Başka bir dünya için yeni bir ordu

Başka bir dünya için yeni bir ordu
Başka bir dünya için yeni bir ordu

Dün İstanbul da çalan New Model Army, bu gece de 22.30 da Ankara da 312 Arena da sahneye çıkacak.

Bu gece Ankara'da sahneye çıkacak yılların muhalif müzik grubu New Model Army, Türkiye siyasetini de takip ediyor. Grubun gitaristi Justin Sullivan, "Erdoğan'ın çok ilginç bir karakter olduğunu düşünüyorum. Çok büyük güçler Türkiye'yi itiyor" diyor
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

İSTANBUL - Emperyalizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe ve her tür ayrımcılığa inat ‘başka bir dünya mümkün’ diyenlerin gönülçelenlerindendir New Model Army. Özgürlük ve eşitlik özlemini kutsadığı parçaları ve duruşu ile devrimci müzikler hanesinin en onurlu ve en sonuncularından biridir, ne bir vicdan eksik, ne bir tane fazla. Köşeli tanımları gerektirmeyen, folk doğrultulu soul-rock müziğin elinde 80’li yılların en güzel getirilerinden biridir daima. Yıllar içerisinde eleman anlamında birçok değişikliğe uğrasa bile, grubun beyni Justin Sullivan’ın dediği gibi, masumiyetini hiç yitirmeyen ve dünyayla birlikte dönerken müziğin büyüsüyle ‘bir şeyleri’ değiştirme olasılığından kendini hiç uzak tutmayandır aynı zamanda.
1980, Bradford doğumlu New Model Army, geride bıraktığı yılları, Avrupa serisi İstanbul ve Ankara ’da başlayan 30. Yıl Özel Konserleri ile kutlayacak. İstanbul konseri öncesi Rakun Müzik yardımıyla kendilerini ablukaya aldık ve grubun vokalist ve gitaristi Justin Sullivan’la vaziyete soldan bakan bol kahkahalı bir söyleşi eyledik.
Son albümünüz ‘Today is a good day’, grup üyelerinin birbirine daha çok güvendiği, kendilerini daha eşit hissettiği bir albüm oldu sanırım. Ayrıca herkesin neredeyse eşit partisyonu var, yanılıyor muyum?
Evet, kesinlikle bu bir grup albümü. 1985’ten bu yana grubun en iyi olduğu hali. Çok dengeli ilişkilerimiz var, çok iyi anlaşıyoruz, birbirimize saygı duyuyoruz. Biliyorsunuz daha önceki albümlerimiz politikayla biraz daha ilgiliydi ama bu aralar hiç değiliz. Çünkü grup içi politikamızla daha fazla ilgiliyiz.
Bu arada New Model Army’nin en ayırt edici yanlarından bir ritim çizgisi. Davul ve bas kendi aralarında sanki çok adil, ama diğer enstrümanların çok önünde bir ilişki yaşıyor gibi. Yani, davul ve bastan herhangi birinin diğerini sürüklediği genel geçer punk anlayışını göz önünde bulundurursak, New Model Army ne derece punk’tır?
Bu çok doğru. Gerçekten punk grubu değiliz. Punk’un felsefesiyle ilgili hâlâ bir şeyler okuyorum. Evet, köklerimizde biraz punk olabilir, örneğin biz de insanların ne düşündüğüyle ilgilenmiyoruz. Yapıyorsak, yapıyoruz. Biz yapıyoruz, siz sevmiyorsunuz. İşte bu punk’tır! Müzik adına ciddi bir şey söylemek gerekirse ben soul müzikle büyüdüm. Bu yüzden de ritim bölümünün, dolayısıyla bas ve davulun çok önemli olduğuna inanıyorum. Parça yazmaya başladığımda da genellikle davulları yazarak başlarım. Hiç davul çalamıyorum. Ama çok iyi davulcularla çalışma fırsatım oldu her zaman. Eğer gitarları yazmakla başlarsanız, diğerlerine yapacak çok şey bırakmıyorsunuz. O yüzden de biz her zaman, herhangi bir şarkıya ritimleri yazarak başlıyoruz.
Her türlü yağmacılığa karşı gözüpek çıkışlarınız olduğuna dayanarak, teknolojinin albüm satışları, konserler ve hayran kitleniz üstünde ne tür etkileri olduğunu düşünüyorsunuz?
Herkes gibi biz de artık daha az albüm satıyoruz, çünkü birileri hırsızlık yapıyor. Ama geceleri “Neden daha az albüm satıyoruz” diye uykusuzluk çekmiyorum. Bununla yaşamaya alışmak zorundayız. Olması gerektiği gibi. Teknolojiye dair benim asıl ilgimi çeken, otuzuncu yıl antolojisini yaptığımızda ortaya çıktı. Fikirlerimiz veya müziğin içe-riğiyle ilgili değil, teypten bilgisayara geçişle birlikte seste yaşanan değişim asıl dikkatimi çekiyor . Bilgisayardan b.k. gibi ses çıkıyor. Onunla karşılaştırınca teybin sesinin mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte müziğin artık daha kötü tınlıyor olmasına şaşırıyorum. Şu anda her şey iki boyutlu, oysa 60’lar, 70’ler ve hatta 80’lerin plaklarını dinlediğinizde her şeyin üç boyutlu olduğunu görüyorsunuz. Müziği mp3’lerle dinlemek çok daha kötü.
Peki önümüzdeki 30 yılda dünyayı bekleyenlere ilişkin düşünceleriniz neler? Devrim olacak mı?!
60’larda Batı Avrupa’da insanlar daha az palyaçoydu, daha çok mutluydu. 90’lardan itibaren ise insanlar gelecekten daha çok korkmaya başladı. Şimdilerde genç olmak çok zor. Sonunda dünyada soluyacak oksijen kalmayacak. Bu iklim değişikliği, savaşlar ve açlıkla gelecek ve sayımız azalacak. Korkarım gelecek bu... ‘

Ne ordu diktası, ne kökten dincilik!’
Tony Blair’in en büyük düşmanlarından biri olarak, ondan sonra gelen İngiltere hükümetinin post-Blair durumuna ne diyorsunuz.
İnsanlar değişti, çehreler değişti ama hükümetin fikirleri aynı kaldı. Zenginler hala zengin, fakirler hala fakir, pazar hala aynı pazar. Bence Türkiye daha tuhaf zamanlar geçiriyor. Erdoğan’ın çok ilginç bir karakter olduğunu düşünüyorum. Çok büyük güçler Türkiye’yi itiyor. İslam’ın geleneksel değerlerine karşı, ordu bir güvence kabul ediliyor. Buna karşın Erdoğan da orduyu bastırmak için İslam’ı kullanıyor. Ortadoğu’nun neresine giderseniz gidin, insanların ne ordu diktasını ne de ‘kökten dincileri’ istediğini görürsünüz. Türkiye’de de böyle aslında. O yüzden de Erdoğan’ın görünmeyen yüzünün nasıl olduğunu öğrenmek istiyorlar. İnsanları tuzağa düşürebilecek iki tehlike ‘kökten dincilik’ ve milliyetçilik. Gücü elinde bulunduran insanlar onu kaybetmemek için her şeyi yaparlar. Bu oyuna gelmemek lazım. Artık nasıl anlarsanız anlayın.