Bağlama 'kıro çalgısı' değil mi!

Bağlama 'kıro çalgısı' değil mi!
Bağlama 'kıro çalgısı' değil mi!

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Zülfü Livaneli ve Ahmet Kaya gibi önemli müzisyenlerle çalışan Ahmet Koç ile Gripin, Kibariye ve Göksel gibi isimlerle düet yaptığı 'Renkli-Türkçe' albümünü konuştuk...
Haber: ERAY AYTİMUR - erayaytimur@yahoo.com / Arşivi

Bazıları Yedi Karanfil’in değişmez fon müziğinden, bazıları Eurovision’da şanımızı yürüten ‘Dinle’ parçasından hatırlar Ahmet Koç’u. Özellikle Zülfü Livaneli ve Ahmet Kaya tutkunları ise uzun yıllar boyunca yakın markajda tutarlar kendisini. Aynı zamanda Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYOBİR) Başkanlığı’nı da yürütüyor. Uzun sözün kısası Gripin, Kibariye, Göksel ve Betül Demir ile yaptığı düetlerle şenlendirdiği ‘Renkli-Türkçe’ albümü ve son aylarda büyük beğeni kazanan Ahmet Koç’la buluştuk. 

Albümün ismi ‘Renkli-Türkçe’. Türkçesi zaten belli, ‘Renkli’siyle de müziğin renklerine gönderme diyebiliriz. Bu ismi seçmenin başka nedenleri var mı?
İçerik olarak senin söylediğin gibi ama biçimsel olarak da bir anlamı var. Albümdeki fotoğraflara dikkat edersen hafif bir Tarantino kahramanı havası var. Daha doğrusu Frank Miller’ın ‘Sin City’ filminin afişini hatırlarsan, siyah-beyazdır ama kadının sadece dudakları kırmızıdır, onun gibi. Mehmet Turgut’a böyle böyle bir şey hayal ediyorum diyerek ‘Sin City’nin DVD’sini gösterdim. Benim de zaten tarzım bu dedi. Çekince böyle film afişi gibi oldu. Eski film afişlerini hatırlarsan, o zamanlar altyazı yok, altta yazar ‘Renkli-Türkçe’. Bir afiş tadında olsun diye böyle istedik. 

Albümün açılışını gelmiş geçmiş en başarılı jingle’lardan biri olan ‘Sucu Çocuk’ ile yapıyorsun. Akıcı düzenlemesi sayesinde kimliğini kaybetmeden yeni bir hale gelmiş.
Zaten Reklamcılar Derneği ‘Sucu Çocuk’u en akılda kalan melodi seçmiş, Mesut Yar söyledi. 1995’ten aramızdan ayrılana kadar Melih Kibar’la birlikte çalışmıştım. Bütün yaptığı reklam ve film müziklerinde, bağlama varsa benimdir. Benim albümlerimi çok beğenirdi ve hatta müziğimin ikinci evresi olarak gördüğüm ‘Paradoks’ albümünün kapağını açınca Melih Kibar’ın yazısını görürsünüz. Melih Abi ile bunca yıllık dostluğumuz var. Ama eşi Ethel Hanım kullanmayı teklif ettiğimde nasıl karşılar bilemediğim için korkarak randevu aldım. Ethel Hanım, “Ahmetçiğim senin bağlamanla bu parçayı çok güzel duyarız, tamam parça senindir” diyince ben tabii uçarak çıktım. Bütün bağlamalar giriyor çıkıyor, kimi zaman üst üste çalıyor, yürüyor yürüyor yürüyor, en sonunda bir patlama noktası var ki, parça orada bitiyor. 

Özellikle cura ile parçanın ucu açılmış. Bambaşka tınlıyor.
Daha önce yaptığım ‘Paradoks’ albümünde ‘Godfather’ da cura ile başlıyordu. Onu büyük bir kesim yıllarca İtalyan mandolini gibi dinledi. Ben de bunu vermek istedim zaten. Cura çok güzel bir enstrüman. Mesela Zülfü Livaneli’nin müziğinin de yarısını cura teşkil eder. 

O zaman Livaneli’den devam edelim. ‘Sus Söyleme’ çok bilinen ve sevilen bir parça. Bu gibi parçalar üstünde oynamak tehlikelidir aslında.
Gripin benim müziğimi çok beğeniyormuş, epey bir dinlemişler beni. Yapacağımız ortak parçanın da onlara uygun olması, onların ses rengini ortaya çıkarması gerekiyordu. Biz Zülfü Abi ile yıllar önce çalışırken yapmıştık ‘Sus Söyleme’yi. ‘Mutlu aşk yoktur’ dizesi zaten belleklere kazınmıştır. Bu şarkının orijinalinde bağlama yoktu. Piyano ve gitar vardı. Bu şarkıya sıra geldiğinde ben sahnede dinleyen kişiydim, gözlerimi kapatıp dinliyordum. Sonrasında kendim için böyle bir albüm yaparken o partisyonları bağlama ile çalmaya karar verdim. Gripin de çok coşkulu bir aranjman yapınca ben de üstüne bağlama partilerini koydum. Sevindirici olan şey ise şu an Gripin’in en çok istek alan parçasıymış, sahnede de söylüyorlar. İnşallah yakın bir zamanda birlikte de bir konser veririz. 

Zülfü Livaneli ile Gripin’in dinleyicisi farklı mı?
Hayır. Konser verdiğimiz kitle aynı kitle. Benim enteresan bir kitlem var. Ben Gencebay parçasını çaldığım zaman ölüp bitenler var. Bir de enstrümantal müziğimi dinleyen eğitimli ve çok acımasız bir kesim var. Böyle bir şey yapınca en çok kaybedecek kişi aslında ben olurdum ama üçlü sacayağı çok iyi oturdu. Gripin de çok stres çekmiş daha önce hiç bağlama kullanmadıkları için. 

O zaman yeri geldi; çalan, seven, dinleyen ve herkesten özür dileyerek sadece önyargıyı dillendirmek adına konuşalım şimdi.
Bağlama ‘kıro çalgısı’, değil mi! Git şimdi Powerturk TV’dekilere bağlama hakkındaki görüşlerini sor. “Efendim olur mu, bağlama çok sevdiğimiz bir çalgımızdır” derler ama bağlama olan klipleri yayımlamazlar. Benim klibim yayımlandı, ondan sonra ne oldu peki? Gece saat 2’de, sabaha karşı 4’te, 6’da yayımlanmaya başladı. Allah razı olsun. Ama bu çok ayıp bir şey. Sizin Türk müzik dinleyicisine ve endüstrisine karşı bir sorumluluğunuz var. Sen Dreamturk TV’den daha mı Batıcısın ki benim klibimi o yayımlıyor? Bir yayın politikanız yok mu? Hayır, çünkü bağlama deyince akıllarına başka şeyler geliyor. Kendinizi bir fanusa hapsetmişsiniz, tüm dünyanın playlistinizde yer alan 30 şarkıdan ibaret olduğunu sanıyorsunuz. Ama merak etmeyin halk size gerekli cevabı verir. Bak MTV kapattı gitti. Kanalın başındaki o Fransız arkadaş biraz fazla Fransız kalıyor. 

Nermin Kurban’ın sözleriyle albümün baş tacı ‘Yok mu Sayalım’ı Kibariye yine müthiş söylüyor.
Marwan Khoury’ye ait bir Ortadoğu parçası bu. Parçayı daha dinler dinlemez eşim ve ben “Bu Kibariye” dedik. Çünkü güçlü bir Ortadoğu şarkısı. Sosyal medyada da bu şarkı beni çok mutlu ediyor. Her çeşit dinleyici seviyor. Çünkü Kibariye içimizden biri. İçi içine sığmayan biri. İnsani duyguları her şeyden ağır basıyor. Sıcak ve samimi.

AHMET KAYA’YA YAZIK OLDU
‘Şiire Gazele’ vaktiyle Ahmet Kaya için yaptığın bir şarkı, arabesk bir damar var. Ahmet Kaya’ya itibarı yalan yanlış iade edilirken onun için ne söylersin?
Ahmet Kaya çok önemli bir yorumcu, çok iyi bir ses, çok iyi bir besteciydi. Şanssız biriydi. Boş yere hayatını kaybettiğini düşünüyorum. MGD gibi her çeşit insanın bir araya geldiği bir yerde bence o söylediklerini söylememeliydi. Bana göre o söylediklerini Siyaset Meydanı’nda söyleyebilirdi. Ama bu olayı haklı gördüğüm anlamına kesinlikle gelmiyor. Boş yere ülkesinden oldu ve sıla hasreti içinde hayatını kaybetti. Benim güzel ülkemde herkes her şeye çok çabuk alışıyor ve her şeyi çok çabuk unutuyor. Ahmet Kaya yaşasaydı çok güzel eserler ortaya koyacaktı. Yazık olduğunu düşünüyorum.

YORUMCULARIN HAKLARINI KORUYORUZ
Müzik Yorumcuları Meslek Birliği Başkanısın. Kabaca sorayım, MÜYORBİR ne işe yarıyor?
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre kurulmuş bir meslek birliği. Eğer umuma açık bir alanda müzik yayını yapıyorsanız teklif hakkı ödemeniz gerekir. Söz yazarı ve besteciye, o müziği yayımlayan yapımcıya ve yorumcuya. Bunların her birinin bir meslek birliği var. Biz yorumcuların icralarını koruma altına almış meslek birliğiyiz. Çalışmalarımız daha çok lisanslama üstüne. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu aslında 1952’de çıkmış ama uygulaması kötü. Bugün de başarılı değil. Lisanslama yaparken Kültür Bakanlığı’nın ve yerel yönetimlerin bize çok destek olmaları gerekiyor. İnşallah 2012 sonunda Türkiye başka bir Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile yoluna devam edecek.