Beğenmezseniz Scorsese'ye ayıp olur!

Beğenmezseniz Scorsese'ye ayıp olur!
Beğenmezseniz Scorsese'ye ayıp olur!
Berlinale'de yarışan Arjantin filmi 'The Third Side of the River'ın jeneriğinde 'Martin Scorsese sunar' yazıyor. Scorsese yapımcı değil, peki neyi sunuyor? Mesajın anlamı açık: 'Ey izleyici bu filmi Martin Scorsese de çok beğendi, şimdi sen beğenmezsen Martin'e ayıp olur.'
Haber: AHMET BOYACIOĞLU / Arşivi

Bazı izleyiciler filmin başı ve sonundaki yazılarla pek ilgilenmezler. Filmin başındaki yazılar akarken birbirleriyle konuşurlar, son jenerik geçerken de salonu terk ederler. Festivallerde bu ölümcül bir hatadır, çünkü bir filmi anlayabilmenin ön koşulu yazıları okumaktır. Berlinale’de yarışan Celina Murga’nın yönettiği Arjantin filminin adı “The Third Side of the River”, yani “Nehrin Üçüncü Kenarı”. İlginç bir isim. Arjantin, Almanya , Hollanda ortak yapımı filmin başında on kadar uluslararası kuruluşun logosu var. Anlayacağınız herkes bulaşmış. Jenerikte bir de Almanya’da oldukça tanınan ve satın aldığı filmlerin Berlin Film Festivali’nde yer bulmasıyla tanınan bir dağıtım şirketinin adı çıktı ve tam bu sırada salonda gülüşmeler oldu. Ancak en tuhaf yazı ‘Martin Scorsese sunar’ idi. Martin Scorsese ne sunuyor, neden sunuyor, filmin yapımcısı mı? Belli değil. Gösterimden sonra katalogdan baktım, Scorsese’nin yapımcı olmadığını gördüm. Mesajın anlamı açık: ‘Ey izleyici bu filmi Martin Scorsese de çok beğendi, şimdi sen beğenmezsen Martin’e ayıp olur.’

Neyse film başladı. Bir doktor var, eşi ve üç çocuğu ile yaşıyor ama ikinci bir hayatı daha var: İkinci bir evde bir başka kadın ve bir başka çocuk . Doktor eşine ve çocuklarına karşı oldukça duyarsız, öyle ki kızının 15. yaşgününü bile unutuyor. Evin büyük oğlu bütün sıkıntıları tek başına göğüslemek, annesini, kardeşlerini gözetmek, hatta üvey kardeşini bile korumak zorunda. Doktorun en büyük meraklarından biri babadan kalan çiftliği yönetmek, hayvanlarıyla uğraşmak. Aslında karşımızda yanlışlıkla tıp okumuş bir çiftçi var. Büyük oğul bütün bu sıkıntılarla başederken nefretle babasına bakıyor. Bu arada ‘En İyi Boş Bakan Oyuncu Ödülü’nü de hak ediyor. Filmin sonunda babasının arabasını ve çiftliğini yakıyor, kızkardeşinin yaşgününde onunla vals yapıyor ve sırt çantasını alıp yaşadığı kenti terkediyor. Sonra neler olacak. Bilemiyoruz, çünkü jenerik akmaya başlıyor. Buraya kadar.

Jenerik akarken benim aklıma bir sürü soru geliyor. Geçen yıl ‘Jîn’i gençlik bölümü Generation’a neden seçtiler ve başrolünde 16 - 17 yaşlarında bir gencin olduğun bu film şimdi niye yarışmada? Bu işte bir yanlışlık var ama ne? Yanlışlık Berlin ve Cannes gibi büyük festivallere filmlerin seçilme yönteminden kaynaklanıyor. Şüphesiz karşımızda genç ve yetenekli bir Arjantinli yönetmen var. Ama filmin yapım süreci içinde senaryoya o kadar çok karışılmış ki ortaya böyle bir şey çıkmış. Şimdi de bu ‘şey’i allayıp pullayıp Berlin’de yarışmada dünyaya sunuyorlar. Bu filmin kaderi ne olur bilmiyorum ama uluslararası düzeyde çok fazla ilgi çekeceğini de sanmıyorum.
Sinemadan çıkıyoruz. Masmavi bir gökyüzü ve güneş var. Her şey de kötü olamaz ki!