Atlas'ın başına bir şey gelmesin diye dua ediyoruz

Atlas'ın başına bir şey gelmesin diye dua ediyoruz
Atlas'ın başına bir şey gelmesin diye dua ediyoruz
İstanbul Film Festivali devam ediyor. 200'ü aşkın film salonlarda gösterilirken Festival Direktörü Azize Tan ile buluştuk, programın oluşturulmasından, salon sorununa kadar uzanan bir sohbete koyulduk.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Son dönemde dünyadaki büyük festivallerin seçkilerinin de zayıf olduğu eleştirileri yapılıyor. Bu sizi etkiliyor mu?
Güzel bir noktaya temas ettin. Normal şartlar altında nisan ayı festival takvimi açısından zor bir ay. Çünkü uluslararası festivaller takviminin başlangıcı mayıs ayındaki Cannes. Biz aslında bu takvimin sonundayız. Festival kurulduğu zamanlarda bu bir avantajdı. Çünkü dağıtım bu kadar yaygın değildi, filmler hemen çıkmıyordu, internete düşmüyordu. Festival bütün bir yılı toplayıp seçkisini oluşturabiliyordu. Ama şu anda çağın değiştiği bir dönemde bu bir dezavantaj oldu. Mesela Cannes’daki filmler iki ay sonra vizyona giriyor. Biz bir tek Berlin’den film alabiliyoruz ama o da kısıtlı oluyor. Biz bu festivallerdeki filmleri Filmekimi’ne dâhil edebiliyoruz ve bu program zengin oluyor. Bu yüzden festivallerin de takvimleri ve iç işleyişleriyle ilgili yeni kararlar alması gerekiyor. Öte yandan İstanbul Film Festivali’nin farklı bir yapısı var. Bir taraftan sinematek’in eksikliklerini de kapatan, retrospektifleriyle, yan bölümleri ve etkinlikleriyle farklı bir yerde

Siz seçkilerin zayıf olduğuna katılıyor musunuz?Öyle bir durum var. Her festival kendi filmlerini, yönetmenlerini yaratmaya çalışıyor. Cannes bu konuda en başarılı olan. Ama orada da belli bir beklenti var. Daha program açıklanmadı ama sinema dünyasından on kişiye sorun yüzde 70 oranında yarışmada kimler olacağını bilirsiniz. Beklentilere cevap vermeye çalışıyor orası da. Berlin’in programı birkaç yıldır mutlu etmiyor insanları. ‘Bir Ayrılık’ ve ‘Torino Atı’nın olduğu yıldan sonra… Bu iki filmin varlığı festivalde heyecan yaratmaya yetmişti.

Söz ‘Bir Ayrılık’tan açılmışken, yönetmeni Asghar Farhadi’yi uluslararası jüri başkanlığına ikna etmeniz kolay oldu mu?Geçen seneden bu yana konuşuyoruz zaten. Daha önce de davet etmiştik. Programı uydurup gelememişti. Aynı zamanda Fransız dağıtımcısı ile de ilişkilerimiz çok iyi zaten.

Son yıllarda belgeseller ve ulusal yarışmanın daha önce çıktığını gözlemliyorum. Hatta ulusal yarışma, takvimin son festivaliyken, şimdi ilk festivali gibi oldu. Bu bilinçli seçimlerden kaynaklanıyor. Mesela bir belgesel bölümü hazırlamaya başladık. Daha önce belgesel bölümü yoktu. Dünyada belgeseller kurmaca kadar ilgi görmeye başladı. Birçok festival yarışma bölümlerine belgeselleri almaya başladı. Dünya çapında etki yapan, vizyona giren, seyirci toplayan belgeseller yapılmaya başlandı. Geçen yıl ‘Bir Şarkının Peşinde’ örneğin… Belgesel sayısını artırdık. Dünya aktüalitesini takip etmeye yarayan filmler ilgi gördü. Türk sinemasına gelirsek, bu alanla ilgili özel bir çalışma yürütüyoruz. Bu yıl dokuzuncu yılı oldu, Köprüde Buluşmalar’ı başlattık. Buna Türk sinemasındaki yükseliş de olarak verdi. Çok fazla sayıda genç yönetmen geliyor. Sinema sektöründe yeni düzenlemeler de gerekiyor. Sinema Kanun’u Meclis’te bekliyor. Biz de bu ihtiyacı görüp ona göre planlamalar yaptık. Köprüde Buluşmalar paneller şeklinde başladı. Bugün geldiği noktada gerçekten şu an Türkiye ’de çekilen pek çok filmin ilk adımlarının atıldığı yer. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde gösterilen beş uzun metraj filmin hepsi Köprüde Buluşmalar projesiydi. Bir de festivale yabancı konuklar davet ediyoruz. Onlarla filmleri buluşmasını sağlıyoruz. Festival temsilcileri, dağıtımcılar, ortak yapımcılar geliyor. Onları filmlerle buluşturmayı amaçlıyoruz.

Kültür Bakanlığı, bu yıla kadar çok da üstüne düşmediği ‘Eser işletme belgesi’ zorunluluğunu bu yıl bir yazıyla size hatırlattı. Bununla ilgili şimdiye kadar yaşanan bir sıkıntı söz konusu mu?Kültür Bakanlığı ile karşılıklı görüşmeler devam ediyor. Bütün festival yöneticiler ve sektördeki meslek birlikleriyle beraber. Burada bir sıkıntı olduğu kesin. Bu zorunluluk daha önce getirilmişti. Şimdiye kadar daha esnek davranılıyordu. Çünkü filmlerin büyük bir kısmı festival gösterimine zar zor yetişiyor. Yabancı filmlerle ilgili zorunluluk festival komitelerinde. Türkiye yapımı fillerdeki sıkıntı ise farklı bir düzenlemeyle aşılmalı. Bunun için yeni bir düzenleme çalışması var. Yeni bir mevzuat düzenlemesine gidilecektir diye düşünüyorum. Şu anda da biz Bakanlık’a göstereceğimiz filmlerin listesini gönderdik. Bir sıkıntı yaşayacağımızı düşünmüyoruz.

Festival içeriklerinin, giderek seçicilerin sinema beğenisine göre oluşmaya başladığı ve yaşanan kısırlığın nedenlerinden birisinin bu olduğu şeklinde eleştiriler var. Katılır mısınız?Tabii ki insanların uzun süre tek başına karar vermeleri bazı zaafların oluşmasına sebep olabilir. Ama şöyle bir algı oluşmasın, programın nihai haline biz karar veriyoruz ama o süreç içerisinde tek başımıza hareket etmiyoruz. Danışma kurullarımız var. Dünyanın pek çok yerinde birlikte çalıştığımız kişi ve kurumlar var. Çok fazla dolaşıp, çok fazla film seyrediyoruz. Öte yandan bir festivalin programı oluşturulurken farklı dinamikler de söz konusu. Her festivalin bir seyircisi var, o seyircinin alışkanlıkları var. Bazı projeler festival seyircisiyle düşündüğünüzde karşılık bulmayabiliyor. Örneğin, festival öncesinde insanların, sinema yazarlarının yaptığı önerilere bakın otuz filmlik bir listede 15 film herkeste vardır. Yani iş beklentiye geldiği zaman durum değişiyor. Ama yeni keşifler yapmak istiyoruz, onları seyirciyle buluşturmak istiyoruz. Belirli bir dengeyi tutturmaya çalışıyoruz. Bir de üretim ve dağıtım ağının geldiği nokta da festivalleri yönlendiriyor. Mesela Fransız dağıtım şirketlerinin hegemonyası var. Bu insanlar kendi filmlerinin festivallerde gösterilmesi için girişimlerde bulunuyorlar. Hep aynı filmlerin festivalleri dolaştığını görüyoruz.

Sürekli soruluyordur ama ben de sorayım: Sinema salonu sorununu nasıl aşıyorsunuz?Bu sadece Türkiye’de olan bir sorun değil. Büyük ölçekli salonlar kapanıyor. Tamamen ticari bazlı dönüşümler. Bu anlamda sinema politikalarının değiştirilmesi gerekiyor. Bu tek başına festivallerin yapabileceği bir şey değil. Türk filmlerinin dağıtımıyla ilgili bir sinema politikasının yokluğu da ciddi problem. Bu dağıtım sorunu sinemamızın potansiyelin de ortaya çıkmasının önüne geçiyor. On yıl önce çok daha fazla değişik film vizyona girebiliyordu. Şimdi belirli filmler sadece festivallerde gösterilebiliyor. Farklı alternatifler bulmamız gerekiyor. Festival programını oluştururken, insanlar kapıları bacaları kırsın sonra da bu filmler unutulsun istemiyoruz. Bu filmler vizyona girsin, izleyicisi sayısı artsın, televizyonlarda gösterilsin, bir sinema kültürü oluşsun istiyoruz. Bize gelince ciddi sorunlar yaşıyoruz. Adı üstünde şenlik. Bu şenliği yaşamak için büyük salonlara ihtiyaç var. Emek kapandıktan sonra yerine koyabileceğimiz bir yerimiz olmadı. Atlas var. Başına bir şey gelmesin diye dua ediyoruz. Belirli bir aks oluşturamıyoruz. Festival merkezileşemiyor, dağıldık. Atlas ve Beyoğlu ile bunu tutmaya çalışıyoruz. Kadıköy yakası kültür sanat açısında gelişti. Gelecek yıl orada Rexx dışında ikinci bir salon düşünüyoruz.