Avrupa Yazarlar Parlamentosu Naipaul'süz başladı

Avrupa Yazarlar Parlamentosu Naipaul'süz başladı
Avrupa Yazarlar Parlamentosu Naipaul'süz başladı
Yazar Yaşar Kemal'in onur konuğu olduğu Avrupa Yazarlar Parlamentosu, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının desteğiyle İstanbul'da başladı.


İSTANBUL - Hilton Convention Center'de yapılan toplantının açılış oturumunda konuşan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, İstanbul'un bugün çok önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaparak, Avrupalı ve Türk yazarların da aralarında bulunduğu çok sayıda yazarı ağırladığını belirtti. Avdagiç, “Siz değerli yazarları misafir etmek, İstanbul'a anlam kazandırıyor. 'Avrupa Kültür Başkenti' unvanı verilen İstanbul, tarih boyunca bilimin ve sanatın merkezi olmuştur. Bu, pek az şehre nasip olmuştur” dedi.

Köklü geleneklere sahip İstanbul'da her dönem yazar ve sanatçıların büyük ilgi ve iltifat gördüğünü dile getiren Avdagiç, edebiyat ve sanat olmadan ne siyasi ne de ekonomik gelişme olabileceğini söyledi.

Avdagiç, Avrupa Yazarlar Parlamentosunun burada toplanmasının da İstanbul'un, Avrupa'nın önemli kültür ve sanat şehirlerinden biri olduğunu bir kez daha tescilleyeceğini kaydetti.

Yazarın kaleminin en büyük güç olduğuna inandıklarını, edebiyatın insan hayatına hak ettiği değeri verdiğini ve edebiyatın dilinin tüm sorunların aşılmasında da en önemli araç olduğunu dile getiren Avdagiç, “Birbirimizi anlamak, barış ve refah dolu bir gelecek kurabilmek için başlangıç noktamız sözcüklerimizdir. Edebiyatın müstesna kıymetini tekrar idrak edebilirsek, tüm insanlık olarak çok daha güzel yaşayabileceğiz” diye konuştu.

Şekib Avdagiç, hayatını kaybeden Nobel ödüllü yazar Jose Saramago'yu da anarak, üzüntülerini dile getirdi.

Yaşar Kemal'in, “ dünya on binlerce çiçekli kültür bahçesidir. Her çiçeğin farklı bir rengi ve kokusu vardır. Bir çiçeğin koparılması, bir rengin ve kokunun yok olmasıdır. Tek renge, tek kokuya, tek dile kalmış bir insanlık hapı yutmuştur” sözlerine atıfta bulunan Avdagiç, “Bize göre bu sözler çok önemlidir. Yazarlar Parlamentosu çok renkli, çok kokulu yapısıyla bize gelecek için ümit veriyor. Sizlere çalışmalarınızda başarılar diliyorum” dedi.

DOĞAN HIZLAN
Yazar Doğan Hızlan da bu tür toplantıların, edebiyatçıların birbirini ve eserlerini tanımalarına imkan tanıdığını belirterek, edebiyatçıların dünyayı eleştirdikleri gibi kendi ülkelerini de eleştirmeleri ve daha güzel, daha iyi, daha demokratik ve daha inançlı bir yarının nasıl oluşturulacağı konusunda en büyük işlevi gördüğünü burada bir kez daha göreceklerini kaydetti.

Tartışılacak konu başlıklarının 10-20 yıl önce tartışılıp tartışılamayacağını soran Hızlan, gelinen dönemde her şeyin yeniden tanımlanması gerektiğini, bunu da ancak edebiyatın yapabileceğini söyledi.

Hızlan, yakın tarihi öğrenmek için sosyoloji ve tarih kitaplarına elbette ihtiyaç olduğunu ancak bunlar arasında edebiyata öncelik tanıdığını belirterek, “Çünkü edebiyat, insan unsurundan yola çıkarak bir ülkeyi anlattığı için daima yarının sorunlarının nasıl çözülmesi gerektiğini, yaklaşımların nasıl olması gerektiğini hep edebiyatta buldum” diye konuştu.

Dijital çağda “edebiyat” başlığını günün en önemli konuşma gündemi olarak gördüğünü, “kağıt, kitap bitiyor” tartışmaları yerine, dijital çağda da yazarın işlevi ve yaratıcılığının önde olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.

Artık düzenin tersine döndüğünü, ilginin önce ekranda görüldüğünü sonra o ilgiye göre kitapların basılır olduğunu anlatan Hızlan, iyi kitapların ve iyi edebiyatın egemen olması için herkesin çaba göstermesi gerektiğini vurguladı.

Yazar Doğan Hızlan, “En çok satan kitaplar kötü değildir ama az satan kitaplar da en iyi değildir. İkisini bir arada nasıl buluşturacaksınız? O da ancak aramızda bulunan Yaşar Kemal'e özgü. Hem çok satacaksınız hem de çok iyi bir öykücü olacaksınız. Ben edebiyatın sırrının bu olduğu kanısındayım. Bu çalışmaların sonunda elde edilecek bilgiler, bu parlamento toplantısının işlevini, yararını ve neyi başarıp, neyi başaramadığını anlayacağız. İyi sonuçlar bekliyoruz” diye konuştu.

MURAT BELGE
Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Başkanı Murat Belge de yazarın dürüst olacağına ilişkin kendisiyle bir sözleşme yaparak yazmaya başladığını ve sonsuz eleştiri içinde bir kanal açtığını belirterek, “Hepimiz yazarız. İnandığımız şeyi, inandığımız gibi söyleriz ama buna inanmayanlar da inandıklarını söyler, eleştirir. Yazarın kendi kendini kontrol etme mekanizmasını bunun dışında düşünemiyorum. Yazarın işi konuşmak. Yazmak, dil ile yapıldığına göre hem yazmak hem konuşmak işimiz” diye konuştu.

Fransız bir yazar tarafından yazılan “Dünya Edebiyat Cumhuriyeti” kitabına işaret eden Belge, bütün güçlüklere rağmen dünya edebiyatını düşünme eşiğine gelindi. Eğer böyle bir edebiyat cumhuriyeti olacaksa, burada mutlak ve tam bir özgürlük olmalıdır ama aynı zamanda her türlü inancı ve düşünceyi de eleştirme özgürlüğü olmalı ve kendi dışında bir kurum tarafından da bu, sekteye uğratılmamalıdır” dedi.

ADALET AĞAOĞLU
Yazar Adalet Ağaoğlu da kendisinin hiçbir zaman feminist ve radikal olmadığını, bu nedenle toplantıya “kadın yazar” olarak çağrılmasından hoşlanmadığını söyledi.

Irk ayrımı gibi yazarları erkek-kadın olarak cinsiyet ayrımına tabi tutmanın kendisine doğru gelmediğini ifade eden Ağaoğlu, yıllar önce Meksika'da “Kadın Yazarlar Sempozyumu” yapıldığını, ardından Oslo'da “Kadın Yazarlar Fuarı” düzenlendiğini ve davet edilmesine rağmen kadınlardan ibaret bir yazar ayrımını doğru bulmadığını, bu nedenle gitmek istemediğini bildirdiğini aktardı.

Sonradan bir bildiri sunmasının istendiğini ve kendisinin de “erkek yazar, kadın yazar, insan yazar” başlıklı bir bildiri sunarak görüşlerini dile getirdiğini ancak kimsenin de bundan hoşnut olmadığını anlattı.

Yazarlar Parlamentosunun İstanbul'da toplanmasının da kendisine çok doğal ve olumlu geldiğini, bir kültür kenti olan ve birçok yazar yetiştiren İstanbul'un, Türkiye 'nin her yerinden gelen yazarları da barındırdığını söyledi.

Ağaoğlu, “Türkiye'nin AB'ye üye olarak kabul edilmesi halinde bile orada bizi anlamaları çok zor olacak” görüşünü dile getirerek, Batı'nın Osmanlı'yı çok iyi bildiğini ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve toplumun o kadar iyi bilinmediğini, anlamalarının da çok zor olduğunu söyledi.

Adalet Ağaoğlu, “Eğer AB, Türkiye Cumhuriyeti'ni, bütün birikimi, şiiri, öyküsü ve romanıyla tanısa, bizim bazı konuları anlatmamız daha kolay olacak. Toplantıya katılmamızın bir nedeni de bu” dedi.

Dünyanın her yerinden yazarların burada olmasının karşılıklı diyalog sağlayacağını dile getiren Ağaoğlu, toplantının onur konuğu olan ve çıkan tartışmalar nedeniyle gelmekten vazgeçen İngiliz Yazar V.S. Naipaul'un gelmesi halinde kendisine dünyanın bu hızlı değişimi ve 11 Eylül saldırısında ikiz kulelerin yıkılışından sonra başlayan anti-İslamist akımla ilgili ne düşündüğünü ve dünyanın geleceğini nasıl gördüğünü soracağını belirtti.

Ağaoğlu, “Dünya bir duvara çarptı, Haçlı seferlerine mi düştük diye düşünüyorum. Bizim bu konuda ısrarla durmamız gerekiyor. Dünyanın geleceği ne olacak?” diye konuştu.

İNGİLİZ YAZAR HANRİ KUNZRU
İngiliz yazar Hari Kunzru da teknoloji, bilginin yayılma alanı, iletişim, bilginin içeriğine ulaşma yolları ve terör alanıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Kunzru, terörizm çağında yaşamanın dili aşındırdığını ve kötü yönde etkilediğini, sert sorgulama teknikleri, düşmanla savaşma, şehit, haçlı gibi kelimelerin anlamlarının değiştiğini, Avrupa'nın yabancı düşmanlığına yöneldiğini söyledi.

Çok kültürlülüğün yararlı ve beklendiği gibi ilerlemeyen bir ortamı getirdiğini ve kimlik politikasının daha netleştiğini ifade eden Kunzru, “Çok kültürlülük, muhafazakarlıktan etkilenerek şekil alıyor. Bu eğilimler, düşmanlıklar içinde gerçek farklılıklara yol açıyor, ırk ve din gibi... Sınıflar arasında sessizliğin muhafaza edildiğini görüyoruz” diye konuştu.

Kunzru, kültür savaşında çok çeşitli silah bulunduğunu fakat düşünceyi ve yazmayı polis kontrolüne bırakmanın en önde geleni olduğunu belirterek, “Salman Rüşdi ve Muhammed karikatürlerindeki tartışmalardan doğru ve fazla ışık çıktığı söylenemez. İfade özgürlüğü, saldırganlıkların eşiğinde olmak durumunda” dedi.

Naipaul'un toplantıya gelmemesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Kunzru, “Burada her türlü eğilimi, akımı konuşmak gerekirdi. Bu toplantı da hepsine açık olması gerekirdi. 'Şu çeşit düşünceleri istemiyoruz' gibi bir sesin yükselmesi doğru değil. Kimsenin gücenmesini istemiyorum ama somut bir şekilde konuşmaya daha fazla ağırlık vermek lazım. Hrant Dink ve Orhan Pamuk'u burada açmak gerekiyor. TCK'nın 301. maddesi Türklüğe hakareti cezalandırma eğiliminde. Orhan Pamuk sözde Ermeni soykırımıyla ilgili röportajında bir şeyler söyledi. Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra katilin polis karakolunda Türk bayrağının önünde gülümseyen polislerle fotoğrafları yayımlandı. Hiçbir Avrupalı yazar bu tehdit altında çalışmak istemeyecektir” dedi.

Yazar İskender Pala da genç kuşaklara edebiyattan ne anladıklarını sormaları gerektiğini, gençlerin klasikleri okumak yerine Herry Poter, Yüzüklerin Efendisi gibi kitapları okuyarak filmlerini izlemeyi tercih ettiklerini söyledi.

Hintli yazar Vikram Seth da kendisinin Hintli bir yazar olduğunu ancak İngilizce olarak Amerika'da ve Avrupa'da geçen kitaplar yazdığını belirterek, bu nedenle edebiyatı çok fazla kategorize etmemek gerektiğini söyledi.

TOPLANTIDA ELE ALINACAK KONULAR
İstanbul'da üç gün sürecek toplantıda, AB'nin 27 ülkesinin tamamından 100'ü aşkın katılımcı yer aldı. Genel oturumun ardından “Endüstrileşme, Kitlesellik ve Edebiyat”, “Avrupa Edebiyatının Sınırlarının Yeniden Tanımlanması”, “Dijital Çağda Edebiyat” ve “Edebiyat Coğrafyaları” başlıklı dört oturum yapılacak.

Projenin amacı doğrultusunda 12 oturumun sonunda elde edilecek bilgiler ışığında uluslararası basın ve edebiyat çevrelerine duyurulmak üzere bir “İstanbul Deklarasyonu” hazırlanacak.

Toplantıya onur konuğu yazar Yaşar Kemal, Tahsin Yücel, Nedim Gürsel, Cevdet Çapan katılırken, davet edilmesine rağmen yazar Orhan Pamuk iştirak etmedi. (aa)