Avrupalı komedyenler neden hep melez?

Avrupalı komedyenler neden hep melez?
Avrupalı komedyenler neden hep melez?
'Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar' kitabının yazarı sosyolog Nilüfer Göle ve sosyolog-yazar Ali Bayramoğlu, Fransız Kültür Merkezi'nde düzenlenen söyleşide bir araya geldi. Göle, bugün Avrupa'daki mizahçıların büyük bölümünün Müslüman kökenli olduğunu söyledi.
Haber: İPEK ÖZBEY / Arşivi

Prof. Nilüfer Göle, araştırmasını 4 yılda 21 Avrupa kentinde yürüttü. Göle, söyleşide göçmen ‘sıradan Müslümanlar’ ile onların Müslüman olmayan komşuları ve hemşerileri olan ‘kökten’ Avrupalıları yüz yüze tartışma toplantılarında bir araya getiren saha araştırmasının sonuçlarını yorumladı. Nilüfer Göle’nin çalışması, Charlie Hebdo ve son büyük saldırı Fransa saldırısı sonrası daha da iyi okunmalı. Fransız Kültür Merkezi’nde okuyucularıyla bir araya gelen ve sosyolog-yazar Ali Bayramoğlu’nun sorularını yanıtlayan Göle’ye göre, bu katliamlar sıradan Müslümanların görünürlüğünü, sözünü, yaşamını yok ediyor. Ve onların bir şekilde gündelik hayatın içinde var olmalarını da engelliyor. Çalışmalar sırasında İngiltere’de karşısına çıkan bir tespitten söz ediyor: Salman Rüşdi fetvası biz İngiliz Müslümanların güzel giden yaşamamızı raydan çıkardı!

İSLAMA GİRMEK YASAK
Nilüfer Göle’nin kitabında ‘İslam’a girmek yasak’ diye bir konu başlığı var. Söyleşide sosyolog Göle, bu konuya da açıklık getirdi: Flâneur; -avare- modern toplumlarda en öykündüğümüz figürdür. Bir kentte avare dolaşabilmek, kültürden feyz almak, bireycilik, yaratıcılık özellikle Baudelaire’den beri Paris kültürüyle birleşmiştir. Ancak göçmen ‘flâneur’ değildir. Göçmen de bir yerden bir yere gider ama karşısına ister istemez sürekli içeri girilmez levhaları çıkar. Aslında söylemek istediğim, Müslümanlar davet edilmedikleri alanlara talipler. İşçi olarak geldiler ama işçi olarak kalmadılar. Başka yaşam alanlarına girdiler, orada beklenmiyorlardı.  Müslümanların daha çok kent merkezlerine taşınması da bir görünürlük getirdi. Fabrikalarda ya da kentlerin tamamen sanayi bölgelerinde olmaları mesele değildi. Ne zamanki o Müslüman kesimler yükselmeye başladı, o zaman görünürlük rahatsız edici oldu. Irkçılık ve seksizm de böyledir. Kadın, erkeğin alanına girmeye başladığında seksizm ortaya çıkar. Bir sömürge sisteminde ırkçılık olmaz, herkes yerinde. Ne zamanki o da aynı alana girmeye başlar, o zaman problem başlar. İslamofobi de başka yaşam alanlarında mevcudiyetlerin talep edilmesiyle ortaya çıktı.”

Göle, bugün İslamofobi’nin Fransa’nın laikliği nedeniyle bir tek bu ülkede yaşanıyor gibi göründüğünü söyledi. Ve kendi kitabının bu noktada yapmak istediğini anlattı: “Böyle bir eksepsiyonalizm yok. Diğer bütün ülkeler de, Müslümanların hangi şartlarla entegre olacağını tartışıyor. Her zaman doğru yaptığını düşünmüyorum, bu kesin. Ama bu tartışmasız olabilecek bir şey değil. Her ülkenin kendine ait bir dili var. Kimi daha çok laiklik kimisi daha çok cinsel özgürlük, farklılıklara saygı istiyor. Ancak bu tartışma daha çok korku üzerinden yapılıyor. Müslümanların gerçek yüzleri değil, algılandığı, hatta insanileşmemiş yüzleri söz konusu. Bunun en güzel örneği İsviçre’deki afiş. Minare yasağına karşı referandumda çıkarılan afişte minareler füze olarak işgal ordusu gibi İsviçre bayrağının üzerine saplanmış. Önünde tamamen kara çarşaflı, peçeli bir kadın, yüzü görünmüyor. Din de bir silaha dönüşmüş. Bu şu demek; artık insan yüzleri yok. Benim kitabımın yapmak istediği aslında sosyolojiyi bozarak insan yüzleri ve insan hikâyelerini göstermekti.”

KOMEDYENLER HEP MELEZ
Nilüfer Göle, bugün Avrupa’daki mizahçıların büyük bölümünün Müslüman kökenli olduğunu söyledi: “Avrupalı Müslüman olmanın en önemli yanı, onların melez olması. Her iki taraftan da bakabiliyorlar. İki kültürü bildiğiniz zaman onları birbirine tercüme ediyorsunuz, mizah da ortaya çıkıyor, bilim de... Bütün mesele kültürlerarası diyalog sözünün arkasını doldurmak için toplum yapabilmekte. Toplum yapmakta zorlanılıyor.”

Araştırmanın amacı, sokakta kılınan namaz, minareler, camiler, Danimarka’da yayımlanmış karikatürler, kadınların başörtüsü ve çarşafı, şeriat, helal gıda ürünleri, bazı sanat yapıtları, Yahudiler ve Yahudilikle ilişkiler gibi konularda Avrupa kamu alanında ortaya çıkmış çeşitli tartışmalara verilen tepkileri soruşturmaktı.

Göle, tercih ettiği özgün araştırma yöntemi sayesinde pek çok basmakalıp düşünceyi sarsıyor ve bütün bu tartışmaların aslında alternatif bir kamusal kültürün ortaya çıkmasına paradoksal biçimde katkıda bulunduğunu gösteriyor.