'Barbarella' Jane Fonda: Şahaneyim!

'Barbarella' Jane Fonda: Şahaneyim!
'Barbarella' Jane Fonda: Şahaneyim!
'Barbarella'nın şahane çekicilikteki genç kadını Jane Fonda, şimdi 78 yaşında ama hala enerjik, neşeli ve şahane görünüyor. Gösterimdeki 'Youth/Gençlik' filminde kısa ama etkileyici rolüyle kendini gösteren iki Oscar'lı efsane aktristle Cannes'da konuştuk, bilgece ve iddialı şeyler anlattı...
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR - esin.sinema@gmail.com   / Arşivi

RADİKAL - ‘Barbarella’daki şahane çekicilikteki genç kadından ‘Atları da Vururlar’ başyapıtındaki çaresiz kadına, peşpeşe iki filmle imajını anında farklı bir uca taşımış, derken en hareketli yıllarını Vietnam Savaşı’nı protesto ederek, feminizm bayrağını taşıyarak memleketi ABD’nin iç ve dış politikalarına itirazla geçirmiş. Bir yandan da ‘Flute’ (1971) ve ‘Eve Dönüş’le (1978) kazanılan iki Oscar heykelciği, sayısız başka ödülleri, geride kalmış üç evliliği, iki çocuğu ve 80’li yıllara damgasını vuran tonlarca aerobik kaseti var. Babası Henry Fonda gibi efsane bir aktör olunca önce modellikle başlamış ama dön dolaş erkek kardeşi Peter Fonda ile birlikte oyunculukta karar kılmış. Bunda elbete ilk kocası olan Fransız yönetmen Roger Vadim’in etkisi de var, öyle diyor. Paolo Sorrentino’nun geçen hafta vizyona giren ‘Gençlik/Youth’daki kısa ama etkileyici sahneleriyle epey konuşuluyor. Filmin Altın Palmiye için yarıştığı Cannes’da bir yuvarlak masa sohbetinde buluşuyoruz. 78 yaşını üzerinden silkelemiş gibi enerjik ve neşeli, harika görünüyor. Bazen sorulanı anlatmasa da sormadan anlattıkları da ilginç, Jane Fonda ile sohbet kolayca uzayabiliyor.

KENDİMİ İNANILMAZ İYİ HİSSEDİYORUM
Harika görünüyorsunuz, nasılsınız?
Şahaneyim! Kendimi inanılmaz iyi hissediyorum. 78 yaşındayım. Yani babamın öldüğü yaştan iki yaş daha büyüğüm! Şükür yani ve inanılmaz! Babamın Oscar ödülünü (On Golden Pond, 1981) sahnede ben almıştım çünkü çok hastaydı ve zaten birkaç ay sonra da kaybettik. Diğer başrol oyuncusu Katharine Hepburn ise şu andaki yaşımdan üç yaş gençti ancak. Ama iste insanlar o zamanlar yaşlı görünürdü. Ama şimdi sayısız estetik çareler var. Ben de keşke estetik ameliyat olmayacak kadar kendime güveniyor olsaydım ama 10 yaş daha genç görünmek de iyi oldu tabii ki. Hayat çok garip! İnsan anlamazmış yaşlandığını, bu çok doğru! Ama ben kendimi gerçekten genç hissediyorum, hem fiziksel hem de ruhsal olarak gayet dinç ve ayaktayım. Enerjim her zaman çok yüksekti. Bu halimle de benden daha insanlara örnek oluyorum yani yaşlanmak korkunç bir şey değil aksine insan 50 yaşında gibi hissediyor.

BEDENİYLE BU KADAR ÇOK UĞRAŞANLARIN CİNSEL TACİZE UĞRADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM
Hollywood’daki gençlik saplantısına yorumunuz nedir?
Abartılı elbette. Herkesin genç görünmeye hakkı var. Hele ki yaşlanınca insan kaybettiklerini geri kazanmak istiyor. Saplantı derecesinde değilse neden olmasın. Ama estetik ameliyatların veya işlemlerin sorunu bence sonu olmaması... Yani insan yaptırdıkça yaptırıyor ve bir noktada iş çığırından çıkıyor, bağımlılığa dönüşüyor. Bazıları korkunç görünüyorlar, yazık! Gerçi yüzüyle ve bedeniyle bu kadar çok uğraşan insanların, özellikle kadınların mutlaka aile içinde büyük sorunlar yaşadığını, cinsel veya başka tacizlere uğradığını düşünüyorum. Hemen anlarım.
Jane Fonda, 'Barbarella', (1968)

ESTETİK AMELİYAT BAĞIMLILIĞA DÖNÜŞÜYOR!
Nasıl yani?
Kadınların yüzde 30’u maalesef küçükken cinsel tacize maruz kalıyor. Ve cinsel taciz mağdurlarının aşırıya kaçmak gibi bir eğilimleri oluyor. Gençken kendiniz jiletmek gibi çeşitli zarar verebiliyorsunuz. Yaşlandıkça da bu estetik ameliyat bağımlılığına dönüşüyor. Yüzünü maske gibi yaptırmış bir kadın görünce çocukken kesin tacize uğramış diyorum.

ÇOK NEŞELİ BİR EVDE BÜYÜMEDİM
Siz nasıl bir ailede büyüdünüz?
Ailem sevgisini göstermekte çok açık değildi, bu bir sır değil. Çok neşeli bir evde büyümedim. Ama büyüdükçe bunun boşluğunu doldurmayı bir şekilde öğreniyorsunuz. Babam katı bir insandı ama o da yaşlandıkça yumuşadı biraz sanırım. Eğer çocuk anne ve babasının gözlerine baktığında orada kendisi için sevgi görüyorsa onun için sevmek ve sevilmek de daha kolay oluyor. Eğer küçücükken o sevgiyi alamıyorsanız maalesef zor oluyor. Tabii ki annem ve babam kötü insanlar değillerdi ama sanırım onlar da kendi anne ve babalarından sevgi görmemişlerdi. Ben de yaşlandıkça bu kısır döngüyü kırmaya çalıştım. Enerjinizi olumlu şeylere yönlendirmeyi de öğreniyorsunuz. Çok şükür, genç, dinç ve sevgi dolu hissediyorum.

TUTKUMU HİÇ KAYBETMEDİM
Sırrınız nedir? Sadece iyi genlerle açıklanamaz sanırım...
Merak! İnsan hayatı sorguluyorsa, bir şeylere karşı merakı, öğrenme isteği varsa genç kalıyor. Bir de tutku! Hayata dair heyecanımı ve tutkumu hiç kaybetmedim. Tabii ki zaman zaman hepimiz yoruluyoruz ve moralimiz bozuluyor ama sonuçta ayağa kalkmanız gerekiyor. Ben de hep kalkmayı becerdim.

AEROBİK MÜTHİŞ ÇIKIŞTI BENİM İÇİN

Bir de 80’li yıllara damgasını vuran aerobik furyasını yarattınız...
Fiziksel aktiviye çok önemli! Hareket etmeyen vücut çürüyor. Aerobik müthiş bir çıkıştı benim için. Kalçamda metal var, takma yani. Dizimde de var metal, bakın baş parmağımda da. Bir nevi biyonik kadın sayılırım. Ama hareket ve sporla dinç kalmayı becerdim. Hala pilates yapabiliyorum. Oksijen her şeyi başı, hareketsiz de beynimize ve kaslarımıza oksjen gitmiyor. Sağlıklı yaşlanmanın gereği sürekli oturmamaktır. Yemene içmene ve gezmene dikkat edeceksin!

HER ŞEYİ DENEDİK, İNKAR ETMİYORUM
Kardeşiniz Peter Fonda da söyleşimize sağlıklı yaşam kurallarıyla başlamıştı ve kahve içmemi bile istememişti. Ama sizler 68 kuşağını dolu dolu yaşadınız, biraz haksızlık olmuyor mu?
Haklısınız! (Kahkahalar) İnsan bazen coşuyor işte! O dönemler çok farklıydı ve gençtik, dünyayı değiştirmek istiyorduk! Müthiş heyecanlar içindeydik. Kendimizi geliştirmek, algılarımızı açmak adına her şeyi denedik, inkar etmiyorum. Yükselişi de vardı düşüşü de. Güzeldi ama şimdi buradayız, hayat her dönem farklı oluyor. Olmasa sorun var demektir.

O dönemle karşılaştırıldığında şimdi bir idealizm boşluğu hissediyor musunuz?
Aslında hayır! Dünyada bu kadar sorun varken olmaz sanki. Ama evet, 68 kuşağı gibi kitlelerin bir araya geldiği bir hareketlenme yok. Aslında bozuk düzene isyan her zaman oluyor ama sanırım geniş kitlelerin bir araya gelmesi ve değişim yaratmaya çalışması farklı.

KADINLARIN MAĞDURİYETİNİ ANLAMALI
Acaba ‘Dünya yerine önce kendimizi değiştirelim’ mottosu yanlış mı anlaşıldı? Sağlık, giyim kuşam derken herkes sanki kendine çok odaklı.
Normaldir. Ama tüketimi abarttığımız da doğru. Bu da hayatla ilgili kaygılarımızın kaynağını anlayamamakla ilgili olabilir. Ama bunun anlamı ters giden şeylere seyirci kalmak anlamına gelmez. Bizim kadın oluşumlarımız, derneklerimiz var, örneğin Meksika’da katledilen kadınların soruşturması için bir araya geldik, ayrıca eşit ücret, güvenlik gibi konularda çalışmalar yapıyoruz. İnsanlar cinsel tacizin ne kadar yaygın olduğundan haberdar değil maalesef. ABD gibi bir ülkede dahi çok zor. ABD’de 30’u aşkın kadın Bill Cosby bana ilaç verdi ve tecavüz etti dedi ve maalesef kimse inanmadı, hala da ikna olmamışlar var. İnsanlar yıllar önce tecavüze uğradığınızda neden bir şey söylemediğinizi anlamıyorlar çünkü kurbanın yaşadığı suçluluk ve utanma duygusunu anlamıyorlar. Bu suskunluğun medyanın olayları nasıl yansıttığı ve polisin de olayı nasıl ele alış şekliyle çok alakası var tabii ki. Kadınların mağduriyetini anlamalı, bunu değiştirmeli ve suçlulara da ağır cezalar vermeliyiz.

Kadın başkan adayı olarak Hilary Clinton’ın seçilme ihtimaline seviniyor musunuz?
Umarım bir şeyleri değiştirir ama bilemiyorum. Şimdi açıkça konuşalım, dünyada öyle kadın başkanlar oldu ki aynı erkek gibi davrandılar. Mesela Margaret Thatcher militarist, saldırgan ve savaş yanlısıydı. Hele çevresel sorunlara hiç el atmadı, barış adına parmağını kaldırmadı. Bence mesele cinsiyetten ziyade vicdan meselesidir. Dünyanın her yerinde böyle.

HER GÜN MUTLAKA VOTKA MARTİNİ KEYFİ YAPARIM!
‘Gençlik’ filmine gelirsek, nasıl buldunuz?
Film belki kaybolan gençliğe ağıt olabilir ama çok da düşündürücü, beğendim. Gerçi dışarıdan bakıldığında yaşlanmak çok korkutucu geliyor insana, yani genç birisinin böyle görmesi doğal. Ama benim gibi belirli bir yaşa geldiğinizde inanın hiç korkunç değil. Bunu hissetmek için de olgunlaşmanız gerekiyor ama ayrıca kendinizi rahatlatacak yöntemler de bulmanız gerek. Ben hergün meditasyon yapıyorum. Her gece sekiz saat uyumaya dikkat ederim. Her gün mutlaka bir vodka martini keyfi yaparım.

EĞER CİNSELLİĞİ, ARZULARI YÜKSEK OLDUĞU İÇİN YAPIYORSA...
Filmde hırçın bir divayı canlandırıyorsunuz. Şöhrete giden yol yönetmenin yapımcının yatağından geçer misali sözlerine ne dersiniz?
Eğer cinselliği ve arzuları yüksek olduğu için, yani isteyerek yapıyorsa tabii ki neden olmasın, desteklerim. Cinselliğini dolu dolu yaşayan kadınlar çok tanıdım. Karşısındaki yönetmen ise ne yapalım yani. Ama mecburiyetten, işi almak için yatıyorsa başka bir şey. Olaylar üzerinde kontrolünüz varsa tamamdır, yoksa kötü. Bu hayatta her şey için geçerli.

ROBERT REDFORD’A HEP AŞIKTIM
Şahane aktörlerle başrol paylaştınız, oldu mu özel birisi?
Robert Redford’a hep aşıktım, bu da sır değil artık. Onunla üç fim yaptık birlikte ama aramızda hiçbir şey yaşanmadı çünkü o da ben de başkalarıyla evliydik. İlk karşılıklı deneme çekimi yaptığım aktör Warren Beatty’yi ise eşcinsel sandım. Çünkü aşk sahnemizde kendini çok zorluyordu, arkadaşları hep eşcinseldi ve çok güzel piyano çalıyordu. (Kahkahalar)

KİMSE KENDİ HAKKINDA AÇIKÇA KONUŞULMASINI SEVMİYOR
Filmdeki diva karakteriniz Harvey Keitel’in canlandırdığı yönetmeni habire aşağılıyor. Gerçek hayatta nasıl durumlar?

Tabii ki öyle bir şey yok. Gerçek düşünceni söylersen olmaz. Sony’nin e-mailleri ortaya çıkınca anlaşıldı ki kimse kendi hakkında açıkça konuşulmasını sevmiyor. Skandal patladı. Demek ki bu piyasada bazı şeyleri içine atman gerek. Malesef günümüzde her şey ortalığa dökülüyor. Tabii ki sizin beni işe almanızı istiyorsam hakkınızda gerçekten ne düşündüğümü yüzünüze söylemem yoksa bana iş vermezsiniz. Size yalkalık yapmam normaldir ve böyle olur zaten. Bu piyasa böyle, kafa sallayıp işinize bakarsınız. Kırmızı halıda şanımız yürür ama sette haftalarca, aylarca kafa sallarız. Her sabah işe giderken bunu akılda tutmak gerek.

BİZİM İŞİMİZ NEDİR Kİ... 
Bu yorucu bir şey değil mi? Yani yaratıcı ve özgür olmanız gereken yerde söz dinlemek zorunda kalmak?
Yok canım, bizim iş nedir ki! Evet yoruluyoruz filan ama garson olarak çalışan bekar bir annenin eve yemek götürmek için çabalamasıyla karşılaştırılamaz...

Ama ben emeğin karşılığı değil sanatçı doğasını kast etmiştim...
Büyümek ve olgunlaşmak ne zaman doğruyu söyleyebileceğinizi ne zaman söylememeniz gerektiğini bilmektir. Çoğu zaman da bilemezsiniz ve buna hayat diyoruz!

DÖNÜŞÜM SAHİDEN MUHTEŞEM OLDU
Oyunculuğu bırakmıştınız ama ‘Vay Kaynanam Vay/ Monster in Law’ (2005) ile başarılı bir dönüş yaptınız, nasıl buldunuz ortamı?
Dönüşüm sahiden muhteşem oldu. 65 yaşında kendimi yeniden onaylanmış buldum ve yeni bir kariyer de yarattım. Düşünün bu yaşta modellik yaptırıyorlar bana, çok mutluyum. Ama günümüzde oyunculuk özellikle kadınlar açısından çok zorlaşmış çünkü herkes fiziğinizle nasıl göründüğünüzle ilgileniyor. Bir kadın oyuncu olarak hiçbir şeyde kontrolünüz yok. Bu çok acı.

BİZİ BİZ YAPAN BAŞARILARIMIZ DEĞİL...
60’lı yıllar nasıldı?
İdealizm peşindeydik, mevcut sorunlara işaret eden, olması gerekeni söyleyen fimler vardı. Biz de bu filmleri tercih ediyorduk. Setlerde eğleniyorduk tabii ki ama insanın inandığı davalar uğruna mücadele etmesi, sanatını bunun hizmetine vermesi özel bir şey. Hayatta yaptığım veya yapmadığım için pişman olduğum çok şey var ama bunlar da beni ben yapan şeyler. Bazı şeyleri daha akıllıca, daha iyi ve güvenli şekilde yapabilirdim. Ama şunu öğrendim ki bizi biz yapan başarılarımız değil hatalarımız!


    http://www.radikal.com.tr/150637515063750

    YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yazılmamış.