Aşka baskın çıkan savaş

Yönetmen Michael Bay, meslektaşı James Cameron'un 'Titanic'ine özenerek, son filmi 'Pearl Harbor'ın içine üçlü bir aşk hikâyesi koymuş.

İSTANBUL - Yönetmen Michael Bay, meslektaşı James Cameron'un 'Titanic'ine özenerek, son filmi 'Pearl Harbor'ın içine üçlü bir aşk hikâyesi koymuş. Ne yazık ki, kendisi, bir aşk hikâyesinin gerektirdiği türde hassasiyetten yoksun. Bu aşkın kahramanları, Tennessee mısır tarlalarındaki çocukluklarından beri arkadaş olan iki pilot: Rafe (Ben Affleck) ve Danny (Josh Hartnett). Sevgilerinin ortak hedefi
ise, hemşire Evelyn (Kate Beckinsale).
'İnsanlar Yaşadıkça' havası
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'na bir türlü girmemesinden sıkılan Rafe, Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin davetini kabul edip savaşmak için İngiltere'ye gider. Ölüm haberi gelince de, Danny ve Evelyn, uygun bir matem arasından sonra, birbirlerini teselli ederler. Bu arada, ikisi de Pearl Harbor'a naklolmuş durumdadır. Kumsal, gün batımları, dalgalar, çiçekler ve biraz da işsizlikten birbirinin peşinde koşan askerlerle hemşireler...
Yani, zamansal ve mekânsal olarak hafif bir 'İnsanlar Yaşadıkça' (From Here To Eternity) havası hâkim. Ama sahiden hafif, çünkü 'İnsanlar Yaşadıkça'da Burt Lancester ile Deborah Kerr karakterleri arasındaki yangından farksız tutkunun bu filmde gölgesi bile yok. Affleck ile Beckinsale arasındaki kimya sıfır, Hartnett'le Beckinsale'in biraz daha inandırıcı durduklarını söyleyebiliriz.
İkinci Dünya Savaşı'nın 'in' hale geldiğinin bir başka kanıtı olan 'Pearl Harbor'ı nasıl tarif etmeli? Herhalde en iyisi, 'Bir Jerry Bruckheimer yapımı' ve 'Bir Michael Bay filmi' demek. Film her ikisinin damgasını taşıyor ama video klip yönetmenliğinden gelme Michael Bay'in kendisi de zaten, sinemaya başladığından beri birlikte çalıştığı yapımcısının damgasını taşıyor. Patlatma, yakma-yıkma, telef etme konularında her ikisinin de birer uzman olduğuna kuşku yok. Bu sayede de, filmin ikinci yarısıyla birlikte başlayan 'Pearl Harbor baskını' sahnelerinin filmin en çarpıcı bölümleri olmasına şaşmamak gerek.
İşin tadı kaçıyor
Anlaşılan, 140 milyon dolarlık bütçenin büyük kısmı bu baskına gitmiş. Bay de, bu bölümde duruma tamamen hâkim. Ancak, işin biraz tadını kaçırdığı söylenebilir. İlk yirmi dakikadan sonra, Amerikalı pilotlar ve sair askerlerin göz yaşartıcı kahramanlıklarına rağmen, baskının bitmek bilmemesi insanın içine baygınlık veriyor. Daha doğrusu, bizim gibi hamasi yönü zayıf olanlara veriyor, çünkü salonda durumdan memnun olanlar da vardı.
Filmin kurmaca esas karakterlerinin yanı sıra gerçek karakterleri de var: Başkan Roosevelt (bol miktarda prostetik lateksli Jon Voight), 'Arizona' savaş gemisinin aşçısı Miller ('Onurlu Bir Adam'dan sonra gene donanma mensubu olan Cuba Gooding Jr.), yarbay Jimmy Dolittle (filmin sonuna kadar bir buçuk ifadeyle oynamayı başaran Alec Baldwin) ve sanırım çavuş Earl (alıştığımız tipinden zerrece taviz vermemiş Tom Sizemore). Dan Aykroyd, Japonların saldırma ihtimalini ciddiye alan tek subayı, kıdemli Japon aktör Mako da amiral İsoroku Yamamoto'yu oynuyor.
'Pearl Harbor', aksiyon sahneleri pahalı ve genelde etkileyici olan, yer yer nefis görsel parçacıkları bulunan (Bay'in video klip geçmişinin hatıraları), klişeler ve milliyetçi duygularla dolu, aşk hikâyesine duygu katılamamış bir film. Şu anda piyasanın iş yapan belki de tek filmi olduğunu da hemen ekleyelim. Yönetmeninin en beğendiği filmi merak ediyor musunuz? 'Batı Yakasının Hikâyesi'.