Başkemancı Gülden Turalı'ya veda

Türkiye'nin ilk kadın başkemancısı
Gülden Turalı, dört yıl boyunca büyük bir metanetle ve zarafetinden hiç ödün vermeden mücadele ettiği kansere sonunda yenildi belki ama direnci ve azmi ile geride kalanlara örnek olarak huzura kavuştu.
Haber: FİLİZ ALİ / Arşivi

İSTANBUL - Türkiye'nin ilk kadın başkemancısı
Gülden Turalı, dört yıl boyunca büyük bir metanetle ve zarafetinden hiç ödün vermeden mücadele ettiği kansere sonunda yenildi belki ama direnci ve azmi ile geride kalanlara örnek olarak huzura kavuştu. Gülden'i tanıdığımda 14 yaşında, yaşına göre uzun boylu, kuzguni siyah saçlı, kendinden sürmeli gözlü, beyaz tenli, pembe yanaklı, daha o yaşlarda inceliği ve zarafeti ile herkesi kendine hayran bırakan parlak bir keman öğrencisiydi.
İlk keman derslerini Nazım Ülgen'den almış, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda Liko Amar'la çalışmış, yüksek keman bölümünü bitirdikten sonra da Münih Yüksek Müzik Akademisi'ne gitmişti. 1961 yılında yurda döndüğünde eşi Teoman Turalı ile İstanbul'a yerleşmiş, hemen ardından da İstanbul Şehir Orkestrası'na girmişti.
1989'da bir dergi için yaptığımız söyleşide Gülden, "Birinci kemanların en arka sırasında çalıyordum o zaman. Cemal Bey (Reşit Rey) beni oraya oturtmuştu" diyordu.
Şehir Orkestrası, 1972'de İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'na dönüştükten sonra Gülden, kemanların en arka sırasından en ön sırasına geçmiş ve o gün bugün, hastalığının tedavi süreci boyunca bile başkemancılık görevini aksatmadan sürdürmeye çalışmış hatta kimi zaman ya Antalya'da, ya da Adana'da yeni kurulan senfoni orkestralarının konserlerine yardım etmek için uzun yolculuklara çıkmayı göze almaktan kaçınmamıştı. Mesleği ile hayatı iç içe yaşadı Gülden. Aynı söyleşide "Her dakika islim üzerinde, her dakika konser verir gibi kendimi hazır tutmam, iyi bir kemancı olduğumu karşımdakine ispat etmem gerekiyor. Tabii, bunun verdiği stres var üzerimde" demiş. Kemanı ancak onun kadar aşkla seven biri böyle yıpratıcı ve stres yüklü bir yaşam biçimini ülser ve belki de sonradan kanser olma bahasına seçebilirdi kendine.
Oyuncak yerine keman
Kemana olan aşkı çocukluğunda başlamıştı Gülden'in. "Bizim evde çok klasik müzik dinlenirdi savaş sırasında. Babam Avrupa'dan haberler alabilmek için hep radyoyu açık tutardı. O arada müthiş konserler de dinlerdik. O sıralar beş yaşındaydım, radyonun başına geçip idare edermişim o konserleri. Bir gün, dayım beni oyuncakçı dükkanına götürdü, 'Seç ne istersen' dedi. Baktım bir köşede minik bir keman duruyor. Bugün gibi hatırlıyorum, koşa koşa gittim, o kemanı aldım, 'Ben de çalıcam' diye. Sandım ki hemen çalabileceğim. Eve geldiğimde çalamayınca ağlamaya başladım. Baktılar ki olacak gibi değil, hemen bir hoca tutuldu..."
Bu öyle bir aşktı ki, bütün yaşamı müziğe vakfedilmişti. Müzik, Gülden için hep yeni bir şeylerin keşfedilmesini gerektiren bir serüvendi aynı zamanda. işin kolayına kaçmak, yorulmak, bıkmak, ya da sıkılmak söz konusu değildi onun için. Orkestranın yeni eserler öğrenip, repertuvarını zenginleştirmesi için nasıl çırpındığını, iyi şeflerle çalışmanın orkestra için ne kadar yararlı olduğunu meslektaşlarına inandırmak için nasıl diller döktüğünü bilirim. Gülden Turalı'nın görev duygusu, disiplini, bilgisi, görgüsü ve zarafeti eminim onunla birlikte çalışma olanağı bulan pek çok genç müzisyene örnek olmuştur. Gerçi bunca yıl birlikte müzik yaptığı orkestra üyeleri onun eksikliğini, yokluğunu hissedeceklerdir mutlaka. Ancak Gülden'in, onların da kendisi gibi özveriyle ve aşkla müziğe sarılmalarını ve yokluğunu dinleyiciye hissettirmemelerini isteyeceğine inanıyorum. Mekânın cennet olsun sevgili kardeşim.