Barul ülkesinde isyan

Malum krizimizi atamadık üstümüzden.
Kene gibi emiyor alım gücümüzü. Güç kalmayınca ben de editörlerimle dayanışma içine girdim.
Haber: OLKAN ÖZYURT / Arşivi

İSTANBUL - Malum krizimizi atamadık üstümüzden.
Kene gibi emiyor alım gücümüzü. Güç kalmayınca ben de editörlerimle dayanışma içine girdim. Onların dayanışacak hali kalmayınca sıra yazarlara geldi. Düşünürken, Can Barslan geldi aklıma. Zaten yeni kitabı da çıkmış: 'Terelleli Pictures Salata Tabağında Kalan Son Domates...'
O Türkiye'de absürd mizahın piri.
'Ciddileşmiş, yerine oturmuş, ağır oturaklı bir adam olduğum zamanki ürünler' dediği çizgilerini kitaplaştırmış. Çat kapı girdim içeri. Ev güzel. Yaşanır bu mekânda.
Dert yanıyor. Benim yaptığım veya yapacağım en absürd şeyler bile gerçek hayatta oluyor. Konuştuk konuştuk sonra yattık! Uyku tutmuyor. Fısıltılar duydum. Hırsız mıdır nedir diye bakınırken bir de ne göreyim. Can Barslan, Hain Evlat Ökkeş, Ulu Bilge Dandoldenyus, Dedektif Sanlı, Vahşetin Kankaları Alper ve Bünyamin, Halay Varlığı ve Barul İnsanları'yla konuşuyor. Onlar vay Norveç'e gidecekmişsin (Bkz. Radikal Kitap'ın 2 Kasım tarihli 33. sayısı), yok bizi niye yarattın, şöyledir böyledir diye posta koyuyorlar. Can Barslan da açtı ağzını yumdu gözünü. Ben de açtım teybi:
Ulu Bilge Dandoldenyus'a
"Bak Dandoldenyus'çuğum seni dört-beş yıl önce bir cami avlusunda buldum. O sıralar bilgelik modaydı. Yıldo bile bilge rollerine yatıyordu. Bende seni bilge yaptım. Ama sen fırlama çıktın. Senden medet uman insanlarla kafa buluyorsun. Bunu da insanların salaklıklarını kullanarak yapıyorsun. Bu
işin iyi karizması olsa da sen çok sıkılıyorsun. Dünya nimetleriyle çok ilgilisin yani. Yeni dünya düzenine uygun bir bilgesin bence.
Cinsel isteklerin var mesela. Herkese sulanıyorsun. Ama insanlara yol göstermekten de geri durmuyorsun. Sinirlendiğin zaman insanların ağzına ediyorsun. Dövülesi bir adamsın ama bilge olarak kabul edilmişsin bir kere."
Hain Evlat Ökkeş'e
(Ökkeş afra tafrayla soru soracak oluyor. Can Barslan devam ediyor:)
"İki gözüm Ökkeş, sen bir klasiksin artık. Bundan memnun olman gerek. Kutsal bir kavramdan doğdun. Anne kavramından. Bak şimdi senin yapmaya cesaret edemediğin işleri el oğlu yapıyor. Gazetede ne okudum biliyor musun? Adam annesini haşlayıp yemiş. Hiç olmazsa sen bu kadar korkunç değilsin.
Çoğu insan, evde yaşanan şiddeti kâğıt üstünde görünce sana kızıyor. Oysa senin sayende insanlar görmezden geldiğimiz gerçeklerle yüzleşiyor. Seni ne kadar çok sevdiklerini, fuarda görmedin mi! Anne çocuk seni görmeye geliyor. Unutma haa!" (Vurmak için elini kaldırıyor.)
Barul adamlara
(Barul İnsanları hep birlikte bağırıyor. 'Ya biz, senin ütopya krizinin kurbanları mıyız?' diye.) "Çok sıkılmıştım. Bir varmış bir yokmuş dedim absürd, saçma sapan, masalsı bir dünya çizdim. Adını da 'Barul Ülkesi' koydum. Siz o ülkenin insanlarısınız. Kendine özgü bir dünya Barul Ülkesi. Gerçek hayatla, sokakla birebir ilişkilendirilecek bir durum yok. Daha çok kavramlarla, özellikle de yerleşik cinsinden
olanlarla, sistemlerle alakalı bir durum. Onları bozan, deforme eden, onları başka bir açıdan gören çizgilerin dünyasında yaşıyorsunuz."
Vahşetin Kankaları'na
(Birbirlerini kesmekle meşgul Vahşetin Kankaları ise etimiz kemiğimiz kalmayacak yakında diyor. Ama Barslan onlarla mesafeli konuşmayı yeğliyor.)
"Bak Vahşetin Kankaları Alper ile Bünyamin siz çok işlevsel adamlarsınız. Her şeye çare buluyorsunuz işte. Ama sizin doğmanıza televizyon ve sinemadaki kanlı canlı filmler, haberlerdeki vahşet görüntüleri neden oldu. Başkasına zarar vermiyorsunuz. Kendi olanaklarızdan yararlanarak işlerinizi hallediyorsunuz. 'Doğru senin içinde evlat, hiç uzağa bakma' felsefesinin ete kemiğe bürünmüş halisiniz."
Dedektif Sanlı'ya
(Sanlı olaya müdahale etmek hazırlağındayken Barslan laf ebeliğiyle konuşmasını sürdürüyor:) "Sanlı, senin hayatta en büyük
idealin dedektif olmak değil miydi? Ama ülkede bu mesleği icra edecek yasal bir durum yok. Ben de seni, istediğin hayatın içine soktum. Ama bir kimlik kartın, adam tutuklama yetkin, silahın yok. Fazla ciddiye alınmadığını biliyorum. Elimden bir şey gelmez. Bak bu işler Amerika falan gibi ülkelerde olur. Ama sen de kendi ülkenin sorunlarıyla uğraşıyorsun. Maraş dondurmacıları, hamam tellakları, halay başıları... Senin dedektif olman iyi oldu. Yoksa bu sorunları çözmek mafyaya düşecekti, insanlar mağdur olduklarıyla kalacaktı."
Kalabalığa hitaben
"Halay Varlığı ve başı meselesine gelince. 25 yıl önce halay çekerken kolona çarptım. Kolum incindi. Rüyama Halay Varlığı girdi. Voltran gibi halay adamları bir araya gelip bu varlığı oluşturuyor. Biraz komik tabii. Koca adamlar el ele tutuşup sallanıp duruyorsunuz. Ha mevzu buradan halay başına gelecek. Bak onlar çok önemli şahsiyetlerdir. Bastırılmış liderlik duyguları 'halay halay' deyince açığa çıkıyor. Ama aldıkları sorumluluk büyüktür."
(Karakterler hep bir ağızdan bağırıyor:)
"Sen bu ülkeden gitmek istiyor muşsun. Norveç'te yaşamak istiyormuşsun. Bizi bırakacak mısın? Açıklama yap!"
(Can Barslan sakin bir şekilde cevap veriyor:)
"Bu ülkeden başka bir ülkede yaşamam mümkün değil. Burada her şey karmaşık. Orada nasıl mizah yapılır. Terslik bile yokmuş oralarda! (Hepsini azarlıyor.)
Bütün bu hikâyelerin ve sizlerin benimle ortak bir yanınız var. Sonuçta uyuşmuyorsunuz size verilen doğrularla, kavramlarla. Mizahçı denilen insan uyuşmamak zorundadır. Benim de yapımda bir uyuşmazlık var. Ben farklı düşünüyordum. Eğiyordum büküyordum. Sizler de bunun için eğik büğük tiplersiniz. Yoksa Milli Eğitim Bakanlığı için okul kitabı yazardım.
Bu mizahı seviyorum. Kendim bile gülüyorum. Kafam da böyle işliyor. 'Tanrı bana ya kulum sen absürd mizah yapacaksın,' demedi. Yavaş yavaş oluştunuz siz.
Ben yara bandıyla, gömlek kırışıklığı arasındaki aşk hikâyesini de çizdim. Çok hüzünlüydü..."
(Ninni gibi geldi bu aşk hikâyesi hepsi uyudu. Ben de hiçbir şey olmamış gibi gidip yerime yattım.)