Ayo: Ne kadar duygu varsa onda...

Ayo: Ne kadar duygu varsa onda...
Ayo: Ne kadar duygu varsa onda...
İş Sanat'ta sahneye çıkan Ayo, hayatın özünü yakalayıp müzikte beden bulan bir Afrikalı. Şarkılarıyla duygusal, eğlenceli, hüzün, acı, sevgi dolu ne kadar duygu varsa akıttı. Joruba dilinde 'neşe' anlamına gelen Ayo, adıyla müsemma güleryüzlü, neşeli ve o neşesini karşısına aktarmakta usta. İçimizde 'neşe'yle çıktık salondan.
Haber: GÜLDEHAN AYSAN - guldehanaysan@gmail.com / Arşivi

Ayo, Yoruba dilinde NEŞE demekmiş… Müzisyen Ayo’nun, doğduğunda kendine verilen adı Joy… Ve adıyla müsemma güleryüzlü, neşeli ve o neşesini karşısına aktarmakta usta..
Nijeryalı bir baba ve çingene kökenli Alman bir annenin 4 çocuğundan biri Ayo. Ama kökleri daha da yaygın, Rusya’dan Polonya’ya kadar uzanıyor. 
Bunca zenginlik haliyle müziğine de yansıyor. ‘Down on my Knees’, ‘Life is Real’, ‘Sometimes you have to leave’ dediği şarkıları, Ayo’nun duygusal, eğlenceli, hüzün, acı, sevgi dolu ne kadar duygu varsa akıttı. “Evrenin dili, duygular” diye başladı konsere, “Tüm insanlar bu dili konuşur. Hepimiz duygulardan oluşuyoruz, duygularla ifade ediyoruz, duygularla birbirimizi anlıyoruz. Müzik de bunun dili, duyguların dili.” 

Evrenin dilini bize aktarmak için sadece 2 müzisyen arkadaşı daha vardı Ayo’nun yanında… Her birisi en az 3’er enstrüman çalabilen, 3 kişi sahnede büyüledi. Sadece boynunda asılı gitarıyla sahneye çıkıp şarkılarını söylemeye başlayan Ayo’yu, biraz sonra baterinin başında görünce yaşadığımız şaşkınlığı tahmin edersiniz herhalde. Bir sonraki adımı da piyanoya doğru oldu.

ZORLU YAŞAM HİKAYESİ 

Çocuklar gibi şen, gamzelerini ortaya çıkartan gülümsemesi, bir yandan da içindeki gücün öngösterimi sanki… “Bir savaşçıyım,” diyor bir röportajında… Öyle de… Oldukça zorlu yaşam hikayesi… Annesinin eroin bağımlılığı sebebiyle 14 yaşına kadar koruyucu ailelerle yaşamış. Müzikle de o sıralar tanışmış, 6 yaşında ilk enstrümanı keman. Sonra piyanoya geçip ardından kendi kendine gitar çalmayı öğrenmiş. 14 yaşında tekrar babasıyla yaşamaya başladığında, kendi besteleri de hayat bulmuş. İlk bestesi annesine…
Ardından, emin adımlarla ilerlediği müzik kariyeri… 2006’da, oğlu doğduktan sonra 5 gün içinde ilk albümü ‘Joyful’u kaydetti. 2008’de ikinci albümü ‘Gravity At Last’ ve ödüller arka arkaya sıralandı. Üçüncü albümü ‘Billie-Eve’ ise kızının adını taşıyor. Yeni albümü ‘Ticket to the World’ ile ilgili “Dünyanın ‘şanslı’ nitelendirilen ülkelerinden birinden pasaportun olunca rahat seyahat eebiliyorsun ve bu dünyaya bir bilet oluyor. Hala dünyada birlik olmaması, insanların sınırlarla kısıtlı yaşaması benim kabul edemediğim bir durum… Ben şanslıydım, dünyaya bir biletle doğdum, bu albümü de bileti olmayanlara ithaf ettim” diyor.
Sesinin hafif buğulu, berrak, tok tınıları, soul’dan reggae’ye, Afrika’dan Motown’a taşıdı hepimizi… Bob Marley cover’ı, Michael Jackson ‘I’ll Be There’ ile yaptığı kapanış… Ama asıl önemlisi ruhunun berraklığı, yeteneği, hayatın özünü yakalayıp müzikte beden bulan bu Afrikalı, izini bırakıp yoluna devam etti.