Barselona'da Akdeniz'le Japon duyarlığı

Barselona'da Akdeniz'le Japon duyarlığı
Barselona'da Akdeniz'le Japon duyarlığı

Katalan-Japon ortak prodüksiyonu Ki , bu yılki festivalin en heyecan verici gösterilerinden biriydi.

Avrupa'nın en büyük sanat festivallerinden Barselona'daki Grec 2010, bütün hızıyla devam ediyor. Festivalde sahnelenen Aydın Teker ve Ayşe Orhon imzalı 'harS' performansı seyircileri büyüledi
Haber: KAYA GENÇ / Arşivi

BARSELONA - Son haftalarda Barselonalıları meşgul eden üç konu var. İlki, İspanya’nın nihai zaferiyle sonuçlanan Dünya Kupası’ydı ki geçen pazar akşamı yapılan kutlamalarla bu sona erdi. Buradaki Anayasa Mahkemesi’nin Katalonya yönetiminin özerk statüsüne dair bazı maddeleri Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmesi, bazılarında da değişiklikler yapması, Barselonalıları epey öfkelendirdi ve sokaklara döktü. Oysa 13 Haziran’dan bu yana burada insanlar sokaklara daha çok sanat için dökülüyor. Çünkü Grec 2010 Barselona Festivali, oldukça kapsamlı ve geniş kapsamlı biçimde şehri sanatla buluşturuyor.
Çağdaş dans koreografı Aydın Teker’in ‘harS’ı, Grec 2010 Barselona Festivali’nin en büyük heyecan yaratan işlerinden biriydi. Eski arpist, dansçı ve koreograf Ayşe Orhon’un Barselona’nın bohem bölgelerinden biri olan Gracia’da bulunan sanat üretim merkezi La Caldera’da İspanyol prömiyeri yapılan ‘harS’taki performansı, biletleri tükenmiş olan gösteriye katılanları oldukça etkiledi.  

Dramatik gerilimi yüksekti
Eski bir kemer fabrikasının bir sanat merkezine dönüştüğü La Caldera, Barselona dans camiasının en önemli buluşma yerlerinden biri. İçindeki dans stüdyoları ve ikinci katındaki kafesiyle tam bir üretim ve buluşma merkezi işlevi gören La Caldera, atmosferiyle Galatasaray’daki Garajistanbul ile Beyoğlu ’ndaki Çatı Çağdaş Dans Sanatçıları Derneği’nin bir birleşimini akla getiriyor. Bu dönüştürülmüş mekânda Ayşe Orhon, insan bedeniyle bir enstrümanın, arpın olağandışı etkileşimlerini inceleyen Aydın Teker’in ‘harS’ının gittikçe yükselen dramatik gerilimini büyük bir duyarlıkla yorumlarken, seyirciler heyecanlıydı. Ayakta alkışladıkları performansın ardından sanatçılara teşekkür ettiler. Gösteriyi Türkiye’nin Barselona başkonsolosu Haldun Koç da seyretti.
Bu ‘heyecanlı’ festivalin açılışı, geçen ay Aeschylus’un Heiner Müller çevirisiyle sahnelenen ‘Prometeu’ oyunuyla yapılmıştı. Tiyatro, dans, müzik alanlarında onlarca gösterinin yer aldığı festivalin prodüksiyon yöneticilerinden Isaac Villa i Doblas, “Her yıl festivalin bir konuk ülkesi var,” diyerek bize Grec 2010’un işleyişini anlatıyor. “Bu yıl konuk ülkemiz Japonya. Festivalin logosu her yıl değişiyor. Bu yıl çok yönlü bir Katalan sanatçı olan Frederic Amat, Japon kaligrafisini akla getiren bir logo yaptı. Doğu ve Batı kültürlerinde farklı okumalara açık bir logo bu.” Amat, aynı zamanda bu yılın en heyecan verici işlerinden biri olan Japon prodüksiyonu Ki için koreograf Cesc Gelabert’le işbirliği yapmış ve Grec 2010, bu prodüksiyona ortak yapımcı olarak katılmış. 
1976 yılından beri düzenlenen Grec Barselona Festivali adını Barselona’da tiyatro camiasının en önemli merkezlerinden olan amfitiyatro şeklindeki Teatre Grec’den alıyor. Yaşantının güncel sorunlarından uzaklaşmış, ölü bir tiyatro sanatı yerine ışıltılı bir enerjiyle yapılmış işleri seyirciyle buluşturarak tiyatroya yeniden hayat vermek isteyen tiyatrocular, aynı zamanda hem avant-garde hem geniş kitlelere hitap etmeyi amaçlayan bir festival fikrine ulaşmışlar. 

‘Çokkültürlü’ festival
Programda İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali’nde garajistanbul’da da sergilenen Ko Murobushi’nin ‘Buto’su gibi dans dünyasının heyecan verici yapımları da var, bir perküsyon ve üflemeli çalgılar orkestrası olan Barselona Şehir Bandosu’nun opera ve arya konseri gibi daha geleneksel işler de, rock ve caz müzisyeni Illa Hug’un daha çok gençlere seslenen performansı da... Bu ‘çokkültürlü’ festivalin ilginç işlerinden biri de, yine geçen hafta gerçekleşen ve merkezine İstanbul’u alan Jordi Savall konseriydi. Hesperion XXI grubuyla birlikte, 1673-1723 yılları arasında yaşamış ve kısa hayatının önemli bir bölümünü İstanbul’da geçirmiş olan besteci Dimitrius Cantemir’in bestelerinin seslendirildiği konserde, 17. yüzyıl Osmanlı saray müziği yapıtlarıyla Ermeni ve Sephardic geleneklerden gelen parçalara da yer verildi. 

Pamuk’lu İstanbul festivalde
Grec 2010’da bu yıl Akdeniz ve Japon duyarıklarını birleştirmeyi amaçladıklarını anlatan Isaac Villa i Doblas, Barselona’daki bir başka önemli sanat festivali olan, Avrupa’da elektronik müziğin bir numaralı buluşma noktası Sonar’la işbiriği yaptıklarını, multimedia gösterilerine yer verdiklerini ve festivalde ayrıca Panorama Japan isimli bir bölüm açtıklarını anlatıyor.
Müzik meraklıları için festivalde Dee Dee Bridgewater’ın Billie Holiday’e ithaf ettiği ‘Bilie’ye Sevgilerle’ başlıklı konseri öne çıkıyor. 19 yaşındayken Holiday’in bir biyografisini okuduğunu ve o günden beri onun hayranı olduğunu söyleyen Bridgewater, ‘Lady Day’ müzikalinde ünlü şarkıcıyı canlandırmıştı. Barselona’da 24 Temmuz’daki bu konser kadar ilginç bir başka etkinlik de 31 Temmuz’a kadar devam eden ‘Pamuk’la İstanbul’ başlıklı fotoğraf sergisi. Robert Kültür ve Sanat Sarayı’ndaki sergide Orhan Pamuk ’u anlatan 9 dakikalık bir belgeselin yanı sıra, Nobel ödüllü yazarın ve Ara Güler’in objektifinden İstanbul fotoğrafları var.


    ETİKETLER:

    Orhan Pamuk

    ,

    Nobel

    ,

    caz

    ,

    Beyoğlu