Belki Orhan Pamuk'u 'iyi' yapan da budur!

Belki Orhan Pamuk'u 'iyi' yapan da budur!
Belki Orhan Pamuk'u 'iyi' yapan da budur!
İletişim Yayınları'nı konuştuğumuz söyleşide söz tabii ki döndü dolaştı 'Birikim tayfası'na geldi. Ve Ömer Laçiner biraz kızarak cevapladı: 'Bu Birikim tayfası dediğiniz şeyin nasıl bir şey olduğuna dair konuşmalar duyuyorum bazen ve şaşırıyorum. Sanki biz bir kastız, bir Mason locasıyız gibi. Oysa bizi tanıyanlar burasının ne kadar yumuşak bir yer olduğunu bilir'


Tuğrul ERYILMAZ

İSTANBUL - İletişim Yayınları’nın 1500. kitabı Karl Marx’tan bir çeviri, ‘Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i’ oldu. Bunu vesile bilip, yayınevinin kurucu ekibinden Ahmet İnsel, Murat Belge ve Ömer Laçiner’le yaptığımız söyleşiye, dün bıraktığımız yerden devam ediyoruz.

İletişim’in en çok satan kitabı hangisidir acaba?

Ömer Laçiner: Herhalde bizim en fazla sattığımız kitap, Birikim’i de büyük ölçüde onun sayesinde finanse ediyorduk, ‘Yaban’ olmuştur. Dolayısıyla diğer kitaplarıyla da, bütün yıllar içinde galiba bize en fazla emeği, katkısı olan Yakup Kadri’dir.

Peki Orhan Pamuk ?

Ahmet İnsel: Bir yıl içinde, kısa sürede en çok satan Orhan Pamuk’tur. Orhan Pamuk’ta biz mesela ilk defa bir yıl içinde 100 binin üzerinde satan kitapla karşılaştık.

İletişim Yayınları’yla Ahmet İnsel ve Ömer Laçiner’in organik bir bağı var. Murat Belge’nin de var mı?
A.İ Hayır zamanı yok zaten. Yayın kurulunda değil. Ama diyelim ki biz büyük bir proje düşündük. O zaman Murat Belge içinde olur.

Ama siz içindesiniz. Tanıl Bora da Ankara’da. Bu ara en çok ağırlık çeken Tanıl Bora mı?
A.i. Evet. Çünkü mesela Tanıl’ın asli işi ve yagâne işi İletişim oldu. Ama bizim öyle olmadı. İletişim Yayınları’nın ötesinde Birikim Dergisi’nin yayın yönetmenliğini de üzerine aldı.

Gelelim Birikim tayfalarına. Birikim Dergisi siyasi bir odak mı gerçekten?
A.İ Bizim böyle bir şeyimiz olmadı.

Ama böyle bir şey var. ‘Bunları Birikimciler sardı bizim başımıza’ laflarını çok duymuşumdur ben. Al sana sivil toplum, al sana belli dinlere yakın yazarlar...

Ö.L. Bunları İletişim üzerinden konuşmayalım. Eğer çok enteresan bir konuysa ayrıca konuşalım. Yani çünkü bizim hepimizin işleri var. Böyle konuların dedikodularının döndüğü dünyada da çok fazla bulunamadık.

Bunlar dedikodu değil ama...

Ö.L. Bu Birikim tayfası dediğiniz şeyin nasıl bir şey olduğuna dair konuşmalar duyuyorum bazen ve şaşırıyorum. Neredeyse biz bir kastız, bir Mason locasıyız gibi. Fakat bu tarifler dışarıda birileri tarafından yapılıyor. Yoksa bizimle fiili ilişkiye giren, şu veya bu şekilde bizimle bir paylaşıma giren insanlar, buranın aslında ne kadar yumuşak bir yer olduğunu biliyor. Yani bir Birikim tayfası var, onlar da kapılarını kapatıyorlar filan. Bu çok yanlış.
A.İ. Dışarıdan böyle algılandığına göre de demek ki böyle bir olgu var. Dev-Yolcular cemaat kuralları adına böyle davranabilirler. Bizim ilkelerimiz vardır. Anlatabiliyor muyum? Bizim birtakım prensiplerimiz vardır.

Öncelikle ‘biz cemaat değiliz’ diyorsun...
Murat Belge: Biz böyle üç kişiyiz, birçok konuda çok farklı şeyler düşünebiliyoruz. Yani o tip şeylerde bu mümkün değildir.
Ö.L. Bir yerde oturup da Birikimciler diye karar alınmaz yani. Yani evet oturur çoğu zaman birbirimizle aynı şeyi konuşuruz. Çünkü değerler ortaktır. Ama benim baktığım yer, benim ilgilendiğim bazı kounlara onlar farklı bakar, farklı şeyler söylerler.

İletişim’in ortak değerlerini nasıl anlatırız o zaman okurlarımıza? Nedir bu farklı düşünen üç adamı bir araya getiren?

A.İ. Bir kere İletişim Yayınları bir yayınevi. Siyasi teşkilat değil. Dolayısıyla yayınevi olarak değerleri var. Bu esasen kitaba, fikre, yazara, okura değer vermektir.

İletişim’in ve Birikim’in yani bir siyasal ağırlığı var.

A.İ. Tabii hepimiz solcuyuz. Sosyalist gelenekte yer alan insanların bulunduğu bir yayıneviyiz. Demokrasiye, eşitliğe inanan, insanların sömürülmesine şiddetle karşı çıkan insanlar var burada.

Toplum Bilim derginiz var bir de, yılda üç tane çıkan...
A.İ. Sencer Divitçioğlu, Asaf Savaş’ın bağımsız olarak başlattıkları, 76 ya da 77’de ilk sayısı çıkan bir dergi Toplum Bilim. Bir iki sene sonra o derginin Birikim tarafından yayınlanmasını talep ettiler. Bir de Mete Tunçay’ın 83’te başlattığı Tarih Toplum dergisi var. Popüler ama kaliteli. 250. sayısında son verdik, çünkü benzerleri varolmaya başlamıştı. Şimdi hakemli, akademik bir tarih dergisine çevirdik Tarih Toplum’u.

Çocuklar için de kitap basıyorsunuz.

A.İ. Evet, çocuk kitaplarında hakikaten iddialıyız. Popüler bilim kitapları yapmaya çalışıyoruz. Fakat bunların satışında sıkıntı çekiyoruz. Çünkü burada başka bir dünya giriyor işin içine. Öğretmen ve okul dünyası. Bu kitapların satışı için başka bir ekip kurmak lazım. Ve orada...
M.B. Rüşvetleme işin içine giriyor.
A.İ. Evet. İşte bu da bizim içimize sinmeyen bir ilişki olduğu için girmiyoruz.

Rüşvetleme değil de belki ‘pohpohlama, sırtını okşama’ denebilir?

M.B. Yo yo onlar direkt bildiğimiz rüşvetleme.

A.İ. Okul idaresine, öğretmene; işte bazen kurumsal rüşvet bazen bireysel rüşvet. Bazen kurumsal, okula bağış gibi olabilir. Öyle talepleri var, bizim midemizin kaldırmadığı ilişkiler olduğu için onları yapamıyoruz, kitaplarımızı da satamıyoruz. Başarısız olduğumuz bir diğer alan çizgi roman, bir başka alan da çağdaş yabancı edebiyat.
M.B. Orhan Pamuk bambaşka bir gözle tarıyor, zaten hayatı bu. Orhan o işlerle uğraşırken farklı oluyor.

Artık uğraşmıyor mu?

M.B. Evet artık uğraşmıyor ve bunu yapacak kimse de yok.

Peki başkaları başarılı oluyor mu?

A.İ. Evet. Mesela Can Yayınları bu konuda çok başarılı.

Sizin, siyasi olarak bir şekilde bir öneminiz ve duruşunuz var Türkiye’de yıllardır. Bu nasıl etkiliyor yayınevinizi?

A.İ. Etkiliyor tabii. Bu hem handikaptır hem avantajdır zannediyorum. Çünkü bir kesim insan için biliyoruz ki, özellikle İletişim Yayınları’nda bu son 5-6 yıldan beri yaşanan bir yarılma var. Solda bir yarılma var. Laikçi - ulusalcı bir mecraya giden bir sol var. Onların gözünde mesela İletişim Yayınları’ndan çıkan bir kitap, mekruhtur. Ama bu, 20 sene önce böyle değildi. Ama dediğim gibi, sonuçta belli ilkelerimiz var. Biz kalkıp Turgut Özakman’ın kitabını, çok para kazanacağımızı bilsek de basmayız mesela. Zaten o da getirip bize önermez.
Ö.L. Fakat belli bir sol çevrede, ulusalcı dediğimiz sollar veya doğrudan doğruya ulusalcı, milliyetçi, ırkçı olanlar yani... Bizim zaten bu şekilde bir duvarımız var. Kendisini bu ulusalcılıkla tanımlayan sollar ve kendilerine sosyalist diyenlerle aramızdaki mesafe hakikaten kıvrılıyor. Bayağı kopmaya döndü yani bu iş. Türkiye’de liberal, dinci, muahafazakâr dünyada ciddi bir saygınlığımız var. Onlar bizim sosyalist olduğumuzu bilerek bize saygı gösterirler.
A.İ. Ortodoks Marksist diye tanımlayabileceğimiz, yani ben daha çok öyle tanımlarım, çevreler açısından biz ‘light marksist’ olarak değerlendiriliyoruz büyük ihtimalle.

Marksist diyorsa marksisttir; ligt’ı maytı mı olur marksistin?

A.İ. En azından öyle değerlendiriliyoruz. Bir de şöyle bir şey var, ortodoks marksizmi korumayı kendine misyon edinmiş bir kesim için Birikim Dergisi onların önünü kesen, rakip bir dergi olarak algılandı. Troçkistler için mesela öyledir. Tuğrul da öyledir. Değil mi Tuğrul?

E benim de kaygılarım var ama o başka bir şey şimdi yani. Vücudumun bu kadarı o tarafta duruyor ama öbür tarafta da ben dehşete kapılıyorum yani. Ben bu kadar rahat söyleyemezdim. Muhafazakârlar zaten belli, zaten iktidardalar... Bana ne yani.

A.İ. Ama bu bir olgu. Örneğin Fethullah Gülen Cemaati, biz Şerif Mardin’in Said-i Nursi üzerine yazılmış olan kitabını bastığımızda, çok büyük heyecan duydu. Gelip binlerce kitap alındı, falan. Biz onlara yaranmak için yapmamıştık bunu, Şerif Mardin’in kitabı iyi bir kitap olduğu için basmıştık.

Hiç bilinmeyen bir şey anlattı adam.

A.İ. Evet. Ardından birkaç sene sonra, Bayram Balcı, Türki Cumhuriyetler’deki Fethullah Gülen okullarını eleştirel biçimde inceleyen bir kitap getirdi bize. Doktora teziydi yanılmıyorsam, yurtdışında yapılmış. Bunu bastık ve o günden itibaren de Gülen Cemaati’ne yakın dağıtım şirketi bizden kitap almıyor. Dolayısıyla bu bizim için önemli değil. Biz ne onlara yaranmak için kitap basmıştık ne de onlara özellikle vurmak için.

‘Elif Şafak’ın gitmesini biz istemedik’
Yayınevi olarak yazar tercihinde hiç yanlışlık yaptığınızı düşündüğünüz oldu mu?

A.İ. Bir kere biz bir yazarın her kitabını gözü kapalı basmıyoruz. ‘Tuğrul Eryılmaz ne getirse basarız, Murat Belge ne getirirse basarız’ değil, çünkü Murat’ın yaptığı çalışmanın da kendi dikkatinden kaçan hataları olmuş olabilir. Onları göstermek yayınevinin, o kollektif aklının bir gereği görevi.

O kadar ciddi bir editörlük yapabiliyor musunuz?

A.İ. Her zaman yapamıyoruz.

Orhan Pamuk’a editörlük yapılabiliyor mu mesela?

A.İ. Tabii yapıyoruz. Ama Orhan talep ediyor bunu. Güzel olanı da bu. Orhan’ın da o dış göze ihtiyacı var. Zaten belki de iyi romancı, önemli romancı olmasının nedenlerinden bir tanesi de ‘Ben yazdım ve bundan sonra başkası dokunmasın’ dememesi.

Kaprisli değil mi?

A.İ. O konuda değil. O konuda çok çok ciddi yani. Roman iki, üç yılda yazılan bir şey. Başında bahsettiğiniz bir tarihi ortamı iki yıl sonra unutabilirsiniz. Oradaki tutarsızlığı romanı yazan kişi görmeyebilir. O zaman editör giriyor devreye.

Elif Şafak’la da çalıştınız değil mi?

A.İ. İlk romanlarını bizden yazdı.

Yani üzülmüyor musunuz Elif Şafak gitti diye?

A.İ. Biz gitmesini istemedik. Ama kendisi tercih etti başka bir yayınevine gitmeyi ve Metis’e geçti. Bizden mesela bir romanını basmadığımız için, veya herhangi bir ihtilafımız olduğu için gitmedi.
Ö.L. Bir de bazen şöyle bir şey oluyor. Bizde Orhan Pamuk, Yakup Kadri, Oğuz Atay ağırlığı var. Bazıları mesela bu isimlerin altında kendilerinin çok parlamadığını düşünüyorlar.

Yani bizi yeterince starlaştırmıyorlar düşüncesi mi?

Ö.L. Evet yani öyle bir gölgede kaldım izlenimi olabiliyor. Ya da mesela yeterince parlamadım denebiliyor. Bazen de insanlar öyle tekliflerle karşılaşıyorlar ki, hayır diyemiyorlar. Siz o insana da kızamazsınız.
M.B. Daha çok reklam istiyor, daha çok tanıtım istiyorlar. Yani İletişim de birinci kaygısı edebiyat olan bir yayınevi değil hâlâ. Onun için de buralarda aslında yazara da hak verecek bir durum da olabiliyor. (Radikal)


    ETİKETLER:

    Orhan Pamuk

    ,

    MURAT BELGE