Azınlıklar daha iyi görür

İstanbul doğumlu Rosie Pinhas-Delpuech, 'Bizans Süiti' adlı kitabında Türkiye'de azınlık olma konusuna eğiliyor. Fransa'da yaşayan, 1946 doğumlu Pinhas-Delpuech, İstanbul'da yaşadığı 19 yılın etkisiyle hikâyesini oluşturmuş.
Haber: MÜJDE YAZICI / Arşivi

İSTANBUL - İstanbul doğumlu Rosie Pinhas-Delpuech, 'Bizans Süiti' adlı kitabında Türkiye'de azınlık olma konusuna eğiliyor. Fransa'da yaşayan, 1946 doğumlu Pinhas-Delpuech, İstanbul'da yaşadığı 19 yılın etkisiyle hikâyesini oluşturmuş. Yahudi bir ailenin kızı olarak Türkiye'de yaşadığı zorlukları ve kimlik bunalımını anlattığı 'Bizans Süiti'nin başına yazar, Edmond Jabes'in 'Anadilim bir yabancı dil' sözünü alıntılamış. Çünkü Pinhas-Delpuech, Alman okulunda okumuş bir anne ve Fransız okulunda okumuş bir babanın kızı olmanın birikimiyle, 1960'larda çokdilli küçük bir kızın zihninde Türkçenin ve Türkiye'nin yansımalarını anlatıyor.
Pinhas-Delpuech, 1965 yılında Notre Damme De Sion'dan mezun oluyor ve Fransa'ya okumaya gidiyor. Pinhas-Delpuech'a bu iki ülkede de azınlık olmanın arasındaki farkları soruyoruz. Fransa'da kendisini daha yabancı hissettiğini söylüyor: "Türkiye'de kabul görmüştüm. Fransa'da hele ki Türkiye gibi Müslüman bir ülkeden göçmen olarak azınlık olmak ve üstüne de Yahudi olmak Hıristiyan gelenekçi bir toplumda çok daha zordu. Ben kendimi ilk defa Fransa'da yabancı hissettim."
Üçlemenin ilk kitabı
İstanbul'dan Fransa'ya, Fransa'dan bir süreliğine İsrail'e giden yazar, bu deneyimlerini, ilki 'Bizans Süiti' olan üçlemesiyle anlatmayı amaçlamış. İsmi 'Fransız Süiti' olacak ikinci kitapta Paris'i anlatacak olan yazarın ismini henüz belirlemediği üçüncü kitabı ise son dili İbraniceyi anlamak ve keşfetmek üzerine olacak. Azınlık olmanın dışarıdan bakmayı, daha doğru görmeyi sağladığını düşünen yazar, 'içeride' olunca farkında olunamayacak olayları gözlemlemiş. Bu üç kitabı yaratım süreci de hep bu 'dışarıda' olma durumu sağlamış. Bunu da Pinhas-Delpeuch bir örnekle açıklıyor: "Taksim meydanı önemli bir yerdi. Atatürk'ün anıtı var ve milli bir mekândı. Milliyetin göbeği gibiydi ama biz o göbeğin içine hiçbir zaman giremiyorduk. Dışardan bakıyorduk. Şair de biraz dışardan bakar zaten, içine girmez."
Yurtdışına tatile gidip Türkçeyi yarım yamalak konuşanlara taş çıkarırcasına Türkçe konuşan yazar doğduğu ülkeye kitabıyla geri dönüş yapmaktan hayli memnun. 3 Eylül'de Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkacak kitabının anlatımı itibarıyla okura 'yük' bindiren bir kitap olduğunu söylüyoruz. Yazar, "Benim okura hürmetim vardır. Tüm okurun akıllı olduğunu düşünürüm. Çünkü insan kalbini açarsa zaten akıllıdır. Okur öyküyü kendiliğinden kursun diye böyle açık yerler bırakıyorum" diyor.
6-7 Eylül 1955 yılında yaşanan olayların İstanbul'dan ayrılmasını tetiklemediğini söyleyen Pinhas-Delpeuch, bu olaylar yaşandığında 11 yaşındaymış ve yabancı olmanın ne demek olduğunu bu olaylar sırasında anlamış. Kitaba ürkek bir çocukluk olarak yansıyan dönemi, her şeyi ne
olursa olsun doğru şekilde tetkik etmek istedim diye açıklıyor: "Bir aşk hikâyesi içinde doğru seyler görmek istedim. Ben kendimi yeteri kadar serbest hissettim Türkiye'de. Baskı vardı ama sadece azınlıklara karşı değildi. O zamanlar politik düşünce yasak olduğu için ben siyasi düşüncemi ancak şimdi yazabildim. Eskiden yasak olan bir seyi şimdi yazabilmek iyi geliyor. Türkçeye çevirileceğini, Türkiye'de yayımlanacağını bilmiyordum. Ben kitabı Fransa'da Fransızca yazdım."
Din sorunu yaşamadım
Laik bir ailesi olduğunu ve din sorunu yaşamadığını belirten Pinhas-Delpuech, "O zamanlar Türk Müslüman olanla azınlıklar aynı şeyi yapamazdı. Her çocuk gibi törenlerde ben de bayrağı taşımak isterdim ama bize hiçbir zaman vermezlerdi. Bize yasaktı. Ayrıca ben çok güzel şiir okurdum ama bana şiir de okutmazlardı. 10 Kasım'da hiç şiir okuyamadım. Ben sizin gibi her şeyi yapabiliyorum derdim. Aslında demezdim çünkü çocuklar içinden düşünür böyle şeyleri. Ben de Türküm doğruyum, yasam! diye geçerdi içimden" diyor. Bütün bu bütünleşme sorunlarından sonra İsrail'de kendisini gerçek bir Yahudi gibi hissedip hissetmediğini soruyoruz ve aslında dindar olmadığını ama orada 'Kendi memleketine git' duygusunu hissettirecek bir durumun yaşanmadığını söylüyor.
İbraniceden Fransızcaya çeviriler yapan Rosie Pinhas-Delpuech, şu sıralar en çok modern İbrani edebiyatıyla ilgileniyormuş. Son dili İbranice olan yazar İstanbul'da yaşadığı dönemde evlerinde Fransızca konuşulmasının sebebini ise şöyle açıklıyor: "İbranice kutsal dildi ve İsrail kurulduktan sonra sokak dili oldu. Dünyanın Musevileri oturdukları devletin dilini konuştular bugüne kadar. Bir de Fransızca konuşulurdu. Çünkü Atatürk devrimi çok yeniydi. Babam Fransız okuluna, annem Alman okuluna gitmişti. Yahudilerin Fransız kültürüyle ilişkileri çok sıkıydı."
Aysel Bora'nın başarılı çevirisiyle yayımlanacak 'Bizans Süiti'ndeki konunun geçtiği çocukluk döneminden bugüne İstanbul'un çok fazla 'açıldığını' düşünen Rosie Pinhas-Delpuech şimdiyi ve o dönemi karşılaştırıyor: "Her şey çok değişti. Beyoğlu'nun ortasında TKP var. Bizim zamanımızda komünistin 'ko'sunu, Nâzım Hikmet'in 'na'sını demek yasaktı. Çok baskı vardı. Bugün bunları anlayabiliyorum. Çünkü Cumhuriyet çok yeniydi. İhtilal korkusu vardı hep. Bu hissediliyordu ama şimdi yok tabii. Burası bana çok iyi geliyor şimdi."
Bizans Süiti/Yapı Kredi Yayınları/çeviri Aysel Bora/77 sayfa