Behzat Ç: Bir Antalya söyleşisi

Behzat Ç: Bir Antalya söyleşisi
Behzat Ç: Bir Antalya söyleşisi

Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm ekibi Erdal Beşikçioğlu, Hakan Boyav, Fatih Artman, Berke Üzrek (soldan sağa) gala sonrası soruları yanıtladı.

'Behzat Ç.'nin yönetmeni Serdar Akar, başrol oyuncusu Erdal Beşikçioğlu ve yazarı Emrah Serbes ile filmin Altın Portakal'daki gösteriminin hemen ardından buluştuk. Ekibi Uğur Vardan'la birlikte çapraz sorguya aldık, dizinin geleceğini, yeni bir filmin olup olmayacağını öğrendik
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Altın Portakal’ın en ‘popüler’ filminin ‘Behzat Ç: Seni Kalbime Gömdüm’ olacağı, programın açıklandığı günden belliydi. Dizinin yakaladığı popülerlik, hayranlarını da meraka sevk etmişti haliyle. Filmin önceki günkü gösterimi de bu ilginin hakkını verir biçimde oldu. Yoğun yağmura rağmen salon hınca hınç doluydu. Gerçi Antalyalıların hakkını yemeyelim, her filmde salon doluyor. Ama seyirci ilgisinin üzerine bir de basının yoğun ilgisi olunca bir İstanbul galası kadar ‘şaşaalı’ gösterim oldu denilebilir.
Buna hazırlıklı olduğumuz için bir gün önceden, Uğur Vardan ‘kişisel ilişkileri’ni kullanarak filmin gösteriminin hemen ertesine röportaj ayarladı. Karakterin yaratıcısı ve bu filmdeki hikâyeye kaynaklık eden ‘Son Hafriyat’ romanının yazarı Emrah Serbes, yönetmen Serdar Akar ve tabii ki Behzat Ç.’yi oynayan Erdal Beşikçioğlu ile görüşeceğiz. Ama yoğun ilgiden nasıl kurtulunur, hangi arada yapılır orası meçhul. Serdar Akar’ın filmden sonraki basın toplantısında ilk olarak “Ugur Vardan burada mı? Değilse istediğinizi sorabilirsiniz” diye başlamasını, unutulmadığımızın göstergesi olarak kabul ediyoruz.
İki televizyon çekiminin arasında Antalya AKM’de boş bulduğumuz koltuklara kurulduğumuz an anlıyoruz ki bu bir röportaj olamayacak. Daha çok muhabbet gibi… 

‘Behzat’ta gaz yapar’
O zaman ‘çapraz sorgu yapalım’, başka meselelerden filme doğru gelelim diye polisiye taktiklere başvuracağız, çaresi yok. Uğur, Erdal Beşikçioğlu’na “Behzat Ç., Ergenekon ve Balyoz davalarına bir de Ahmet Şık ile Nedim Şener’in tutuklanması konusunda ne düşünürdü?” diye ‘sert’ bir soruyla başlıyor. Ama Beşikçioğlu “657’ye bağlı bir adama soruyor bunu. Sessiz kalma hakkımı kullanıyorum” diye savuşturuyor bu soruyu. Ama eklemeden de duramıyor: “Behzat’ta gaz yapar herhalde. Ne kadar daha yuvarlak cümle kurabilirim.”
Serdar Akar, sohbetin röportaja dönüşmeye başladığını hemen fark ediyor ve araya giriyor: “Sen niye karıştırıyorsun ortalığı. Ne alakası var adamın durumuyla. Adam evli barklı, çoluk çocuğu olan bir adam.”
Emrah Serbes’ten bir çıkış geliyor: “Darbe yapmaya niyetli olanlar varsa, yargılansın tabii.”
Bu ilk taktik işe yaramadı. Biz Uğur’la göz göze gelip yeni bir sorgu yöntemi ararken, karşı saldırı gecikmiyor. Serdar Akar, Uğur basın toplantısında soru sorarsa diye telefonuna bir cevap yazmış, onu paylaşıyor: “Sadece, isteyen, huyu istemek olan insanların değil. Ne istediğini bilen insanların olması gereken bir işmiş gibi görünüyor bu iş. Böyle olması lazım. Ama bu iş öyle bir iş değil.”
Biz de hiç bu cümleler kurulmamış gibi devam ediyoruz kaldığımız yerden: “Serdar Akar ne diyor bu meselelere?” Cevap Emrah Serbes’ten geliyor: “Onun cevabı var. Dizide verdik cevabı abi…”
Serdar Akar, polisiye bir filmin yönetmeni olarak durumdan işkillenmeye başlıyor: “Arkadaşlar, siz buraya bir konu üzerine mi geldiniz. Bu meselelerle ilgili bir belgesel mi çekiyorsunuz”
Derken yeni taktiği buluyoruz, Futbol. Uğur giriyor topa: “Bu film kaç stadı dolduracak?”
Serdar Akar: “İşte soru bu abii..”
Biz de “İşte” diyoruz, damarı bulduk. Buradan filme geliriz belki.
Akar devam ediyor: “Ben çok önemli bir şey söyleyeceğim size. Rıdvan Dilmen’e dedim ki ‘Her hafta çıkıyorsunuz, on binlerce kişinin önünde canlı oynuyorsunuz. Onlar da böyle tel örgünün arkasında. Siz çok acayip oyuncularsınız’ diye. ‘Yok be abi öyle bir şey’ dedi. Bayağı ciddi anlattım yani. Oyuncular için de aynı.”
Topu yere indirmenin vaktidir. “Kaç bin seyirci bekliyorsunuz” diye soruyoruz. Ama taca gidiyor: “On yüz milyon.”
Ama neyse ki taç atışını Emrah Serbes kullanıyor ve yanıtlıyor soruyu: “Beş sene sonra da seyredilecek seyirci bekliyoruz.”
Madem top yeniden sahada, atağa kalkmanın vaktidir: “Peki her sezona bir film var mı? 

‘İkinci filme ihtiyaç oldu’
Serdar Akar alıyor topu. Korkuyoruz yine tribünlere gönderecek diye ama ayağa paslarla devam ediyor konuşmasına: “Şu anda bir ikinci film ihtiyacı oldu. Ve az çok netleşti. Yeni sezonun ilk bölümü çektik. Başımıza gelecekleri az çok biliyoruz. Neler olabileceğini, ondan sonra bir film daha çok güzel olur. Aşağı yukarı da belli yani.”
Hem topu kapmışken, hem de rakip savunmanın dengesi bozulmuşken bir karşı atak yapalım diyoruz: “Dizi ne kadar gider.”
Bizi karşılayan Serdar Akar oluyor: “İnşallah her yere gider. Bu, kazançla, reytingle alakalı. Ama iki sezon daha kesin gider.”
“Peki dizinin yeni sezondaki durumu ne olacak.” Savunma iyice geriye yaslanıyor: “Çok güzel aşamada. Ben ilk bölümü seyrettim çok güzel. Kasım ayında seyirci seyredecek. Star’da olacak sanıyorum. Bizi bir kanal satın aldı. Sonra o kanal Star’ı satın aldı. Çember tamamlandı. Başa döndük.”
Savunma üzerinde tam bir üstünlük kurmak için bu kez Erdal Beşikçioğlu’na yöneliyoruz. Ama tabii ki futbol üzerinden. Uğur yapıyor ortayı: “Aykut Kocaman, Fenerbahçe ’de de oynadı ama ‘öteki’yi de gördü. İstanbulspor, Ankaraspor. Sen de popüler filmlerde de oynadın, ‘ Hayat Var’ gibi ‘sanat’ filmlerinde de. Oyuncu olarak nasıl bir duygu bu.”
Beklenen hamle geliyor: “Pek bir şey yok. Bir rol gelir, üslubu belirlenir. Oynarsın. Bir şey değişmez. Sadece bir maceraya yelken açarsın. O maceranın içinde ne yapabileceğini görürsün, o ekiple beraber.”
Yüklenmeye devam ediyoruz: “Teknik direktör de önemli. Reha Erdem ile çalışmak, Serdar Akar ile çalışmak farklı şeyler.”
Savunma yeniden kuruluyor bu soruyla: “Senin söyletmek istediğini anladım. Ben film yapan herkesin filminde oynamak istiyorum. Herkes film yapsın. Oyuncular yamyamdır. Oynamak isterler yani. Sosyalleşme durumlarıdır oynamak onlar için. Bir de öyle lüksümüz yok.”
Belli savunmanın bu kanadı açık vermeyecek. Biz yine öteki kanattan yüklenmeye devam ediyoruz. Serdar Akar’a “Yeniden Altın Portakal’da olmak nasıl bir duygu?” diye soruyoruz. Uzun ve anlamlı bir cevap geliyor: “Gerçekten kendimi ev sahibi gibi hissediyorum. Sen ev sahibi değil misin? Artık bunun yarışmacısı, gazetecisi yok. Bana iki laf yazacaksın sen. Bir şeyler olacak. Ötekini öveceksin… Bizim sinemamız böyle gitmiyor mu? Değer verileceklere de, verilmeyeceklere de yeteri kadar ölçülü davranıyoruz. Festivallerle, reytinglerle, yazılarla yürüyor. Bu bizim kaderimiz. Yanlış yapılıyor olabilir, doğru olabilir. Ama bizim hayatımız işte bu. Hoşlanıyorum buraya gelmekten. Herkes gelecek burada jüri olacak. Herkes ülkesinin filmini değerlendirecek. Benim arkadaşım benim filmime bakacak. Ben de onun filmine bakacağım.”
Son düdük çaldığında, ‘üç puan’ için çıktığımız maçta puanları paylaşarak ayrılmış gibi hissediyoruz. Ama böylesine zorlu bir takım karşısında maçın ikinci yarısındaki performansımızın bize bu bir puanı getirdiğini belirtmeden geçmeyelim.