Bayan Tolstoy bildiğiniz gibi değil

Bayan Tolstoy bildiğiniz gibi değil
Bayan Tolstoy bildiğiniz gibi değil
Tolstoy ve karısını anlatan 'Aşkın Son Mevsimi'nin yönetmeni Michael Hoffman, 'Herkes Lev Tolstoy'un deli bir kadının işkencelerine uğrayan zavallı yazar olduğunu düşünüyor, ama bu doğru değil' diyor



ERMAN ATA UNCU

İSTANBUL - “İçinde biraz da olsa mizah bulunmayan hiçbir hikayeye ilgi duymam.” Tolstoy ve baskınlıkta ondan geri kalmayan eşi Sofya’nın “ne beraber ne de ayrı yapabildikleri” ve sürekli didiştikleri son dönemlerinin hikayesi kuşkusuz bu mizahi damara sahip. Bir tarafta Tolstoy eserlerinin halka malolması için çalışan, kendilerine Tolstoycular diyen komünün başındaki Vladimir Chertkov, diğer tarafta telif haklarını kimselere kaptırmamaya yeminli cevval Sofya, bu mücadelenin ortasında ise ömrünün sonlarındaki Tolstoy... Sözün sahibi ABD’li yönetmen Michael Hoffman da bu bol çatışmalı hikayedeki mizahi damarı ıskalamadı, Jay Parrini’nin bu dönemi aktardığı romanı ‘Aşkın Son Mevsimi’ni sinemaya uyarladı. Başrol oyuncuları Helen Mirren ve Christopher Plummer’a Oscar adaylığı getiren James McAvoy’la Paul Giamatti’nin de arzı endam ettiği ‘Aşkın Son Mevsimi’, İstanbul Film Festivali sonrası girdiği vizyonda takdir toplamayı sürdürüyor. Biz de bunu fırsat bilip Hoffman’la festival sırasında yaptığımız röportajı sunuyoruz.

Jay Parini’nin romanından başka hangi kaynakları kullandınız?
Asıl ilgimi çeken günlüklerdi, filmdeki tüm ana karakterler birer günlük tutmuştu o yıllarda. Tolstoy’un üç tane günlüğü vardı. Herkese okuttuğu verdiği ‘bir’ gizli günlük, özel talimatlarla belirli insanların okumasına izin verdiği daha gizli bir günlüğü ve de mirasının yer aldığı ve gerçekten sır olarak sakladığı çok çok gizli bir günlük... Sofya, o günlüğü bulduğunda asıl olaylar patladı. Dramatik olan bu karakterlerin bakış açılarının birbiriyle çatışmasıydı.

Her karakterin de yaptıkları, kendilerince haklı çıkartılıyor filmde...
Güzelliği de buradaydı. Daha önce aynı olayı bu kadar farklı yerlerden değerlendirmeye olanak sağlayan böyle özel bir durumla karşı karşıya geldim mi bilmiyorum. Tabii bir de kendi evliliğimden yola çıktım. Bu hikaye Tolstoy’la ilgili olduğu kadar aşk ve evlilikle de alakalı, aşkla yaşamanın zorlukları ve aşksız yaşamanın mümkün olup olmadığına dair bir keşif gezisi.

Birçok röportajınızda kitabı 13 yıl önce okumanıza rağmen evlenmeden önce onu filme uyarlamanın aklınıza gelmediğini söylüyorsunuz.
Galiba bir sebep arıyordum. Ama öyle bir ilişkinin içine girince ne kadar zor olduğunu anlıyorsunuz. İki insanın birbirini sevdiği herhangi uzun bir ilişki çok zor. Hikayenin bu yönü bana hitap etti. Ve biraz da bir dönem filminde izleyicinin de kendini bulabileceği bir yön bulmaktı amaç.

Tolstoy’un ailesiyle görüştünüz mü?
Evet, hatta aslında kullandığım temel kaynaklardan birisi de onlarla yaptığım görüşmeler. Ve çok açık davrandılar ve yardımcı oldular. Hatta, bize filmi Tolstoy’un evinde bile çekmemizi önerdiler. Ama Rusya’da çekmeye gücümüz yetmedi ve Almanya’da çektik.

Söz konusu Tolstoy olunca Ruslar bayağı korumacı değil mi?
Yeni Rusya’nın Tolstoy’la karmaşık bir ilişkisi var. Çünkü Sovyet döneminde Tolstoy bir şekilde sosyalist bir azize dönüştürülmüştü. Bolşevikler, devrim sırasında bir aristokrat evi olduğu için Tolstoy’un evini de yakmak istemişler. Ama köylüler onları engellemişti. Her neyse geri dönüp düşünmeye başlamışlar ve Tolstoy’u sosyalist hareketin babası olarak kabul edip uyarlamaya karar vermişler. Bilirsiniz Ortaçağ’da Yunan düşünürlerinin eserlerine ihtiyaç duyulduğunda onları aydınlanmış, Hıristiyanlığın esaslarını daha önceden anlamış isimler gibi yansıtmışlardı. Tolstoy için de benzeri bir şey söz konusu. Sovyet dönemi bittikten sonra Yeni Rusya’da Tolstoy’un Rusluğuna vurgu yapılmıştı. Ancak Rusya’da Sovyet dönemi sonrası Odrtodoksluk yeniden dirildi. Oysa ki Tolstoy, biraz Ortodoks karşıtı, az çok Protestan benzeri bir figürdü. O yüzden biraz zor bir durum var orada. Dostoyevski’yi sahiplenmek daha kolay. Çünkü o eski Rus değerlerinin vücuda gelmiş hali. Acı çekmek gibi... Aynı zamanda tam bir Ortodokstu.

Sanki filmden Tolstoy’un kendi adıyla anılan harekete çok da sorgusuz sualsiz katılmadığı gibi bir manzara çıkıyor.
Tolstoy sürekli değişim halindeydi. Bir yerde takılıp kalmıyordu. Tolstoycular ise onun bir yerde sabit kalmasını istiyorlardı. İnandığımız bu diyorlardı.

Sofya ve Tolstoy arasındaki ilişki bu kadar fırtınalı mıydı gerçekten?
Daha da fırtınalıydı. Filmde gerçek hayattan daha farklı olan tek şey ne diye sorarsanız Sofya’nın, filmdekinden çok daha aşırı davranışları olduğunu söylerim. Ama bence işin en sevindirici yanı, Tolstoy ailesinin filmi seyrettiğinde, ‘bu film, ilişkinin bizim kafamızdaki haline, şimdiye kadar yazılanlardan çok daha fazla uyuyor’ demeleriydi. Çünkü birçok insan, Tolstoy’u deli bir kadının işkencesine maruz kalan suçsuz bir dahi gibi kabul ediyor.
Ailesi ise bunun doğru olmadığını söylüyor. Tolstoy pasif agresifti. Ona her şeyini veren Sofya ise perde arkasında kalmış, bu yüzden de delirmişti. Görünmek için aşırı davranışlar sergilemek durumundaydı. Tolstoy kendini çektikçe o daha da uğraşıyordu, bu da böyle devam ediyordu. Ailesi Tolstoy’daki bütün çelişkileri görebiliyor, çünkü onların büyükbabaları.

Sofya Tolstoy da sizce yaratıcı insanların eşlerine reva görülen kötü muameleden mi mustarip?
Bence öyle. Karmaşık bir insandı ve onun da kendi hareketlerinden sorumlu olmadığını söyleyemem. Ama bence kesinlikle 19. yüzyılın önyargılarına ve dahilere yönelik sempatinin kurbanı.

Film, Almanya ve bir miktar da Rusya’nın katkılarıyla çekildi. Ama İngilizce çevrilen ve yıldızlı birçok filmin arkasında Hollywood’un olduğuna dair genel bir kanı da var. Galiba işler pek öyle yürümüyor artık...
Hayır öyle gitmiyor. Hollywood drama ya da dönem filmi çekmek istemiyor. Geniş kitlelere hitap eden komediler, büyük bütçeli yaz aksiyonları ve animasyonlara yöneldiler.

Hiç Hollywood’a götürdünüz mü bu projeyi?
Daha ilk aşamalarda, senaryoyu bitirdikten hemen sonra Meryl Streep’le Anthony Hopkins’e gönderdim. İkisi de evet demişti. O dönemde Fox Searchlight’a ya da Universal’a gidip elimde bu iki büyük yıldız var ve bu senaryoyu çekmek istiyorum diyemezdim. Çünkü drama için çok zor bir dönem olduğunu biliyordum. Hayır derlerdi. Ve ajanlar da aktörleri bu projeden çekerdi. Yapmam gereken bir yerlerden senet alıp stüdyoya gitmek ve sonrasında projeyi sunmaktı. Ama Kuzey Amerika’da bu parayı bulamayınca Almanya’dan teklifler geldi. Almanya’da devletin karşılıksız para yardımı sistemi sayesinde bu film çekilebildi. Meryl Streep’li ve Anthony Hopkins’li bir kadroya rağmen bunu Hollywood’da çekmek mümkün olamadı.

Sonra bu roller nasıl Helen Mirren’la Christopher Plummer’a verildi?
Sadece tarihlerden dolayı. ‘Şeytan Marka Giyer’den sonra Meryl’in popülaritesi iyice arttı. Bu, işleri daha da kolaylaştırır gibi geliyor başta aslında. Ama hayatı daha da karmaşık hale geldi. Uygun zamanı bulamadık. Sonra Helen Mirren’ın da öyküyle ilgilendiğini öğrendim. Eğer biraz daha bekleseydik Almanya’dan gelen yardımı kaybedecektik. Ve şimdi çok mutluyum ve bu rolde başka kimseyi düşünemiyorum. Olağanüstüydü.

Çok farklı tarzlarda filmler çektiniz. Bir projede sizi ne cezbeder?
Bu filmde herkesin bakış açısı mevcut, ben de hep bunu aradım. Siyah ve beyaza değil aradaki tonlarla ilgiliyim. Ve bir karakterin bilincinin nasıl geliştiğini aktaran hikayelere ilgi duyuyorum galiba. Bir de içinde biraz da olsa mizah bulunmayan hiçbir hikayeye ilgi duymam.

Tolstoy, filmdeki kadar popüler bir isim miydi zamanında?
Kesinlikle. Hatta daha da büyüktü. Bir keresinde on bin hayranının hücumuna uğradığı için istasyonda ölüyordu neredeyse. Evlerinin önünde sayısız gazeteci onları takip ediyordu. Chertkov da, Sofya da bunu propaganda fırsatı bilip basın bültenleri hazırlıyorlardı. Bir de şöyle ilginç bir şey var. İkisi de çok iyi amatör fotoğrafçılardı. Toronto Üniversitesi’nin sitesinde o döneme dair sayısız fotoğraf bulabilirsiniz. Ve hangi fotoğrafları Chertkov’un hangi fotoğrafları Sofya’nın çektiği çok barizdir. Sofya’nınkilerde Tolstoy mutlu aile babası, mutlu koca olarak görünür. Chertkov’unkilerde ise Tolstoy, dünya lideri ya da gururlu Rus köylüsü gibi resmedilir.