Bambaşka Tanrı'nın çocukları...

Bambaşka Tanrı'nın çocukları...
Bambaşka Tanrı'nın çocukları...
Ukrayna yapımı 'Kabile', bir sağır-dilsiz okulu üzerinden şiddet ve öfkeyle dolu toplum profiline soyunuyor. 130 dakikalık süresince öyküsünde hiçbir diyaloğa yer vermeyen 'Kabile', zor bir film!
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

KABİLE (Not: 3/5)
THE TRIBE
Yönetmen: Miroslav Slaboshpitsky
Oyuncular: Grigoriy Fesenko, Yana Novikova, Rosa Babiy, Alexander Dsiadevich
Yapım: 2014, Ukrayna-Hollanda
Süre: 132 dakika

Bu hafta salonlara adeta ‘sessizlik’ hâkim. Perdeye, akıp giden dünyanın gürültüsüne kulak kabartamadan kendi izlerini bırakmak isteyenlerin öyküsü yansıyor. Lakin aynı parantezde buluşuyor gibi görünen bu söz konusu filmler (‘Kabile’ ve ‘Hayatımın Şarkısı’) aslında öncelikle ifade bakımından değişik sinemasal tercihlerin ürünü. Tabii karakterlerinin hayatla muhasebesi de farklı. ‘Kabile’ (‘Plemya’) üzerinden meseleyi açarsak:
Geçen yıl Cannes’da gösterilen ve büyük övgüler alan yapım, Ukrayna’da sağır ve dilsizlere ait özel bir okulda eğitime adım adan Sergey adlı bir gence odaklanıyor. Miroslav Slaboshpitsky’nin imzasını taşıyan yapım 130 dakikalık süresince öyküsünde hiçbir diyaloğa yer vermiyor -altyazı da geçmiyor-. Film boyunca bütün karakterler kendi aralarında işaret diliyle anlaşıyor. Kısaca öykü: Sergey’in, çok geçmeden önemli bir parçasına dönüştüğü okulda her türlü kirli ticaretin döndüğü bir tür çete hayatı hüküm sürmektedir. Alt sınıflar yollarda trenlerde vs. oyuncak satmakta, üst sınıflar ise kadın ticaretiyle iştigal etmektedir. Sergey, işleyen çarkın önemli ve sorunsuz dişlilerinden biriyken çete tarafından pazarlanan iki kızdan Anna’yla yatar ve peşi sıra ona tutkuyla bağlanır. Bu, duygusallığa yer olmayan bir sistemde sorun yaratacaktır.

Aşırı ‘biçimci’

‘Kabile’ zor bir film... Zorluğu 130 dakikalık süresinden ziyade böylesi bir zaman dilimi içinde öyküye hâkim olan atmosfer ama daha da önemlisi arka arkaya gelen şiddet dozajı sahnelerden kaynaklanıyor. Lakin benim, gördüğüm kadarıyla özellikle genç kuşak eleştirmen arkadaşlarımın çok beğendiği bu filme ilişkin şöyle itirazlarım var: Kirli, karanlık ve acımasız bir dünya tasviri, malum yeni bir şey değil. Slabostpitsky bu tabloyu yeniden önümüze atarken karakterlerini sessizleştirip onların hayat karşısındaki yüksek dozajlı öfkesiyle öyküsüne aksiyon, heyecan ve çekicilik katma yoluna gitmiş. Ama bu öyle altı çizili yapılmış ki, karşımızdaki filme felsefi derinlikten çok şekilcilik -sanatsal bir ifadeyle söylersek ‘biçim’- hâkim olmuş. Doğrusu ben şiddetin bu denli hoyratça kullanıldığı filmlere de pek sempatik bakamıyorum. Filmin Ukrayna’da yaşanan siyasi gelişmelere gönderme olup olmadığına da bu yakadan bakarak karar vermek zor sanırım. Son olarak bu tür filmlerle sinemaya giriş yapan yönetmenlerin sonraki adımları önemlidir; Slaboshpitsky adını bir yere kaydedip bekleyelim derim...