'Az proje çekiyorum diye şikayet edemem'

'Az proje çekiyorum diye şikayet edemem'
'Az proje çekiyorum diye şikayet edemem'

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Yakınlarda 'Eyyvah Eyvah 2'de 'İspanyol', ardından 'Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak'ta, Claudia Cardinale'nin oğlu olarak göründü. Setlerde değilken rock yapan Teoman Kumbaracıbaşı ile hasret giderme vakti
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Senaryo geldi, ilk etki ne?
Ali’yi (İlhan, filmin senaristi ve yönetmeni) tanıyorum. Projeden haberim vardı. Beni oynatmak istediğini biliyordum. Ona “Elinde hiçbir şey yok. Senaryonu yaz, yapımcını, cast’ını bul. Konuşalım” dedim. Senaryoyu yazdı, çok iyi bir yapımcıyla anlaştı. “Başrolde kim oynuyor?” dedim, “Claudia Cardinale” dedi. Senaryoyu çok beğendim. Zaten sevmediğim işte çalışmıyorum. Cardinale’nin olması kuvvetli bir etken ama sevmeseydim çalışmazdım. 

‘Claudia Cardinale’ ismi eskilerin parlak aktristlerinden biri olması dışında ne ifade ediyordu size?
Büyük bir hayranlığım vardı. Olağanüstü bir kadın. Her hareketi okul olan bir insan. Bir dünya starı. Sadece yaptıklarıyla değil kişiliğiyle, zarafetiyle, insan ilişkileriyle, dakikliğiyle, gereksiz kibarlık yapmayan halleriyle… Avrupa sinemasının o dönemden taşınan üç büyük ismi var; Sophia Loren, Brigitte Bardot ve o. Senelerce seyrettiğimiz, ailelerimizin hayran olduğu bir isimle aynı yerde durmak bile çok güzel. Aynı seti paylaşıyorum, bir de oğlunu oynuyorum. Hayatım boyunca unutmayacağım bir şey. 

Sizi çok etkileyici bulduğu yazıldı.
Birkaç kişi daha söyledi. Ben onun ağzından duymadım öyle bir şey. Demişse de boynumuz kıldan ince… 

‘Eyyvah Eyvah II’de de ‘İspanyol’ olarak izledik sizi. Öyküye cuk oturan bir tipti. Karakter nasıl çıktı?
Onların hayal ettikleri daha Bodrumlu bir çocuktu. Ben “O çocuğu yapmak istemiyorum. Hakikatten İspanyol gibi görünen bir adam yapmak istiyorum” dedim. Kostüm dizaynından takılarına, saçlarının dağınıklığından gitar kutusuna özel olarak ilgilendim. Kafamdakini yapmaya çalıştım. Ama onların arzu ettiklerinden çok uzakta bir şey değildi. Onlar biraz daha bizden birisini yapmak istiyorlardı. Daha dışarıdan birisini yapmak istedim. ‘Eyyvah Eyvah 1’de karakterler oturmuştu. Onlara benzer birini içine yerleştirmek de zor ve sakil olacaktı. O yüzden dedim ki “Dışarıdan ama onların samimiyetinde bir adam yaratmaya çalışayım ki ‘Ya bu herif nereden çıktı?’ denilmesin.” Ya da denilsin ama onlardan uzak durmasın. O insanların da kabul edebilecekleri, aykırı ama sohbet edildiği zaman hiç de öyle olmayan bir adam... Sonuçtan memnumum. Annem babamla da gittim filme, oğlumla da. Öyle bir film herkese nasip olmaz. 

Niye daha çok yapımda değilsiniz?
Yanıt yapımcılarda ve Türkiye ’nin yapısında. Hangi yetenekleri, nerede kullanıyorsun? Bunun çok büyük bir cevabı yok ki... O yüzden dünya çapında çok az film çıkıyor. Birkaç yönetmenimiz çıkıyor. Onun dışında aynı oyuncuları oynatıp, aynı rolleri, aynı temaları kullanıyoruz. Çok iyi oyuncular, yönetmenler var bu ülkede. Bazen de bazı yönetmenler, bazı oyuncularla çalışıyor. İçinde olmak istediğiniz projeler oluyor ama olamıyorsunuz çünkü orası kapalı bir kutu. Bunu anlayabiliyorum ama son dönemdeki filmlere baktığınız zaman da çok fazla iş çıkmıyor ki. Biz daha senaryoyu yeni yeni oturtmaya başladık sektör olarak. Teknolojik gelişmelere de ayak uydurmak gerekiyor. Ama bence iyi gidiyor işler. Daha da iyi gidecek. Çok sevdiğim iki film oldu, ‘Çoğunluk’ ve ‘Gişe Memuru’. “Az proje çekiyorum” diye şikâyet edemem. Herkese nasip olmaz Claudia Cardinale ile oynamak. 

Yakınlarda oyun da var değil mi?
Özen Yula’nın oyunu ‘Şems’in Ölümü’nü çalışıyoruz. Yakın bir tarihte sahnede olur diye ümit ediyorum. Beni heyecanlandıran bir şey olunca tiyatro yapmaya çalışıyorum ama illa tiyatro yapacağım diye bir isteğim bayağı kalmadı. Korkunç zaman alıyor, sıkılarak yapmanın âlemi yok tiyatroyu. 

Grubunuz ‘Acaip Ademler’i nasıl tanımlarsınız hiç bilmeyen birine?
Punk rock. Jacques Prévert, Zahrad, Paul Celan, Pir Sultan Abdal, Baudelaire, Ahmet Haşim gibi çok sevdiğim büyük şairlerin, çok sevdiğim şiirlerini besteliyorum. Haziranda ikinci albümü kaydedeceğiz. 3 Mart’ta Kadıköy’de Woodstock’da çalacağız. 

Müzik de oyunculuk da liseden beri hayatınızda. Ev ortamı nasıldı?
Annemin çok geniş bir kütüphanesi var. Onun önemli bir etkisi olmuştur ama sonra benim de kütüphanem onu geçecek seviyeye geldi. Gece gündüz okurdu. Hâlâ öyledir. Okur-yazar olmamda çok önemli etkisi vardır. “İlla bunu okuyacaksın” demedi, sadece gösterdi. Çok zevk alıyor, kahkahalar atıyor, ağlıyor. Küçüksün, bunları görüyorsun, çok etkileniyorsun. 

Mühendislik okuma kararı da babanın yolundan gitmekten dolayı mı?
Aynen öyle. Babam makine mühendisi. Gemi inşa mühendisliğini seçmem enteresan oldu tabii. Gidip en ağırını seçtik. Ama okulun kazandırdığı bambaşka bir teknik kafa var. Kayıt teknolojileriyle ilgileniyorum. Belki iyi bir gemi inşa mühendisi olamadım ama iyi bir teknik adam oldum. 

İTÜ’yü bitirdiniz mi peki?
Hayır. Af çıkıyor, döneceğim. 

Diploma olsun diye mi?
E diploma olsun istiyorum. Gideceğim derslere de.

‘Oğlumla çok güzel gürültü yapıyoruz’
Teoman Kumbaracıbaşı’nın; bahsi açılır açılmaz ‘gözleri parlamak’ deyiminin içini tıka basa doldurduğu, altı yaşında bir oğlu var: Deniz. ‘Baba’ diyormuş ona daha çok, ara ara da ‘Teo’. “Baba demeyi çok seviyor. Ben ‘baba’ demesini tercih ediyorum, güzel söylüyor” diyor. Sinema ve tiyatro bir yana müziği hayatının merkezine koymuş bir adam Kumbaracıbaşı. Oğluyla, onun deyişiyle “Çok güzel gürültü yapmaları”, beklenen yanıt dolayısıyla:
“Amfileri, elektro gitarları bağlıyoruz. O daha çalamıyor, çalamadığını da çok hızlı fark ediyor. Boynuma sarılıp ağlıyor, hüngür hüngür, ‘Güzel bir ses çıkmıyor’ diye. ‘Oğlum gitar o kadar kolay olsa hemen çalınabilirdi. Ben de aylardır, yıllardır sürekli prova yapıyorum’ diyorum. ‘Hayır’ diyor, ‘Şimdi çalmak istiyorum!’ Öyle de bir rock tarafı da yok değil. Belki de biraz dinleye dinleye de öyle sertleşmiş olabilir. Tam ne istediği şekillenmedi, şekillenince de üstüne gideceğim.”

‘En ilginç yer Anadolu’
Annenizin memleketi Arjantin buralarda çok merak edilen yerlerden. Sizin bir bağınız var mıdır Arjantin’le?
Annem gidip geliyor, ben gitmiyorum. Biz çok erken geldiğimiz için öyle bir sıcaklığımız kalmadı. En son 14 yaşında gittim. Çok büyük bir özlemim var, gitmek istiyorum ama… Belki bu yaz... Tam bilmediğimiz bir yer, bir de gizemli bir tarihi var. Ama başkası da Anadolu için aynı şeyleri hissediyordur diye düşünüyorum. Mezopotamya’dan Ege’ye kadar nereye kazsan bir şey çıkan bir toprak burası. En ilginç yer burası, bana öyle geliyor. Türkiye’nin her yerine gittim, çok geziyorum. Gezmeye de devam edeceğim. Çünkü gitmediğin yer senin değildir…