Bazıları hiç değişmez, onları tam da bu yüzden severiz

Bazıları hiç değişmez, onları tam da bu yüzden severiz
Bazıları hiç değişmez, onları tam da bu yüzden severiz
'Abim Evin Tek Çocuğu'yla tanıdığımız Daniele Luchetti, 33. İstanbul Film Festivali'nin uluslararası yarışma bölümünde yer alan kısmen otobiyografik yeni filmi 'Mutlu Yıllarımız'da seyirciyi 70'li yıllara götürüyor. Luchetti, sorunlu bir ailenin dünyasına daldığımız 'Mutlu Yıllarımız'ı anlattı.
Haber: Ceyda Aşar / Arşivi

Mutlu Yıllarımız
18 Nisan Cuma 16:00 Feriye (yönetmenin katılımıyla)/ 19 Nisan Cts. 19:00 City’s/ 20 Nisan Pazar 11:00 Rexx

Mutlu Yıllarımız’da kendiniz ve ailenizle ilgili çok özel sırları samimiyetle anlatıyorsunuz. Kendinizi bu kadar açık bir şekilde ortaya koyarken çekinceleriniz oldu mu? Neyi gösterip, neyi göstermemek hususunda iç çatışmalar yaşadınız mı?
Bu filmin son haline karar vermem tam 15 senemi aldı. Farklı yazarlarla senaryonun birçok farklı versiyonunu yazdım. En sonunda, bu aileye dört kurgusal karakterden oluşuyormuş gibi “davranmam” gerektiğini fark ettiğimde son kararımı verdim. Bu kararı verdikten sonra hem gerektiği anlarda gerçekten olan olaylardan sapmam kolaylaştı hem de bu gerçekten kolay bir süreç oldu.

Kurmaca ile gerçeğin sınırını ayırmanızı sağlayan neydi?Bu ikisi arasında bir çizgi çizmemi gerçekten kolaylaştıran şey, geçmişin yalnızca benim için gerçek olduğunu fark etmem oldu. Konuyu düzenlemek, hikâyeleştirmek ve seyirciyle paylaşmak için olayı kurgusallaştırmak gerekiyordu.

Önceki filmlerinizi de ele alırsak aile kavramı ile uğraşmayı sevdiğiniz fark ediliyor. “Aile” sizin için ne ifade ediyor?Aile tüm ülkenin, yani İtalya’nın temeli. Bu ülkeyi anlayabilmek için önemli parçalardan biri aynı zamanda. İtalyan ailesi tüm ifade biçimleriyle, biz İtalyanları anlatan küçük birer evren aslında.

Anne ve baba karakterlerinizle adeta bir büyüme hikayesi anlatıyorsunuz. İç arayışlarda bulunuyorlar, olumlu anlamda değişiyorlar ve özgür aşka yaklaşıyorlar. Sizce klasik anlatı yapısına sahip filmlerin çoğu öyle ya da böyle bir büyüme hikayesi mi anlatıyor?
Hikâye anlatıcılarının seyircilerine ya da okuyucularına kendilerini ifşa ettikleri bir yalan: karakterler değişebilir demek. İnsanlar genellikle yavaş yavaş ve zorlukla değişir. Filmler de romanlar da bu tarz şeylerin çabucak olduğuna, birdenbire bir şeylerin farkına vardığımıza inandırıyor bizi. Birçok kişi hiçbir şey anlayamadan ölüyor. Neyse ki anlatılar bizi bunun aksine inandırıyor! Yine de hikâyeyi bitirmenin tek yolu bu değil. Bazı karakterler değişime ayak direr. Biz de onları tam da bu sebepten severiz!

Filminizde sanatsal başarı meselesiyle de ilgileniyorsunuz. Bir sanatçı olarak sizin de baba karakteri gibi başarısızlıklarınız, hayal kırıklıklarınız oldu mu? Sizce sanatsal tatmin nasıl mümkün?Kesinlikle oldu. Mesela bu film, toplumda beklediğim kadar yankı uyandırmadı. Yine de beklenenden daha küçük olsa da orada bir yerde hikâyeyi anlayan ve takdir eden bir topluluk olduğunu fark ettim. Filmin başarısının dünya nüfusunun yarısı tarafından izlenmesi değil, filmdeki anlatıcıya benzer bir seyirciye ulaşabilmesi olduğunu anlamamız gerekiyor.

33. İstanbul Film Festivali’nde yarışmak nasıl bir his?
İşlerinizin izlenmesi ve tartışılması için daha büyük fırsatlarla karşılaşıyor olmak harika bir his. Yaratılarınıza hayat katmanın en iyi yolu bu.