Aşkın ve inancın şarkıları

İSTANBUL - Leonard Cohen, şarkıcı-şarkı yazarı geleneğinin, kırk yıla yakın bir süredir en önemli kimliklerinden biri. Ama, sanatçının bu kimliğine ek olarak özellikle anılmaya değer ayrıcalığı, onun daha şarkıcı olmadan önce ödüller bile almış, etkili bir şair ve romancı da olması.
Haber: ORHAN KAHYAOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - Leonard Cohen, şarkıcı-şarkı yazarı geleneğinin, kırk yıla yakın bir süredir en önemli kimliklerinden biri. Ama, sanatçının bu kimliğine ek olarak özellikle anılmaya değer ayrıcalığı, onun daha şarkıcı olmadan önce ödüller bile almış, etkili bir şair ve romancı da olması. Şarkıcı kimliği henüz gündem oluşturmadığı 1966'da, sanatçının ikinci romanı 'Beautiful Loosers' (bu kitap 1989 yılında Türkiye'de 'Görkemli Kaybedenler' adıyla yayımlanmıştır) yayımlandığında, dört tane de şiir kitabı vardı.
Cohen, sanat hayatına en önce, ülkesi Kanada'da müzikle başlamıştı. The Bucskin adlı oldukça etkili bir grubu da vardı. Şiir de aynı zaman diliminde temel bir uğraşı olacaktı. İlk şiir kitabı 'Let Us Compare' Mythologies', Kanada edebiyat ortamında ilgi odağı olmuştu. Şarkılar yazmaktan, müzikle olan bağından vazgeçmemişti. Uzun yıllar, çeşitli aralıklar olsa da, Yunanistan'da bir adada, ilkel koşullarda yaşamayı ve yazmayı seçen Cohen, son romanının ardından New York'a döndüğünde, şarkıları da önemli şarkıcıların dikkatini çekti. En önemli adım olarak, dönemin ünlü şarkıcısı Judi Collins'in 1966 albümü 'In My Life'da biri 'Suzanne' klasiği olacak iki şarkısı yer aldı. Cohen, bu zaman dilimiyle birlikte şarkıcı-şarkı yazarı kimliğini öne çıkardı.
Budizm ve Zen...
1968'de yayımlanan ilk albümü 'The Songs Of Leonard Cohen'in doğurduğu ilgi, onu kısa sürede ünlü bir şarkıcı yaptı. Dünya, Cohen'i bu zaman diliminden itibaren esas 'şarkıcı' olarak tanıdı. Özellikle ilk dönem şarkılarında ve albümlerinde erotizmden dinsel imgelere, arzu ile iç içe var olan kederden, kendine has bir mistisizmi kapsayan etkili sözler önemli bir ilgi odağı olacaktı. Aşk, tabii ki ana kaynağıydı şarkıların. Ama, bu şarkılarda varoluşsal sorgu, içsel hesaplaşmalar, çoğu şiirlerinde olduğu gibi şarkılarının da ana kaynaklarıydı. Mitolojiden hep esinlendi. Mistik inançlara olan eğilimi belirginleşti. Örneğin 'Bird On A Wire' adlı şarkısında inanılmaz derinleşen bir varoluşsal sorguyla karşılaşılırken 'The Partizan' gibi görece radikal ve dış dünyayla da hesaplaşan, tarihi politik bağlamda sorgulayan bir Cohen'le de karşılaşıldı. Geçen yıllar içinde, önce Budizm ve Zen, onun inanç sistemini etkiledi. Bu inançlar onun yazdığı şarkıların kopmaz parçaları oldu.
Geçenlerde, 21 Eylül 1934 yılında doğan Cohen'in yetmişinci yaşgünü kutlandı. Ardından yeni albümü 'Dead Heather'la karşılaştık. Çoğu, onun dini-mistik inançlarının birer yansıması olarak düşünülebilen on üç şarkı var albümde. Aslında, ilk dönemine oranla, görece daha değişik bir sound ve şarkı sözü dünyasıyla karşılaşılıyor. İlk önemli değişimi, tam bir şiirsel meditasyonun öne çıktığı 'The Book Of Mercy'de (1984) yaşamaya başlamıştı. 'I'm Your Man' albümü ise mistik bir pop algısının şarkıcının şarkılarında öne çıkmasıydı. Aşk yine inancın kopmaz parçasıydı. Ama, müzikal karakteri, dönemin duyarlılığına bir nebze de olsa yaklaştığından, büyük bir ilgi odağı oldu. Bu bir tür gerçekliğe de davetin işaretleriyle doluydu ki, 92'de yayımlanan 'The Future'da şarkıcının idealist yanı ve gerçekçi algısı şarkılarına derinlemesine sinmişti.
1990'lı yıllarda Cohen için iki tane 'saygı' albümü çıkmış; Nick Cave'den John Cale ve REM'e birçok ünlü isim ve grup Cohen şarkıları söyledi. Uzun yıllar bir köşeye çekilip kendi inancını gitgide pekiştirmeyi, derinleştirmeyi seçti. 'Ten New Songs' albümü, 2001'de, neredeyse önceki albümden dokuz yıl sonra yayımlandı. Aşk ve ruhanilik her şeyin önündeydi bu albümde de. Ama, 'Dear Heather'daki şarkılarda sanatçının özellikle İncil'den esinlenerek yazdığı birçok şarkıyla karşılaşılıyor. Suçtan, kötülüklerle dolu geçmişten devamlı bir arınma duygusuyla bezeli; inancın, hatta dini inancın bu derinlemesine çabasında Cohen'in temel kaynakları olduğu özellikle dikkat çekiyor. Bu güçlü inanç arayışının, gündelik hayat, ilişkiler ve aşkla olan bütünlüğü ve çatışkıları artık Cohen'in asıl varoluşsal sorgusunu temellendiriyor sanki. Kendi sözleri de bir tür dinsel metinler izlenimi veriyor. Şarkıcının, şarkıları söyleyiş tarzında da küçük değişimler ön planda. Bazı şarkılarında artık tüm anlamıyla bir ayin atmosferi yaratıp, dinsel metinler okuyor Cohen.
İlginç buluşma
Bu sözlerin şiirsel kimliğine yine söylenecek fazla lafımız yok. Gitgide doygunlaşan bir mistik algı, yine hem şarkılara, hem söyleyiş tarzına sinmiş. Albümde, Sharon Robinson ve Anjani Thomas'ın katkıları var. Özellikle Robinson'un çeyrek yüzyıl öncesine uzanan çekici birlikteliği hâlâ devam etmekte. Bazı şarkıları bu iki sanatçı Cohen'le bestelemiş. Çoğu şarkıda, bu isimler ya geri vokalde ya da düetlerde Cohen'in vokaline yeni ses, tını ve yeni tatlar kazandırıyorlar. Şarkı formu itibarıyla 60'ların 70'lerin Cohen'ine gönderme niteliği taşıyan 'Go No More A-Rowing' ve nefeslilerin özellikle dikkat çektiği 'Dear Heather' şarkılarından söz edilebilir.
Saksofonun derin hüzün dokusuyla bezeli 'Undertow' albümün en çekici, kuşatıcı parçalarından. Bizce, Cohen'in son dönemdeki, inançta yoğunlaşan şarkı algılayışını en iyi yansıtan örnek olarak 'There For You'dan söz edilebilir. 'The Letter'sa, şarkıcının geçmişiyle bugünü arasında aşk, tutku ve inanç düzeyindeki en ilginç buluşması. 'Because Of', şarkıcının söylemekten çok 'okuduğu' en iyi şarkı. 'To A Teacher'sa bas ve nefeslilerin öne çıktığı, müzikal açıdan yeni ve arayış yüklü kısacık bir örnek. Okuduğu sözler, sanki bir kutsal metin.
Cohen her gün daha 'kutsal' şarkı sözleri yazan, müzik algısı ve mistisizminden vazgeçmeyen ve günümüzün 'şarkı' formlarıyla pek de anlaşamayan bir protest kimlik olmaya da devam ediyor. Sözlerini birer şiir olarak okumak mümkün. Şarkı söyleyişindeki o umarsız yanını da saklı tutmayı sürdürerek tabii.