Bazen rol çalınmasına izin vermelisiniz

Bazen rol çalınmasına izin vermelisiniz
Bazen rol çalınmasına izin vermelisiniz
Bu yıl iki ayrı dalda Oscar adayı olan George Clooney, çok yönlü sinema yıldızlığının nasıl bir şey olduğunu anlattı

George Clooney’nin hayatında ‘dejavu’ hissi önemli bir yer tutuyor olsa gerek. En son 2005’te yazıp yönettiği ve oynadığı ‘İyi Gecler ve İyi Şanslar’la en iyi senaryo Oscar’ına aday olmuş, ama aynı sene Oscar’ı ‘Syriana’daki yardımcı oyuncu performansıyla almıştı. Ortayaşlı posterboy, bu sene de Alexander Payne imzalı ‘Senden Bana Kalan’la erkek oyuncu dalında, kendi yazıp yönettiği ‘Zirveye Giden Yol’la da özgün senaryo dalında Oscar’a aday. ‘Çok yönlü sinema yıldızlığının’ nasıl bir şey olduğunu öğrenmek için oyuncunun www.zimbio.com adresine verdiği röportaja bağlandık. 

İki filminiz birden gösterimde. Hangi karakter daha zorlayıcıydı?
‘Senden Bana Kalan’daki karakterim daha zorlayıcıydı. Kendi kendinizi yönettiğinizde ne yapılması gerektiğini bildiğiniz bir karakteri canlandırıyorsunuz sadece. Oysa ‘Senden Bana Kalan’daki karakterim son derece rahatsız edici boyutlarda dolaşıyor. Yanımda gayet rahat ettiğim insanlar olsa da oynaması güç bir rol. 

Duyguyla mizahın iç içe geçtiği çok hassas bir performans. Bu dengeyi tutturmak çok mu zor?
Önce çok iyi bir senaryoya ihtiyacınız var. O bayağı bir yük alıyor üstünüzden. Sonra sektörde bu dengeyi tutturma konusunda en iyi yönetmenlerden biri gerekiyor. Kendinizi onun ellerine bırakıyorsunuz. Ben, sadece senaryoya yeterince hizmet verebiliyor muyum diye zorlandım. Zor bir rol. Film, esas olarak karakterin karısının ölümüyle başlıyor. Bir yaşdönümü hikâyesi… Ne yazık ki yaşdönümünü geçiren 50 yaşında bir ihtiyar (Gülüyor). 

Övgüyle karşılanan iki filminiz peşpeşe gösterime girdiğinde basının olası ödüllerden ve rekabetten konuşması da kaçınılmaz gibi. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Söz konusu, halen sanat olarak kabul ettiğim bir şey olduğunda rekabetten bahsediliyor olması bana çok garip geliyor. Diğer yönetmenlerle ya da oyuncularla rekabet ettiğim gibi bir şey aklımdan bile geçmiyor. Tabii ki iki filmin de sevilmesini istiyoruz. Kendi izlemek istediğimiz filmleri çekiyoruz. 

Arka arkaya birçok başarılı filmde rol aldınız. Rolü seçerken bir aktör olarak neye dikkat edersiniz?
Bu filme sizi çeken neydi?

Kariyerimin başlarındaki kötü filmlerden çok şey öğrendim. Evet demeden önce arada güzel senaryolar okumam gerektiğini öğrendim. (Gülüyor) İyi bir senaryodan kötü bir film yapabilirsiniz ama kötü bir senaryodan iyi bir film çıkmaz. Zamanında ‘Batman & Robin’, ‘The Peacemaker’ı arka arkaya yapmıştım. İlk aktörlük yıllarınızda ne gelirse yaparsınız. Onca televizyon dizisi ve filminden sonra sinema teklifleri alınca hemen heyecanlanmıştım. Herkesi arayıp ‘Batman rolünü aldım, yürü be’ falan diyordum. Sonra sadece canlandırdığım karakterden değil oynadığım filmden de sorumlu tutulacağımı anladım. Sonrasında da ‘Aşk ve Para ’yı, ‘Üç Kral’ı, ‘Nerdesin Be Birader’i yaptım. Hepsi de çok iyi senaryolardı. Ondan sonra da mümkün olan en iyi senaryolar üzerine yoğunlaştım.

‘İş olsun da ne olursa olsun’ dönemine dair
Televizyondan sinemaya geçen birçok aktör var. Kendi kariyerinizin dönüşümünden ve bu geçişten biraz bahsedebilir misiniz?
B.ktan TV işlerinde oynarken bile ki ben de o işlerde gerçekten b.ktan işler çıkardım, o yüzden pek dalga geçemiyorum onlarla (Gülüyor), kendinizi bir sinema aktörü olarak görürsünüz. Sadece o sırada kendini o b.ktan şovda bulmuş birisi gibisinizdir. Yakın bir zamanda muhteşem bir sinema kariyerinin olacağını düşünürsünüz. Ki o beklediğim kariyer benim için hiç de yakın görünmüyordu. Bir ara sadece iş olsun da ne olursa olsun dediğiniz bir dönem geçiriyorsunuz. Şansınızın dönmesi gerekiyor. ‘ER’ benim için böyle bir şeydi. 17 milyon izleyicinin iyi reyting sayıldığı bir dönemde biz 35–40 milyon reyting yapıyorduk. Tabii ki böylece kıyıda köşede kalmışlıktan çıkabildim çabucak. Öncesinde seçmelere giriyordum ama hiçbir şey çıkmıyordu. İşlerin tersine dönmesi tamamen şansla alakalı bir şeydi, benim pek katkım yoktu bu duruma. Her zaman nasıl bir oyuncuysam o zaman da öyleydim.
 
Bu son 10 yılda yönetmenlik yapmak, oyunculuğunuzu nasıl etkiledi?
Her zaman bir yönetmenin neye ihtiyacı olduğunu esas alırım. Sadece tek tek sahnelerde değil, tüm filmde neye ihtiyacı olduğunu... Televizyon dizilerinden gerçekten çok şey öğreniyorsunuz. Dizilerde her hafta başka bir yönetmen gelir. Ve hepsi de farklı bir şey ister. O yüzden uzun vadede, bütünlük içinde, işin ileride varacağı yerleri de düşünmeniz gerekir. Bu düşünce filmde de işe yarar. Sonunda kazanmak için bazı sahnelerde kaybetmeniz gerektiğini bilmeniz gerek. Gerçekten iyi bir yönetmen sizi oraya doğru yönlendirir. Ama bir aktör olarak da göreviniz, özellikle eğer başroldeyseniz, bazen başkalarının rol çalmasına izin vermektir. 

Yönetmenlik söz konusu olduğunda etkilendiğiniz isimler kimler? Bu konuda tavsiye aldığınız yönetmenler hangileri?
İlk filmimi yapmadan Sidney Lumet’nin yönetmenlik üzerine yazdığı kitabı okumuştum. Çok yardımcı oldu o. Birçok kestirme yol öğretiyor size. Tabii filmlerini izlemenin de bir zararı olmaz. ‘Şebeke’si bir başyapıttır. Bence o on yılı herkes gibi o da çok iyi geçirdi. Alan J. Pakula da öyle. 70’lerin yönetmenleri yani.