmaz şakalarını, değilsen bile yanına her sokuluşumda beni usulca sevmelerini, bir çocuk , bir hayvan gördüğünde o yüzünde hiç kimsede görmediğim merhamet ışığını, her gün bana kahve falı baktırdığını, hep iyi şeyler söylüyorum diye benimle dalga geçtiğini, ne kadar sakin, dingin, sabırlı ve her şeye rıza gösteren, asla edebini kaybetmeyen bir ruhun olduğunu, güzel giyinmeye, güzel görünmeye özen gösterdiğini, adını her söyleyişimde benimkini tekrar ettiğini, nefes alıp verirkenki ritmini, hastalandığımda elinden bir şey gelmemenin huzursuzluğunu, hiç hasta olmayışını, yaşamaya pek de niyetin olmadığı halde sırf ben istiyorum diye en az altmış yaşına kadar yaşamaya söz verdiğini, sonra parça parça olduğumuzda beni üzmemek için benden uzak duruşunu, duramayışını, bana şiirler yazdığını, şarkılar söylediğini, tanıdığım en nazik, en sevgi dolu, en asil insan olduğunu bilsinler istedim. Bilsinler istedim ki senin de ait olduğun bir yer vardı.
İçinde olmayı beceremediğini düşündüğün gündelik hayatta, o basit anlarda, alışveriş yaparken, film izlerken, yemek yerken, yürürken, uyurken, bir köşede alt dudağını kemirerek kitap okurken, otobüs yolculuklarında, New York metrolarında, Bozcaada’da, Trabzon’da, Bursa’da, Kadıköy’de, birlikte olduğumuz, olmadığımız her anda sen benim yuvamdın. Kısacık bir zaman diliminde de olsa mutlu olduğunu biliyorum, en azından bunu biliyorum.
Bugün senin o güzel gövdenin olmadığı bir dünyaya uyandım. Beni artık boş ver ama umarım o asil ruhun tam da istediğin gibi dinleniyordur bizim bencil dünyamızdan uzakta. Her şeyden, hepimizden azade.
Hakkını helal et sarı kuzum. Sevgim yetmedi.