Başlar ay doğarken saltanatı Sultan-ı Kösem'in...

Başlar ay doğarken saltanatı Sultan-ı Kösem'in...
Başlar ay doğarken saltanatı Sultan-ı Kösem'in...

Filmde Kösem Sultan ın gençlik dönemini, Bornova Bornova yla parlayan Damla Sönmez canlandırıyor. Selda Alkor u izlerken insanın aklına Kraliçe Margot daki ,

'Mahpeyker: Kösem Sultan', Osmanlı tarihinin en baskın kadın figürlerinden birinin hayatını anlatıyor. Ana karakterin gençliğini Damla Sönmez'in, yaşlılığını ise Selda Alkor'un canlandırdığı yapım, televizyon filmi havasında
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Yaşanmış ve tarih kitaplarındaki yerini çoktan almış öyküleri perdede izlemek, bir anlamda sonucu belli maçlar gibidir. Kimin kazanacağı, kimi kaybedeceği bellidir ama araya yönetmenin mahareti, dramatik unsurlar, özel dokunuşlar, tarihsel arka plan vs. girer ve bir yerden sonra öyküye kendinizi kaptırabirseniz (daha ‘yaratacı ekip’ doğrusu kaptırtırsa), o bildiğiniz şeyleri yeni bir yorumla izlemek ilginç olabilir. Mesela ‘Titanic’i ele alalım... Hepimiz o koca geminin battığını biliyorduk, ama James Cameron bu öyküyü bize bir kez daha yutturmaya kararlıydı. Peki yutturdu mu? Ukâlalık yapmak istemem ama ben zamanında yutmamış ve filmi, ‘Batan geminin malları bunlar’ hissiyatıyla yaklaşıp ‘bir yıldız’ı basmıştım. Lakin kitleler benimle aynı fikirde değildi, sinema tarihinin en çok izlenen birkaç filminden biri oldu ‘Titanic’... Filmi yine de o vıcık vıcık Yeşilçam ötesi romantizminin dışında izlenmeye değer kılan bir yan vardı; o da teknik işçiliği ve koca transatlantikin batışını, bir tür belgeselciliğe yakın bir biçimde (filmin ilk bölümündeki mühendislik dokunuşlarını kast ediyorum) perdeye yansıtılmasıydı.
Bugünden itibaren vizyona giren ‘Mahpeyker: Kösem Sultan’ sonuçta batan bir gemiyi değil ama önce yükselen, sonra da dibe çakan bir hayatı anlatma çabasına soyunmuş.

‘Makyevelist’ bir kadın
Yönetmenliğini Tarkan Özel’in üstlendiği yapımın ana karakterinin öyküsünü de tarih kitaplarına baksanız kolayca bulursunuz. Peki film, bu öyküne neler katmış ya da katamamış, şimdi sıra buna göz atmada... Önce konu: Yıl 1651... Saraya 1610’da adımını atan Kösem Sultan, namı diğer ‘Mahpeyker’, 41 yıllık bir saltanatın sahibidir. Ama iktidara hâlâ doyamamıştır. İç sesiyle bize neler düşündüğünü aktarırken, öykü geçmişe uzanır ve genç kız Emine’nin Topkapı Sarayı’na nasıl geldiğini, Sultan 1. Ahmet’in onunla nasıl karşılaştığını ve hemen aşık olup haremine katmak için verdiği uğraşı anlatır. Padişah’ın ‘Mahpeyker’ (Ay yüzlü) adını taktığı genç kız, Şeyhülislam huzurunda kıyılan nikâha rağmen ‘Ahmet’ine’ kavuşamaz. Çünkü ondan hoşlanmayan Büyük Valide Safiye Sultan ve padişahın annesi Handan Sultan, ‘Eğitim şart’ kisvesi altında Sultan’ın kızı unutması için her türlü dalavereyi çevirirler. Lakin bunda başarılı olamazlar ve Mahpeyker, nihayet padişahla bir araya gelir. Artık üç çocuk annesidir, fakat kader yine ona oyununu oynar, bu kez Padişah erken yaşta (28) hastalanıp ölür. Hikâye, buradan tekrar başladığı noktaya döner ve artık karşımızda saltanat tutkunu, ‘Makyavelist’ bir kadın vardır...
Senaryosu Avni Özgürel’in kaleme aldığı ‘Mahpeyker’, temel olarak bize iyi ve kötünün keskin çizgilerle ayrılmadığını ve gençken son derece şefkatli ve haksızlığa uğrayıp bir portrenin, daha sonra iktidarın çekiciliğe kapılıp hangi noktalara savrulduğunu göstermeye çalışıyor. Ama sadece çalışıyor. Çünkü, film sanki kendi tezlerine aykırı bir seyir izlemiş. Kösem Sultan’ın iyiyken niye kötü olduğuna dair ortada sinemasal bir refleks yok. Zaten genellikle bir öykü kendisine sinematografik anlamda ifade edemezse, iç seslere başvurur. Bu kural ‘Mahpeyker’de de karşımıza çıkıyor, ana karakterin iç sesleri, bize meselenin nasıl gerçekleştiğini anlatmaya çalışıyor ama mesela Kösem Sultan’daki dönüşümü bir karakter derinliği olarak bulamıyoruz, bu haliyle de film yazılı bir metnin görselleştirilmesinden öteye gidemiyor.
Mesela hikâyenin başında Valide Sultanların, Emine’den niye hoşlanmadıklarını anlamak mümkün değil. Bu sorunsalı zorlayarak biz kendi içimizden “Hımm, sınıfsal herhalde” diyerek çözüyoruz. Peki ne oldu da, bu kadıncağız belli bir yaştan sonra bir canavara dönüştü, bunu da “İktidar bu, adamın (ya da kadının) gözünü kör eder” önermesini bildiğimizden dolayı sineye çekiyoruz.

Margot’dan Elizabeth’e...
Film boyunca aklıma hep ‘Kraliçe Margot’ ya da aralıklarla çekilmiş iki ‘Elizabeth’ filmi geldi. Biri Fransız, diğeri İngiliz hanedanlarının çekişmelerini anlatan bu yapımlardaki derinliğin kıyısından bile geçememiş ‘Mahpeyker’. Örneğin Kösem Sultan’ın yaşlılığını oynayan Selda Alkor (ki kendisi ‘Hanım Ağa’dan bu yana iktidarı seven rollere yatkın), böyle bir karakter için son derece uygun bir yüze sahip (hatta kendisini izlerken ‘Kraliçe Margot’da Catherine De Medici’yi canlandıran Virna Lisi aklıma geldi). Ama bu tarihi kişilikler için son derece uygun yüzü bulup role yapıştıran ekip, karakter boyutunda aynı etkiyi yaratamamış. Üstelik Mahpeyker’in gençliğini de Damla Sönmez canlandırıyor. Tamam, karakterleri oyuncuların fizyonomilerinden ayrı değerlendirmek gerek ama gençken ‘hap gibi bir kız’ olan ‘Mahpeyker’ yaşlılığında nasıl ‘Hükümet gibi kadın’a dönüşür, bu da mantık kurallarını zorlayıcı bir seçim olmuş (Damla Sönmez ayrıca ‘üç çocuklu anne’ bölümlerine hiç oturmamış).

Osmanlı’yı kadınlar mahvetti
Öte yandan hikâye boyunca gençken Mahpeyker’e yardım eden nedime dışında, hiçbir iyi ve olumlu kadın karakter yok filmde (daha doğrusu Saray’da). Evet, bu öykü tarihi gerçeklere dayandırılmış ama istenirse, önümüzdeki hikâyeyi ‘kadın düşmanı bir film’ diye okumak da mümkün. Yoksa, ‘Osmanlı’yı bu kadınlar bitirdi’ mi denmek isteniyor, orasını tam anlayamadım. Ayrıca filmin etkili olmak adına sık sık ‘slow motion’ sahnelere başvurması da, çok parlak bir seçim olmamış.

Padişahlık da zor zanaat
Peki öykünün insanı saran yerleri? Doğrusu ben özellikle 1. Ahmet’li sahnelerde ‘özdeşleşme’ yaşadım ve kendimi Padişah’ın yerini koydum. Hafakanlar bastı. “Ne sıkıcı bir hayatmış” dedim. Hoş 1. Ahmet tifüsten ölmüştü ama filmdeki karakter sanki sıkıntıdan da ölecekmiş gibiydi (bu arada kendisi Fatih Kanunnamesi’yle ‘resmi’leşen ‘Kardeş katli vaciptir’i kaldırıp ‘Veraset sistemi’ni değiştirmesiyle son derece önemli bir karara imza atmıştı). 
Sonuç itibarıyla ‘Mahpeyker’, dramatik bir hayat hikâyesini bir TV filmi havasında önümüze getiren bir çalışma olmuş. Yani hâlâ iyi anlatılmayı bekleyen bir ‘Kösem Sultan’ filmine ihtiyacımız var.


    ETİKETLER:

    Sinema

    ,

    Damla Sönmez

    ,

    hayat