Aşkın ve ölümün rengi ne

Aşkın ve ölümün rengi ne
Aşkın ve ölümün rengi ne
Selma Gürbüz ile fuar öncesinde Gümüşlük'teki evinde Gül Mutlu konuştu. Sanatçının yeni çalışmaları Artinternational'da galeri Rampa'da sergileniyor

MUTLU GÜL

Yirmi beş yılı aşkın ressamlık hayatında ismi Türkiye ’nin ve Dünya ’nın en prestijli müzeleriyle birlikte anılmış, Tate Modern koleksiyoncularının seçkileri arasına girmiş, çağdaş resim alanında Türkiye’de önde gelen özel bir isim. Büyük bir zamanını cancan ve mavi isimli köpekleriyle birlikte Gümüşlük’te geçiriyor. Abartıdan uzak son derece doğal bir kadın. Çok iyi ev sahibesi ve müthiş bir aşçı.
Sayısız kişisel ve karma sergiye adını yazdıran Gürbüz, resim dışında heykel, dokuma, gravür gibi çeşitli biçimlerde de eserler veriyor.
Şu sıralar Haliç Kongre Merkezi’nde süren Artinternational Sanat Fuarı’nın da öne çıkan sanatçılarından biri. Rampa Galeri, ikinci standında sadece Selma Gürbüz’ün işlerini sergiliyor.


Türk ve Osmanlı sanatı başta olmak üzere bir çok kültürün inceliklerini ustaca harmanlıyorsunuz. Japon ve Avrupa motiflerinin yanısıra otobiyografik öğelerde var. Medeniyetleri sorgulayan bir yolculuk mu bu?Doğunun teknikleri beni hep çok ilgilendirdi.Bu kültürlerde sabır ve nefes tutma vardır ve hep çok spontandır. Bu teknikleri anlamak isterken kendi tekniğimin farkındalığına vardım. Yakınlıklar kurdum. Tekniğin hayattaki en büyük özgürlük ve kolaylık olduğunu öğrenmeye başladım. Hala öğreniyorum. Batı sanatına gelince o eğitimimin bir parçası. Önemli olan yeni bir dil için uğraşmak. Bu da sanatımın en eğlenceli yanı.

Türkiye’de sanatçıya ve sanatına gösterilen değeri nasıl tanımlarsın?Türkiye, maalesef, bu konuda az gelişmiş bir ülke. Bugün İran’a baktığımızda köklü sanat kültürü nedeniyle konuya daha olgun bakıyor ve sahip çıkıyor. Bu sayede dünyada sanat anlamında saygınlığı bizden daha fazla.

Peki sanata ve sanatçıya destek var mı?
Ben kendimi hep çok yalnız hissettim. Bu yüzden hiç bir beklentim olmadı. Bu nedenle daha kuvvetli olma zorunluluğu doğal bir biçimde gelişti bende. Bu destek eksikliğini de gelişimimdeki pozitif katkı olarak görüyorum.

Sanatını icra ederken kendini özgür hissediyor musun?
Ben hep özgürüm. Kendimi hiç bir yere ait hissetmiyorum. Özgür olmadığını hissedersen köşeye sıkışırsın ve üretemezsin. Sanat ve özgürlük ayrılmaz iki öğedir. Ayıramazsın...

Pişmanlıkların var mı?Elbette var.Pişmanlıklar öğreticidir. Aynı hatayı tekrar yapmamayı öğretir insana. Tabi son pişmanlık fayda etmez hahahaha.

Keşkelerin var mı?
Keşkeler hiç bitmez ve olmalıdırlarda.Keşkeler hayat enerjisi,hayata olan bağlılıktır ve en önemlisi hayatla baş edebilmenin yoludur. Hele bir kadın olarak. Keşke erkek olsaydım demezdin ama...

Sence aşk ne renk?
Çok fazla rengi var ama ana rengi bence kırmızı. Ölümün rengide bana göre mavi. Çocukluğumdan beri ölenlerin yıldız olduklarını düşünürüm. Ölüm, yaşam sonrası Gökyüzüne yeni bir yolculuk.

Son yıllarda çoğu zamanını Gümüşlük’te geçiriyorsun. Burayı özel kılan şey ne?Bu tarihi yarımadada mevsimlerin değişimini izlemeyi seviyorum. Işığı, bitki örtüsü, kısacası sanatıma giren tüm detayları burada görebilmek mümkün.
Burada tabiatın mükemmelliğinin tekrar farkına varmanı sağlayan o kadar çok malzeme var ki. Işık oyunlarından tut, karınca yollarına kadar. Sonuçta kendini mikroskobik bir gözlemin içinde buluveriyorsun. Ayrıca bu değişken doğanın içindeyken insanları kendime daha yakın hissediyorum.
Kalabalıksız ve sakin. Gümüşlük benim için çok özel. Enerji depolama yerim. Burada kalbimin farklı çarptığını hissediyorum. Belki de buraya bağlılığımın temelinde bu yatıyor.

Kendinle ve hayatla barışık mısın?
Hayatta barışık olmak için kendini seveceksin. Bu da zaman alıyor. Evet kendimle barışığım.

Yakın zamanda sergi var mı?
ArtInternational’da son dönem çalışmalarımı sergileyeceğim. Ayrıca Hindistan’da yeni bir proje peşindeyim. Bir ormanda kaybolmanın heyecanını yaşıyorum. Her zamanki gibi doğayı keşfedip detaylarda kaybolmak projenin ana teması. Bu Projede benimle çalışacak ekibin seçimini tamamlamak üzereyim.