Belle & Sebastian zor zamanda yine imdada yetişti!

Belle & Sebastian zor zamanda yine imdada yetişti!
Belle & Sebastian zor zamanda yine imdada yetişti!
2013 konserini "İstanbul'un bu kadar eğlenceli olduğunu bilseydik daha önce gelirdik" diye bitiren Belle and Sebastian, arayı fazla açmadan yeniden İstanbul'daydı. Dün gece 25. Akbank Caz Festivali kapsamında Volswagen Arena'da sahneye çıkan İngiliz grup, samimi performanslarıyla zor zamanlarda bize dansı, eğlenmeyi ve en önemlisi kendimizi unutmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
Haber: BARAN ALP UNCU - baran.alp.uncu@gmail.com / Arşivi

Belle & Sebastian İstanbul seyircisinin önüne ilk 2013 yılının Ağustos ayında çıkmıştı. Farklı bir zamanda verilmiş farklı bir konserdi. Gezi’nin heyecanı henüz taptazeydi. Aynı zamanda, yaşanılan zorluklar da olağanca “şiddetiyle” devam etmekteydi. Belle and Sebastian ise bir geceliğine de olsa eğlenceli ve samimi halleriyle bir an için durup nefes almayı ve eğlenmeyi hatırlatmışlardı izleyenlere.

Ve 2013 konserini “İstanbul’un bu kadar eğlenceli olduğunu bilseydik daha önce gelirdik” diye bitiren Belle and Sebastian arayı fazla açmadan tekrar İstanbul’da Akbank Caz Festivali kapsamında geçtiğimiz akşam sahne aldı. Yine farklı bir zamanda ve yine –daha öncekine benzer- farklılıkta bir konser vererek. Malum, herkesin kafası katliamlarla, yoğun şiddetle ve Türkiye’nin içinde bulunduğu “Olağanüstü Seçim Hâli”nden mütevellit “ne olacak memleketin durumu?” sorusuyla meşgul. Belle & Sebatian konseri ise tüm bunlara –müzik diliyle- anlık bir es vermenin imkanını sağladı.
Aslında bir Belle & Sebastian konserini siyasi iklimi arka plana alarak anlatmak garip gelebilir. Gerçi, son dönemde İskoçya’nın bağımsızlığına destek veren ve Suriyeli mültecilere yardım konseri düzenleme işine soyunan grubun üyeleri, siyasi meselelere olan ilgilerini gittikçe arttırmakta. Ancak, Belle & Sebastian hiç bir zaman şarkılarında öyle büyük laflar edip, kör göze parmak siyasi mesajlar veren bir müzik grubu olmadı. Genellikle, kısacık şarkılara koca hikayeler sığdırıyorlar. Bunların her biri, ilişkiler yaşayan/yaşayamayan, olgunlaşan/çocuklaşan insanların hayal kırıklıkları ve umutlarıyla bezenmiş hikayeleriyle dolu. Farklı olması nedeniyle okulda arkadaşları tarafından ezilen, dışlanan bir öğrenciden (“Lord Anthony”), hayatın çıkmaz sokaklarında dolaşan bekar anne bir garsona (“Dear Catastrophe Waitress”) kadar farklı karakterler şarkı sözlerinin baş kahramanı olabiliyor. Öte yandan din ya da modern hayat gibi büyük sorulara da atıf yapan bu şarkı sözleri zaman zaman gündelik siyasi meselelere de temas etmeden geçmez. Aynen son albümlerindeki, bir genç kızın Ortadoğu’daki şiddet ve bombalamaları nasıl gördüğünü anlatan “Allie” isimli parçalarında olduğu gibi. Kısaca, hemen hepsi grubun vokalisti ve lideri Stuart Murdoch’a ait parçalar, siyasetin içeriğinde bulunan ne varsa insanların gündelik hayatından ve gözünden anlatmayı ihmal etmez.


Dün akşamki konsere gelirsek... Bu yıl çıkan “Girls in Peace Time Want to Dance” isimli albümleriyle girdikleri yeni yolun etkisi oldukça hissedildi. Dans etmeyi ve ettirme işini bugüne kadar yeterince yerine getiremediklerini düşünen Murdoch, son albümlerini 80’lerin synthsizer merkezli pop ve diskosuyla donatmıştı. Tabi, kendilerine has indie-folk soundlarına halel getirmeden.
Konserde de son albümlerinde yer alan “Allie”, “Perfect Couples”, “The Party Line” ve –Murdoch’un kronik hastalığı nedeniyle yaşadıklarını anlattığı bugüne kadar ki en kişisel sözlere sahip- “Nobody’s Empire” parçalarını birbiri ardına sıraladılar. Ancak, klasikleşmiş ve kült olma yolunda ilerleyen ‘eski’ parçalarından da mahrum bırakmadılar. Zaten konserin başlarında seyircilere “Çoğunuzun çok genç olduğunuzu görüyorum. Sanırım son albümden parçaları dinlemek istersiniz; çünkü diğerleri yazıldığında birçoğunuz doğmamıştı bile” şeklindeki sözlerine sayısı iki bin civarında olan kitlenin verdiği tepki buna izin verilmeyeceğini gösteriyordu. Sonrasında gelsin “Seeing Other People”, “Expectations”, “The Stars of Track and Field”, “Piazza, New York Catcher” ve diğerleri.
Konser boyunca, Stuart Murdoch’ın seyirci ile kurduğu sıcak ilişkiden de hiçbir şey kaybetmediği gözden kaçmadı. Bir noktada 2 sene önceki konserde “Sukie in the Graveyard” parçasında sahneye fırlayarak dans eden genç kadını, önce sahneye çağırdı. Sonra da seyircilerin arasına dalıp aramaya koyuldu.


Belle and Sebastian konserlerinin neredeyse ritüel hâline gelen vazgeçilmez anlarına gelirsek...
Bunlardan birincisinde, seyirci sahneye yine “The Boy With the Arab Strap” eşliğinde beraber dans etmeye ve şarkı söylemeye davet edildi. Ancak daha önceki konserlerinde zaman zaman “Boş verin cep telefonlarıyla resim çekmeyi; ânı yaşayın” şeklinde uyarılarda bulunan Murdoch bu defa genç seyircilerin önlenemez selfie çekme isteğine teslim olmuş gibiydi.
Diğer bilindik an ise, biste hep bir ağızdan söylenen “Get Me Away From Here, I’m Dying” idi.
Yazının sonunu başa bağlarsak, Belle & Sebastian samimi performanslarıyla yine farklı –ve zor- zamanlarda bize dansı, eğlenmeyi ve en önemlisi kendimizi unutmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı.