Bağlamanın cim teli gibi gerilmiş millet

Bağlamanın cim teli gibi gerilmiş millet
Bağlamanın cim teli gibi gerilmiş millet

Zamansız Yağmur albümünün plağı da yakında raflarda. Bir de Musa Eroğlu nu bir türkü yarışmasında jüri olarak göreceğiz ekranda

Musa Eroğlu yeni albümü 'Zamansız Yağmur' ile yağarken türkülerin başına, memleketi Mut'tan, 1600 rakımdan sorularımızı cevapladı

Musa Eroğlu kendi ismini verdiği orman içinde, ben karşı tarafta ofiste telefon ahizesinde, ‘Ah” diyorum, “şaman gibi takılsaydık ne güzel olurdu değil mi?” Tibet’teki rahipleri örnek veriyor önce, sonra “Ölüp gideceksek hayatı dolu dolu yaşamak varken niye onunla bununla uğraşayım yazık değil mi?” diye sorup cevaplıyor sorusunu: “Ama orada bir haksızlık var. Bir yerde sırıtıp duruyor. Seslenmesen olmuyor. Seslensen olmuyor.” Bu durumda bir daha dünyaya gelirse sanatçı olmayı düşünmüyormuş Eroğlu. “Ne olurdunuz?” sorumun cevabı şöyle: “Çoban olmayı düşünüyorum. Herkesin bir derdi vardır. Değirmenin derdi sudur.”

Öncelikle albümün ismi ‘Zamansız Yağmur’un hikâyesini soralım…
‘Zamansız Yağmur’ benim yaşamımda önemli bir cümle. Sadece benim için değil, herkes için zamanında yağmayan yağmurlar var. Ben de bekledim ama yağmadı. Sevgiden uzak hiçbir şey düşünemiyorum ben. Kimisi aşk diyor. Bir sürü söylemler var ama yaşam bir enerji alışverişi. Bunun içinde herkes var. Yaşam onun için bu enerjinin adı. Buna aşk da diyebilirsin, özlem de diyebilirsin. Benim için zamanında yağmur yağsa çok iyi olurdu diye düşünüyorum.

Şimdi burada gelmemiş bir sevgiliyi, bir aşkı anlıyorum ben ama…
Doğru anlıyorsunuz. Belki de ütopik bir şey ama…

Bekleyiş baki lakin.
Beklemezsen sanatını bırakır işine gücüne bakarsın. Özet olarak şunu vurgulamak istiyorum: O sanat beni bırakmadan ben onu bırakmayacağım. Bu bir erdemliliktir diye düşünüyorum. Bazıları için böyle değil. Sen onu bırakmadan saygı duy, genç kuşaklara ver o güzelliği, onlar yaşasın o güzel şeyleri. O zaman zamanında bir yağmur yağmış olur yani.

Sizin için neler var bu albümde?
Genelinde insan ve doğa vurgulaması, bir hasret var. Bu albümde yaşamın kendisini anlatan türküleri seçtim. ‘Beyin Oğlu Hangisir’ benim için çok önemli. Paralı askerliğin uygulamasına karşı olduğumu belirttim. “Yemen yolu çukurdandır/ askerimiz fakirdendir” 300 senelik türküyü soru olarak söylemenin bir mantığı var mı? Şimdi Yemen’de değil de Cudi’de ölüyor. Buna bir tepki olarak düşündüm.

Son dönemlerde ‘Benim oğlum niye ölüyor?” sorularını sormaya başladı en azından aileler.
Biz sanatçı olarak 30-40 yılın hesabını da vermeliyiz. Beni sorguluyorlar: “Filan zamanda filan yerde marjinal bir partinin propagandasını yapmışsın”. Ben olması gerekeni yaptım. Bir insanı yok sayamazsınız, varsa vardır. Bu anlattığım 30 sene evvel. Öyle marjinal bir bakış vardı bana. Sonra sonra ‘Hayır çocuğumuz ölmek istemiyor’ sözleri dolanmaya başladı. Bu ne kadar sürecek? Biz bu ülkede yaşıyorsak sosyoekonomik, kültürel, her şeyi paylaşmalıyız ki bu ülkenin vatandaşı olduğumuzu görelim. “Ben paylaşıyorum” deyip geçmek doğru değil. Orada ağlayan anaysa öteki de anadır, beriki de. ‘Analar ağlamasın’ sloganını uygulamak gerekir. O zaman beylere sormak lazım: “Beyin oğlu hangisidir acaba?” Açıkça koyalım adını. “Bir şey yok” demekle yok olmaz. Sanatçı duyarlılığıyla aşk ve insan sevgisi bizim derinlemesine işlediğimiz konular. Geriye de bir şey kalmaz zaten. Doğaya baksak, ayak uydursak yetecek kavga mavga kalmayacak.

Oysa suları bile boğuyorlar. Hidroelektrik santralları hevesine bakmak yeterli.
O kadar rezalet var ki. İnsanlara daha naif, aşk, sevgi dolu şeyler söylemek istiyorum ama hayır bu elimden alınıyor benim. Bu ülkede insan ve hakları diyoruz. İnsan hakları birleşik. Ya bu ülkede insanlık yok ki hakkı olsun. İnsanlık uygulansa hakka gerek kalmaz ki. Yarın ölüp gideceksin yani ne gereği var bunların. Birileri için birilerinin canını sıkmak, yakmak hiç benim işim değil. Ne tasvip ederim ne onaylarım. Şu anda bulunduğum yerde beni görseydin daha iyi kavrardın. Ağaçların içindeyim, ormanın. Kimse yok burada benden başka. Burada huzur buluyorum ben. Yaşamımın geri kalanını buralarda geçirmek istiyorum. Yoruldum ben çünkü. Sevgisizlik başını almış gidiyor. Ben nasıl mutlu olabilirim ki. Egoist bir yapısı olan anca bazı şeylere tahammül edebilir. Sen geliyorsun bu dereyi boğuyorsun. Onu protesto edeni polise, jandarmaya dövdürüyorsun. Bunun adı ne acaba?

Kapitalizm.
30 sene evvel bunlar kapitalizmi dört ayaklı bir masa zannediyorlardı. Artık onun bir sistem olduğunu umarım anlamışlardır. Suyumuzu alıyor, her şeyimizi kısıtlıyor. Adı da medeniyet. Medeniyet de nasıl bir şey? 1600 rakımlarındayım şu anda ve eskiden buralara 3-4 metre yüksekte karlar yağardı. Şimdi suları dahi bozuldu, her şeyi bozuldu. Burada benim özel bir ormanım var onunla uğraşıyorum. Belki damla bile değil denizde de…

Evet biliyorum Musa Anter Ormanı. Eskiden Toroslar’da Tahtacılar vardı. Varlar mı hâlâ?
Yok artık. Ormanın eskilerini yenilerdi onlar tıpkı arılar gibi. Uzmanlık alanına giriyordu. Şimdi dozer geliyor, elli tanesini birden yıkıyor. Onların da aşkı kalmadı.

Sitenizde “Savaşın önünü keser türküler” diyor. Bir türlü önünün kesilmemesi türkülere önem verilmemesinden mi acaba?
Bence bu tiyatro, bir kurgu. Mecburi seyircileriyiz bunun biz de. Böyle bir şey olamaz. 15 gün evvel bir bakan Silifke’de açıklama yapıyor: “Kayısı ihracatı tavana vurdu” diyor. Burada kayısı 15 kuruş. En az 10 bin insanın buna bağlı ekmeği ve satamıyorlar. Tüccarların hepsi yamyam. Bu sene herkes dolandırıldı. Eskiden Suriye’ye satıyorduk, artık satamıyoruz dost olduğumuz için. Irak’a bakıyoruz aynı. Nereye satacaklar? Kayısı satamayınca bizi satıyorlar, o kadar kolay. Sadece kayısıyı konuşuyoruz da bu sonuç. Ki ekmeğimizi kazanacağız, aşk yapacağız, türküler söyleyeceğiz, paramız olacak…

Siz Karacaoğlan’ın, Pir Sultan’ın, Yunus’un dilinden söylüyorsunuz senelerdir. Geçenlerde Tayyip Erdoğan “Yeni anayasa Yunus’un dilinde olacak” diyordu. Ne dersiniz bu ‘amaca’?
(Gülüyor) Bu gülme nasıl yazılıyor sizde acaba? Yılan tıslıyor da otuz kadar s yazıyorlar ya. Böyle bir şey olamaz. En kötü yasa en iyi yasayla eşittir. Bu uygulamayla ilgilidir. Ben anayasa çıkmadan şunu söylüyorum, çıkınca da göreceğiz. Osmanlı devleti bunlardan hem laik hem de sosyal . 650 sene bu ülkede yaşayan insanları yan yana tutmuş. Bu kafaysa 60 günde insanları birbirine düşürüyor. Çıkacak olan yasa da herhalde iyi bir yasa olacaktır. S harfi bol tısssss. Bıraksınlar bu insanları bin yıldır nasıl yaşıyorlarsa bunlarsız öyle yaşasınlar. Ben geçmişi böyle özlüyorum, dedemi böyle özlüyorum. Kavgasız bir dünyam vardı benim. 8-10 yıldır birbirimize düştük.

Pir Sultan’ı can kulağıyla dinleseler Alevilerin haklarına da daha saygılı olmazlar mı?
Şunu kabul etmek lazım: Kültür insanı olmak, kültüre değer vermek çok büyük erdemlilik isteyen bir bilgidir. Bu da öbür kültüre saygı duymaktan geçer, altını kalınca çizelim. Öteki dediğin zaman bir kültür adamı olamazsın. Onun için sanatçısından politikacısına herkes biraz kendine çekidüzen verse, kendini bir sorgulasa daha az kavga edeceğiz, daha bir nefes alacağız. Şu anda bağlamanın cim teli gibi gerilmiş millet. Nasıl bir ses çıktığı belli değil.

Bestesini sizin yaptığınız Mihrimah’ın yazarı Abdurrahman Karakoç’u yakın zaman önce yitirdik. Ne hissediyorsunuz?
Karakoç çok düzgün bir şairdi. Anadolu’nun gerçeklerini kendi diliyle çok güzel anlattı. Ben de birkaç şiirini besteledim. Benim dilime, ifademe uyuyordu şiirleri.

Zara bir türkü albümü yapmış yeni: Flamenko türküler. Bu tür füzyonlara ne diyorsunuz?
Ne aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamaz. Evet. Eğer bir Yunus’tan, bir Mevlana’dan, Hacı Bektaş-ı Veli’den söz edeceksek bunu demeliyiz. Bunlar biraz kendilerine gelse daha iyi olur. Böyle bir albüm yapıyorsan önce flamenko ne diye soracaksın. Ne demek? Ispanak mı, böbrek mi, dalak mı? Bugünün müziği işte bunlar. Bugünün müzik düşüncesi. Sokağa yansıması da aynısı. Bugün kültür ararsan orada arayacaksın, tam uygun, tam uygun…