Aslanlar şaşkın şaşkın dolaşıyor

Bir dizi önemli yeniliğe sahne olan dinamik bir Venedik Film Festivali'nin son günlerinde...
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

VENEDİK - Bir dizi önemli yeniliğe sahne olan dinamik bir Venedik Film Festivali'nin son günlerinde, 'aslanlar' şaşkın şaşkın dolaşıyordu ortalıkta. Üstelik, bu yıl üç 'Altın Aslan' var ortada. Biri yarışmalı ana bölümdeki en iyi filme, diğeri sinemaya ilk adımını atan bir genç yönetmene veriliyor. 'Bugünün Sineması' (Cinema del Presente) adlı yeni yan bölümde sunulan 21 filmden biri ise, bu yıl ilk kez verilecek olan 'Yılın Aslanı'nı kazanacak.
Werner Herzog 'usta' şaşırttı
Marion Vernoux, Laurent Cantet, Damien Odoul gibi genç kuşak Fransızlar yanında, Zhang Yang gibi Asyalı yönetmenlerin başarılı filmleriyle dikkati çektiği 'Yılın Aslanı' adayları arasında düş kırıklığı yaratanlar da vardı. Örneğin Werner Herzog, Polonyalı Yahudilere İngilizce konuşturduğu bir ortak yapım olan 'Invincible' (Yenilmez) ile ne söylemek istediği belirsiz, dağınık bir çalışma sergiliyordu.
Bölümün ilginç filmleri arasında Jill Sprecher'in, John Turturro ve Amy Irving gibi bir dizi başarılı oyuncunun yorumuyla daha da renklenen '13 Conversations About One Thing' (Bir Şeyle İlgili 13 Konuşma) adlı filmi de vardı. Sprecher, iş
ilişkilerinin gerginliğinden yola çıkarak bireysel sorunların derinliğinde çöreklenen yalnızlığa dek uzanan, alabildiğine içten bir dil tutturuyordu. Yine bu bölümde, Enver Hoca'nın düşüşünden sonra Arnavutluk'ta yaşanan çılgınlıkların tablosunu çizen Fatmir Koçi, ikinci uzun filmi 'Tirana Year Zero' (Tirana Yıl Sıfır) ile Balkanlar'dan özgün bir ses getiriyordu... 'Cinema del Presente' bölümü jürisi, seçim yapmakta kuşkusuz zorluk çekecek.
Nanni Moretti başkanlığındaki 'büyük'
'Venezia 58' jürisi de, festivalin en önemli ödüllerini belirlemekte benzer zorluklar yaşayacak. Örneğin, Avusturyalı Ulrich Seidl'in 'Boğucu Sıcak' adlı filmiyle, İtalyan sinemasının, Giuseppe Piccioni imzalı olgun örneği 'Luce dei miei occhi' (Gözlerimin Işığı) nasıl aynı kefeye konulabilir ki? Halbuki, her iki yönetmen de, içinde yaşadıkları toplumların benzer sorunlarına, bireylerin iç bunalımlarına, varoluşlarına bir anlam kazandırabilmek için giriştikleri umutsuz çabalara değiniyorlar.
Ancak, beyazperdeye yansıyan bakış
açıları birbirine taban tabana zıt. Seidl'in karamsar, kışkırtıcı, nihilist biçemine karşılık, Piccioni, dinsel değerlerin etkisini taşıyan, alabildiğine insancıl, sevecen bir kamerayla izliyor kahramanlarını.
İran'dan politik güldürü
Venedik Film Festivali'nin son günlerinde, Lucian Pintilie'den sonra Balkanlar'dan gelen başka bir yönetmen Goran Paskalyeviç, 'How Harry Became a Tree' (Harry Nasıl Ağaca Dönüştü) ile ilgi çekiyor. Geçen yıl Venedik'ten 'Altın Aslan'la dönen İran sineması bu kez Babak Payami imzalı bir politik içerikli güldürü olan 'Gizli Oy Sandığı' ile alışageldiklerimizden farklı bir filmle yarışıyor.
Eric Rohmer'in tüm sinema yaşamını
ödüllendiren 'Onur Aslanı'ndan sonra, günümüz sinemasının 'en iyileri' kapanış gecesi sahneye çıkacak. Ödüllerin getireceği kaçınılmaz tartışmaların ötesinde, sanat sinemasına öncelik tanıyan festivalden geriye çelişkili bir tablo kalacak. Sinemasal hazların yoğun coşkusu yanında, pusulası bozulmuş bir dünyada yaşanan çıkmazları çarpıcı görüntülerle sergileyen filmlerin bıraktığı buruk tat, kolay unutulmayacak.